Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
kule reklam
kule reklam
Header reklam
Buket Çimen

MUTLULUK

Mutluluk, evleri ziyaret etmeye karar vermişti. Dünya’da mutluluğu sevmeyen yoktu. O yüzden hangi evin kapısını çalarsa çalsın, ev sahibinin kendisini büyük bir memnuniyetle karşılayacağından emindi. Ancak mutluluk, insanların kalplerinde gerçekte ne olduğunu bilmek istiyordu. Bu nedenle tıpkı yoksul bir adam gibi giyindi. Kendisine kim olduğu sorulduğundaysa;

‘’Yoksul bir adam’’ diye yanıtlayacaktı.

Perişan görünümüne rağmen kendisini kim kabul ederse o kimsenin evine mutluluk bırakacaktı. Mutluluk evleri dolaşmak üzere yola koyuldu. Bahçesinde köpek beslenen bir ev gördü ve kapısının önünde durdu. Ev sahibi elbette gelenin mutluluk olduğunu bilmiyordu. Kapı önünde yoksul birini görünce ‘’sen kimsin?’’ diye sordu. ‘’efendim, ben yoksul bir adamım’’ diye yanıtladı mutluluk. Ev sahibi: ‘’yoksul bir adam mı? Çabuk kaybol!’’ diye yanıtlayan ev sahibi kapıyı mutluluğun yüzüne kapayıverdi. Üstüne üstlük evin köpeği de sanki misafiri kovarcasına sert sert havlamasın mı?

Kapıdan kovulan mutluluk mecburen başka bir evin yolunu tuttu.  Bu kez bahçesinde tavuk beslenen bir eve girdi. Ev sahibi sanki hayatta en nefret ettiği kişiyi görmüşçesine öfkelendi ve kapıyı mutluluğun yüzüne kapayıverdi. Bahçedeki tavuk da adamın kendisini götürmesinden endişe etmiş olmalı ki acı acı gakladı.

Bu evden de kovulan mutluluk bu defa bahçesinde tavşan beslenen bir eve girdi. Ev sahibi ‘’sen kimsin?’’ diye sordu. ‘’Efendim, ben yoksul bir adamım’’ , ‘’yoksul bir adam mı’’ bekle öyleyse’’ diye yanıtlayan ev sahibi mutluluğu baştan aşağı inceledikten sonra içeriden pirinçli köfte ve yanında turşu getirip mutluluğa uzattı. O sırada bahçedeki tavşan da keyifli bir şekilde öğle uykusunu uyuyordu. Mutluluk ev sahibinin kalbinde olanı öğrenmişti. Mutluluk çok sevinçliydi büyük bir neşe içinde tavşanlı eve mutluluk bırakıp gitmişti. Bazen bir pirinç köftesi ve bir dilim turşu bile insanın kalbinin derinliklerini anlamak için yeterliydi…

Japon edebiyatının en değerli eserlerini kaleme almış, eserlerinde insan ruhunun derinliklerine inebilmiş pek kıymetli yazar Toson Şimazaki’nin Mutluluk kitabından alıntıladığım bu hikayede insanların kalbindeki yerimizi görebilmemiz için mutluluğun yaptığı gibi sosyal kimliğimizden, statülerimizden, duruşumuzdan, çevremizin onaylayıp onore olduğu başarılarımızdan arınıp kimsenin sevmeyeceği bir kimliğe bürünecek o kimselerin kapılarını çalacak olsak çevremizde kaç kişi kalırdı sizce sevgili okur? Epey üzücü bir tablo ile karşı karşıya kalabilirdik zannımca ve kimi zaman kaldık da.

Güçlü durmak, iyi görünmek, iyi giyinmek, etrafımızda kocaman bir duvarla gezmek… İnsanlığın bir hastalığı değil de nedir? Dazai ‘’görünürde her zaman gülümsüyor olsam da içeride çaresiz bir mücadele ile debeleniyorum’’ der. Hayatta zor zamanlar geçirmek ne ayıp ne de günah sevgili okur. Geçer. Var olun.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER