Sokaklara taşan heyecan, okul bahçelerinde tutulan nefesler, sınıf kapılarında biriken beklentiler… Evet, karne tatili yaklaşıyor.
Ama o bahçelerde koşan çocuklar sanıldığı kadar eşit değil.
Kimi öğrenciler başarı belgelerini gururla taşıyacak, kimi ise notların ağırlığı altında nefes almaya çalışacak.
Ve evet, hepimiz biliyoruz ki, aynı sınıfta oturmalarına rağmen aslında hiçbir çocuk aynı çizgiden başlamıyor.
Bugün eğitim sisteminde en yüksek sesle konuşmamız gereken kavramlardan biri, belki de en sert yüzümüzle hesaplaşmamız gerekeni, fırsat eşitliği.
Kâğıt üzerinde her çocuğun eşit hakları vardır. Peki, gerçek hayat ne söylüyor?
Bir öğrencinin evinde kendine ait çalışma masası, hızlı interneti, sayısız kaynağı bulunurken; bir diğer öğrenci ödevini mutfak masasında, gürültü ve sorumlulukların ortasında yapmak zorunda kalıyor.
Bir çocuğun arkasında destek olan bir aile dururken; başka bir çocuk, koca bir yılı tek başına göğüslemeye çalışıyor.
Ve bütün bunların sonunda, biz bu çocuklara aynı karneyi, aynı ölçütleri dayatıyoruz.
Sonra da sonuçların adil olduğuna inanıyormuş gibi yapıyoruz.
Elbette karne önemlidir; bir yılın emeğini gösterir.
Ama bazen bir çocuğun notu, sahip olduğu gerçeğin değil, sahip olamadığı imkânların sonucudur.
Fırsat eşitliği yoksa karne, başarıyı değil, sistemin adaletsizliğini yüzümüze vurur.
Tam da bu yüzden, karne döneminde çocukları köşeye sıkıştırmadan önce unutmamız gereken değil, hatırlamamız gereken bir gerçek var:
Karne, çocuğun kim olduğunu söylemez; yalnızca hangi şartlarda mücadele ettiğini gösterir.
Ve o şartların en görünür izlerinden biri beslenme çantalarındadır.
Asgari ücretle geçinen bir annenin çocuğunun çantasına koyabildiği ile daha rahat bir ailenin sunduğu arasında uçurumlar vardır.
Bir çocuk okula tok giderken, diğeri günü kuru ekmekle geçirebiliyor.
Sonra da biz bu iki çocuğun aynı sınavdan, aynı dersten, aynı başarıdan sorumlu olmasını bekliyoruz.
Velilere düşen görev, kapı zili çaldığında yalnızca sonuçları değil, çabayı görmek;
Öğretmenlere düşen görev, eksikleri cezaya değil desteğe çevirmek;
Yetişkinlere düşen görev ise, artık susmadan, oyalanmadan, bahanelere sığınmadan adil bir eğitim sistemi talep etmektir.
Karne tatiline giderken kendimize tekrar sormaktan kaçamayız:
Tüm çocuklar aynı noktadan mı başlıyor, yoksa bazıları daha en başından geride mi bırakılıyor?
Cevabı hepimiz biliyoruz.
Ve tam da bu yüzden, fırsat eşitliği bir temenni değil, bir zorunluluktur.
Bu haber 327 kez okundu.

Merhaba HOCAM,Kalemi güzel,kendisi,hoş,yiğit Hocam hem ögrençocuklara,hem velilere hem ögretmenlerine hemide bizleri yönetenlere güzel mesaj vermişsin,yazılarının devamını en içden saygı ve sevgilerimle bekliyoruz.👍🌹🤲
Sevgiler kardeşim yüreğine emeğine sağlık diliyorum.