Arama Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Reklam
Reklam
Turgay Delibalta
Turgay Delibalta

İyiliğin Koruyucu Bariyerleri: Sivil Toplumda Etik, Ahlak ve Disiplin

Sivil Toplum Kuruluşları (STK) ve gönüllü birlikler, kâr amacı gütmeyen, gücünü toplumdan alan ve toplumsal faydayı merkeze koyan yapılardır. Bu tür organizasyonların en büyük gücü toplumun ve gönüllülerin kuruma duyduğu sarsılmaz “güven” duygusudur. Bu güveni inşa eden ve sürdürülebilir kılan temel omurga ise ahlaki değerler ve etik ilkelerdir. Peki, bu denli önemli olan STK’larda Ahlak ve Etik Ne Anlama Gelir? Bireysel ahlak, kişinin kendi vicdani doğrularını ifade ederken; kurumsal etik, bir organizasyonun tüm üyeleri tarafından kabul edilen ve uygulanan profesyonel davranış standartlarıdır. Gönüllü kuruluşlarda etik; alınan kararların gerekçeleri, projelerin nasıl yürütüldüğü ve gönüllü emeğinin nasıl değerlendirildiği konularında açık olunmasını gerektiren şeffaflık ve hesap verebilirlik üzerine kuruludur. Üyelerin veya yöneticilerin, kurumun imkânlarını ve nüfuzunu kendi şahsi veya siyasi prestijleri için kullanmaması, çıkar çatışmasından şiddetle kaçınması esastır. Dil, din, ırk ayrımı yapmaksızın tarafsızlık ilkesiyle hareket edilmeli ve yardım edilen dezavantajlı kişi veya grupların onurunu zedelememek adına mahremiyet, ahlaki bir zorunluluk olarak korunmalıdır.

Gönüllülük alanında iyi niyetin arkasına sığınılarak yapılabilecek bazı ihlaller, kurumun varlık amacına doğrudan ihanettir. Bu yüzden Ahlak İhlali ve Taciz: Sınırların Aşılması konusunda çizgilerin çok net çekilmesi şarttır. Ahlaki İhlal Örneği (Güç İstismarı) olarak verebileceğimiz durumlar oldukça vahimdir: Bir gönüllünün, kurumun kendisine sağladığı dezavantajlı kişilere ait iletişim veri tabanını, kendi özel ilişkileri, sosyal statü arayışı veya kişisel merakı için izinsiz kullanması ciddi bir ahlaki ihlaldir. Yardım alan kişinin içinden geçtiği zor durumu veya çaresizliği kullanarak ondan kişisel düzeyde karşılık veya sadakat beklemek, var olan güç dengesizliğini ahlaksızca istismar etmektir. Daha da kritik ve asla taviz verilmemesi gereken mesele ise tacizdir. Taciz Örneği (Psikolojik ve Cinsel): Taciz yalnızca fiziksel bir boyutta yaşanmaz. Kurum içinde yetki sahibi kıdemli bir yöneticinin veya eski bir gönüllünün, yeni katılan bir gönüllüye mesai saatleri dışında sürekli olarak rahatsız edici mesajlar atması, rızası dışında özel hayatına dair ısrarlı sorular sorması (psikolojik taciz), sahada destek verilen savunmasız bir bireye sözlü olarak uygunsuz imalarda bulunması veya iyilik maskesi ardına saklanıp STK’da edindiği yeri kullanarak cinsel tacizde bulunması kesinlikle tolere edilemez net ihlallerdir.

Tüm bu etik ilkelerin soyut kavramlar olmaktan çıkıp günlük işleyişe ve pratiğe dönüşmesi ise ancak Davranış Kuralları ile mümkündür. Kurum içindeki diğer gönüllülerle ve sahada karşılaşılan insanlarla iletişimde nezaket ve kişisel alanlara saygı esas alınmalı; mobbing (bezdiri), hiyerarşik baskı veya şiddet kesinlikle yasaklanmalıdır. Unutulmamalıdır ki gönüllülük, “istenildiğinde bırakılan bir hobi” değil, taahhüt edilen işin kaliteden ödün verilmeden yapıldığı ciddi bir sorumluluk bilincidir.

Bu noktada akla haklı olarak şu soru gelir: Gönüllülükte Disiplin Kuralları Neden Gereklidir? Genel yanılgının aksine, insanların bu işi “iyilik için” ve “ücretsiz” yapıyor olması, disipline ihtiyaç duyulmadığı anlamına gelmez. Tam tersine, disiplin mekanizmaları kurumun misyonunu ve iç barışını korumak için hayati öneme sahiptir. Etik dışı davranan, örneğin sahada faydalanıcılara karşı istismara varan davranışlar sergileyen veya takım arkadaşlarına psikolojik şiddet uygulayan tek bir kişi, kurumun yıllarca iğneyle kuyu kazarak inşa ettiği güveni bir günde yerle bir edebilir. Kurallar net olduğunda ve herkes için eşit uygulandığında adalet sağlanır; bu da kurum içi barışı ve gönüllülerin kendini güvende hissetmesini artırır. Sözlü veya yazılı uyarıdan başlayarak, sahadan çekilme ve üyelikten tamamen çıkarmaya kadar giden kademeli yaptırım süreçleri, yöneticilerin keyfiliğini önler ve adil bir sistem kurar.

Sonuç olarak; sivil toplumda gönüllülük asla başıboşluk anlamına gelmez. Aksine, yüksek bir ahlaki olgunluk ve çok güçlü bir otokontrol gerektirir. Hem toplumun hem de bu kurumlara liderlik eden yöneticilerin unutmaması gereken temel gerçek şudur: Etik ilkeler ve disiplin kuralları, gönüllülerin hevesini kıran engeller değil; özellikle dezavantajlı grupları ve gönüllülerin kendi psikolojik/fiziksel sınırlarını koruyan en önemli güvenlik bariyerleridir. Bu bariyerler olmadan, hiçbir iyilik hareketi menziline sağlıkla ulaşamaz.

 

 

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir