Sularımızdan pis kokular geliyor!

20. yüzyılın başlarında toplumları ve ülkeleri şekillendiren fikir ve etnik akımların dışında özellikle; Ortadoğu, Mezopotamya ve Kafkaslarla içiçe olan Anadolu coğrafyası ve çevre ülkelerin sınırlarının değişmesi ile sonuçlanan savaşların temel nedeni başta petrol olmaz üzere yer altı ve yer üstü enerji kaynaklarıdır.

21. yüzyılda ise toplumlar ve ülkeleri yaşamsal boyutlarda iki şey etkileyecektir. Birisi su kaynakları diğeri de tohum. Bu yüzyılda istesek de istemesek de meydana gelebilecek savaşlar, su savaşları olacaktır. Bu kaçınılmaz gerçeği görmek için yanı başımızda, sınırlarımızda bizi de doğrudan etkileyen gelişmeler bakmak ve görmek yeterlidir.

Eğer su kaynaklarımızı tarımsal sulamadan içme ve kullanma suyuna varıncaya kadar şuursuzca, kirleterek harcamaz; koruyarak kullanmanın yanında, ülke ve toplum olarak yerel tohumlarımızı da koruyarak, gelecek kuşaklara aktarabilirsek bu yüzyılda sağlıklı yaşayan bir toplumun oluşturduğu Türkiye olabiliriz. Aksi durumda ülkemizi ve milletimizi büyük tehlikeler beklemektedir.

***

Geçtiğimiz günlerde beraberinde büyük tartışmaları da getiren  DSİ’nin bağlı olduğu Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli ile Katar Enerji İşleri Bakanı Saad Bin Sherida El Kaabı arasında imzalanan ‘Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Katar Devleti Hükümeti Arasında Su Yönetimi Alanında İşbirliği Mutabakat Zaptı’ anlaşması imzalandı. Lakin bunun detayları ve neleri kapsadığı kamuoyuna doyurucu bir şekilde henüz açıklanmış değil.

 Katar’ın yeterli içme suyu kaynakları bulunmayan, deniz suyunu arıtarak kullanan bir ülke olduğu göz önüne alınırsa hangi suyun yönetimi konusunda mutabakat imzalandığını anlamak zor değil.

Daha şimdiden somut örneklerini görmeye başladığımız hatalı su politikalarının faturası yakın gelecekte çok daha ağır olabilir.  

Türkiye’de su konusundaki tablo çok da iç açıcı değilken Katar’la yapılan su anlaşmasının başlığı bile oldukça düşündürücü. Türkiye’nin barajlarındaki doluluk oranı bugün itibari ile yüzde 33 civarında. Bir başka deyişle özellikle Türkiye’nin büyük kentlerinde beklenen yağışlar gelmezse birkaç ay yetecek su bulunuyor. Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’nin açıklamasına göre yağış olmaması durumunda Ankara ve İzmir’deki barajlarda 5 ay, İstanbul’da ise 3 ay yetecek içme suyu var.

Bu tabloyu onlarca örnekle detaylandırmak mümkün. Konya Ovasındaki yeraltı sularının ölçüsüzce kullanılmasına bağlı olarak hızla artan obruklar, havzalar arası su transferleri ve Göller Bölgesindekiler başta olmak üzere birer birer kuruyan ya da kuruma aşamasında olan göllerimiz. HES’ler yüzünden suyu çekilerek adeta hayalet vadilere dönüşen nehirlerimiz, derelerimiz Türkiye’nin tatlı su kaynaklarının akılcı ve doğru biçimde yönetilemediğini ortaya koyuyor.

Bu tablo ortadayken Katar’la yapılan “Su Yönetimi Alanında İşbirliği Mutabakat Zaptı”nın ne anlama geldiği ve detayları kamuoyu ile henüz paylaşılmadı. Bununla ilgili edindiğimiz bilgilere göre Katar’la yapılan anlaşmanın ana hatları su kaynaklarının korunması, su politikaları ve buna bağlı kalkınma stratejilerinin belirlenmesi, su kalitesi, doğal ve yapay beslenme gibi konuları içeriyor. Yeraltı suları ile birlikte gıda güvenliği de anlaşmanın ana başlıkları içinde yer alıyor.  

Türkiye’nin Katar’la yaptığı anlaşmanın benzerlerinin başka ülkelerle de yaptığı belirtiliyor. Listede Pakistan, Irak, Arnavutluk, Makedonya, Bulgaristan ve bazı Afrika ülkeleri var. Katar’ın durumu ise bu sayılan ülkelerden farklı. Katar bir çöl ülkesi ve içilebilir tatlı su kaynaklarına sahip değil. 

Tarım ve Orman Bakanlığı’nın Katar ile yapılan su konusundaki anlaşmanın içeriğinin ayrıntılarını kamuoyu ile paylaşması ve bu anlaşmanın Türkiye’den Katar’a su teminini içerip içermediği sorusuna açıklık getirmesi gerekiyor.

Getirsin ki sularımızdan gelen pis kokular ortadan kalksın!

***

Son söz; Ülkemiz ve ilimizdeki akarsu ve göllerimiz bir vücutta bulunan atar damarlar gibi, diğer su kaynaklarımız ise kılcal damarlar gibidir. Eğer bu kaynaklarımızı koruyamaz, verimli kullanamazsak, ülkemizin ana ve kılcal damarlarındaki kılcal damarlarından kanın çekilmesi anlıma gelir. Bu kan akışı olmadan da bir ulus yaşayamaz.(Kaynak: Dış Kuyular-Hüseyin Atılgan Muğla, 2018, Yusuf Yavuz-Odatv

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.