“Müslüman yok mu bu ülkede? “
Sarılıp sım sıkı
“ yok teyzeciğim, senin bildiğin Müslümanlardan kalmadı artık bu memlekette” demek isterdim, yanında olsaydım.
Elimde cep telefonu, reels izliyorum. Ordu’nun Perşembe yaylasında yaşlı bir Karadeniz kadını.Geleneksel kıyafeti elinde bastonuyla tarlasında geziniyor ve soruyor :
“Müslüman yok mu bu ülkede?”Ne bu? Neymiş bu? Bu adamlar niye yapmışlar? Nerden Gelmişler? Biz bunların memleketlerine gidiyoruz da şeylerini sularını kesiyormuyuz? Biz bişey arıyozmu? Gidin çalışın madenlerde. Allah Allah, gidin çalışın madenlerde. Allah Allah! Şu adamlara bak ya! Kimsiz ya siz? Tövbe Tövbe Yarabbi. Sen devlet olmayın adam mı yiyon. Beni götürse bır ay koymuyo ne yapcen beni koysen bi yatırı goyuveriyo. Ne yapcen bana ekmek mi yorucen? Tövbe yarabbi, Tövbe Estağfurullah.”
Diğer bir kadın: “Meclisin habarı var mı bundan?”
Kalabalıktan bir adam: “Ya muhtarları satın alıyorlar çünkü yüksek bir iddia”
Yaşlı teyze sondaj çalışması için çalışanları göstererek: “Muhtarları bunlar satın alıyor bunlar”
Kalabalıktaki aynı adam :” iyi niyetli muhtarları tenzih ediyom” tekrarlıyor “ “iyi niyetli muhtarları tenzih ediyom, ama Türkiye genelinde öyle satın alınan muhtarlar var ki”
Bir diğer adam:”Burda da var, üç -beş tane muhtar ya var ,ya yok.
Yok öyle şey”
Pek güzel izledim, reels videosunu, durdurup durdurup , tekrar izledim. Yaşlı teyzem 80’ li yaşlarında, öfkeli ve anlam verememiş vaziyette. Belli ki maden çalışması için sondaj çalışmaları başlatılmış, her yer kazılmış , kepçeler çalıştırılmış ve bundan dolayı köylerin suyu kesilmiş.Teyzemin serzenişinden anladığım kadarıyla yabancı bir şirket almış bu sefer ruhsatı…
Hiç yabancı olmadığımız, aksine son zamanlarda çok sık rastladığımız bir manzara.
Canım memleketimin paha biçilmez güzellikteki, köylülerin geçim kaynağı, hayvanların otladığı,temiz havanın bol bulunduğu bir yaylanın daha; hesapsızca maden arama çalışması için tekrar talan ediliyor olması. İsyan buna.Köylüler yorumcu yaşlı teyzem ise isyankar.
Korkuyorum memleketim için, yeşillikler griye boyandı, talan edildi.
Hemen hemen her gün memleketin bir köşesinde maden şirketi çalışanları ve köylüler karşı karşıya geliyor , sık sık “köylülerin direnişi” filmini seyrediyoruz. Toprağını koruyan köylülerimiz, çok masumane bir tavırla, devletinden yardım bekliyor. Şirketlerin kendi köylerine, çözüm bekledikleri devleti izin vermediği takdirde el koyamayacaklarını ne yazık ki bilmiyorlar ya da yakıştırmıyorlar böyle bir şeyi. Çünkü bizim kültürümüzde “devlet baba” denilen baba gibi koruyup kollayan bir kavram var. Devlet Baba bizi tehlikelere karşı korur, kollar ve adildir.
“Müslüman yok mu bu memlekette” diye sorarken yaşlı teyzem de işte tam olarak bunu kastediyor; arkasında devlet baba gücünü hissetmek istiyor, ama yok.
Ormanlarımız yandı , doğal yaşam alanı neredeyse kalmadı. İklim krizi ve değişen hava olayları her geçen gün artıyor; absürdlük var bu işte. Mayıs ayında kış yaşıyoruz; fırtına ,sel hâtta kar yağışı. İklim bu kadar şaşırmışken, şaşkınlığa hesapsız kitapsız uygulamalarla çanak tutuyoruz.
Orman yangınları. En çok yangın üzüyor beni ; her ağaç yanarken ben de yanıyorum. Acıyor her yanım. Yavrusunu yangında kaybetmiş bir koyunun boynuzunu duvara öylece yaslaması ve depresyona girmiş olması, patileri yanmış sincaplar, tavşanlar… gövdesinde kor olup içten içe yanan ağaçlar, kaçmaya çalışan geyikler, kuş çığlıkları, doğal habitatın asıl sahipleri hayvanların yanmaları …
Bu görüntüler ve sesler ne zihnimden ne de kulaklarımdan gitmiyor. Saplandı kaldı.
Maden arayışına ; yeraltı ve yer üstü kaynaklarımızın memleketin yararına , kişi başı milli gelirimizin yani toplumsal refaha katkıda sağlayacak olmasına
( ki sağlar mı bu da ayrıca tartışılır) karşı değiliz ; ama bu hesapsızca kitapsızca yapılan ve yeterince kâr ziyan , memleket için, eksi artısı dengeler mi yoksa birbirini götürür mü değerlendirmesi yapılmadan, şirketlerin ruhsatlandırılması ;
işte buna karşıyız yurttaş olarak ; vatandaşlık hakkı sahibi olarak.
Ormanlarımızın yakılışına , önlem alınmayışına ; yeterince yangın söndürme aracının bulundurulmayışına karşıyız.
Bu boşvermişliğe karşıyız.
Devletin koruyucu ve şefkatli elinin vatandaşa uzanmamasına karşıyız.
Yurttaş olarak yalnız kalışımıza karşıyız.
Vatanımızın öyle ya da böyle talan edilişine karşıyız.
Bize layık görülen enflasyonlu yaşam tarzına karşıyız.
Sahipsiz oluşumuza karşıyız.
Memleket hepimizin değil mi yoksa?
Aynı gemide miyiz ? Bu bu da bilmiyorum ; aynı gemideysek bile ; azınlık, VIP güvertesinde ,çoğunluk, geminin kargo bölümünde. Tam olarak böyle. Bir kasırga çıksa ve gemi batma tehlikesi ile karşı karşıya kalsa ; VIP’ler botlara atlayıp filo filo kurtulurlar , biz kargodakiler ise gemiyle birlikte denizin derinliklerinde buluruz kendimizi.
Biz öldük.
Siz ise başka bir adaya ayak bastınız; yeni hayat için oradasınız.
Hani ; hepimiz aynı gemideydik!
Açıklama: VIP ( very important person) İngilizce bir kelime; Türkçede de kullanılıyor artık, anlamı “çok önemli insan”
Saygılarımla.

YORUMLAR