Arama Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Turgay Delibalta

Dayanışma mı, Gösteriş mi? Ramazan, Pahalılık ve Deprem Üzerine

Bu ülkede en çok konuştuğumuz iki kavram vardır: din ve dayanışma. Zor zamanlarda nasıl kenetlendiğimizi anlatmayı severiz; yardımseverliğimizle, misafirperverliğimizle övünürüz. Söz konusu değerler olduğunda kimse geri durmaz. Ancak mesele günlük hayata geldiğinde, söylediklerimizle yaptıklarımız arasındaki mesafe giderek büyüyor.

Ramazan ayı bunun en görünür örneğidir. Paylaşmanın, ölçülü olmanın ve nefsi terbiye etmenin zamanı olması gereken bu ay, ne yazık ki her yıl biraz daha tüketim yarışına dönüşüyor. Market fiyatları yükseliyor, sofralar büyüyor, gösteriş artıyor. Bir yanda pahalılıktan yakınanlar, diğer yanda sosyal medyada sergilenen uzun masalar, ihtişamlı iftar davetleri… Sormak gerekiyor: Bu kadar şikâyet ettiğimiz pahalılığın bir parçası biz değil miyiz?

Eskiden yardım sessiz yapılırdı. Komşuya gönderilen bir tabak yemek, bir reklam unsuru değil, insanlık borcu sayılırdı. Şimdi ise iyilik bile görünür olmadığında eksik kalmış gibi hissediliyor. Yardımın kendisi değil, fotoğrafı dolaşıma giriyor. Oysa dayanışma, alkış beklediği anda anlamını yitirmeye başlar.

Depremler ise toplumun aynasıdır; neyi gerçekten yaşadığımızı, neyi sadece söylediğimizi ortaya çıkarır. 1939 Erzincan Depremi’nde insanlar yokluk içinde birbirine omuz verdi. 1999 Marmara Depremi’nde binlerce kişi tanımadığı insanlara kapısını açtı. 2023 Kahramanmaraş depremlerinde de milyonlarca insan yardıma koştu, büyük bir vicdan hareketi doğdu. Fakat aynı günlerde çadır satanları, kiraları katlayanları, acıyı fırsata çevirenleri de gördük. İşte tam burada durup düşünmek gerekiyor: Dayanışmayı zedeleyen birkaç kişi mi, yoksa sessiz kalan çoğunluk mu?

Bugün yaşadığımız pahalılık yalnızca ekonomik bir mesele değil; aynı zamanda ahlaki bir mesele. Çünkü fırsatçılık sadece büyük krizlerde değil, günlük hayatın küçük tercihlerinde de başlıyor. Bir ürünü gereksiz yere pahalıya satmak, ihtiyacından fazlasını almak, gösteriş için tüketmek… Bunların her biri zincirin bir halkası.

Bir başka gerçek ise şu: Toplumlar yalnızca kriz anlarında değil, kriz sonrasında da sınanır. İlk günlerde yükselen dayanışma duygusu zamanla yerini unutkanlığa bırakırsa, yaşanan acılar kalıcı bir ders olmaz. Deprem bölgelerinde hayat normale dönmeye çalışırken, gündem değişip kameralar çekildiğinde asıl sorumluluk başlar. Gerçek dayanışma, afetin sıcak günlerinde değil, aylar ve yıllar sonra da aynı duyarlılığı sürdürebilmektir.

Toplum dediğimiz şey, soyut bir kalabalık değil; tek tek bireylerin toplamıdır. Bu yüzden değişimi hep başkasından beklemek kolaycılıktır. Gösterişli iftar sofralarına alkış tutmazsak, yardımı sessizce yaparsak, ihtiyaç sahibini gerçekten gözetirsek belki bir şeyler değişebilir. Çünkü gösteriş, seyircisi oldukça büyür; ilgi azaldığında ise söner.

Çocukluğumdan kalan bir hatıra, bugünün tartışmalarına en sade cevabı verir. Annem, evde ne varsa komşuya götürürdü. Çoğu zaman peştemalinin altında, kimse görmeden. Bunun için Ramazan’ı beklemezdi; yardımlaşma onun için takvime bağlı bir davranış değildi. Belki de asıl mesele tam burada: Biz paylaşmayı bir döneme mi sıkıştırdık, yoksa hayatın içinden mi çıkardık?

 

Bugün kendimize dürüstçe şu soruyu sormamız gerekiyor: Dayanışma gerçekten yaşadığımız bir değer mi, yoksa yalnızca dilimize yerleşmiş bir alışkanlık mı? Eğer hâlâ bu toplumun vicdanına inanıyorsak, işe büyük sözlerden değil, küçük ama samimi davranışlardan başlamak zorundayız. Çünkü gerçek dayanışma, gösterilmeden yapılan ve karşılık beklemeyen dayanışmadır.

 

Bu haber 42 kez okundu.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER