İnsanların doğdukları yere yönelik özlem duygusu, yüzeysel bir nostaljiden çok daha fazlasını ifade eden, psikolojik ve kültürel yönleri bulunan karmaşık bir olgudur. Bireyin kimliği, yaşamının erken dönemlerinde şekillenir ve bu süreçte içinde büyüdüğü fiziki ve sosyal çevrenin etkisi belirleyicidir. Konuşulan dil, kazanılan davranış kalıpları, aile içi etkileşimler ve ilk toplumsal deneyimler çoğunlukla doğulan yerde gerçekleştiğinden, memleket bireyin öznel dünyasında yalnızca coğrafi bir mekân olarak değil, benlik kurgusunun temel taşı olarak konumlanır.
Çocukluk döneminin görece sorumluluk yükünün az olduğu, yaşamın daha sade ve öngörülebilir algılandığı bir evre olması, bu zaman dilimiyle ilişkilendirilen mekânların zihinde idealize edilmesine yol açabilir. Bu nedenle memlekete duyulan özlem, çoğu zaman çocukluk duygularına ve o dönemin güvenli atmosferine duyulan bir özleme biçiminde ortaya çıkar. Birey, yaşamının ilerleyen dönemlerinde farklı şehirlerde veya ülkelerde yerleşip yeni kimlik rollerine uyum sağlamaya çalıştıkça, geçmişin tanıdıklığı giderek daha anlamlı hâle gelir.
Tanıdık çevrelerin psikolojik açıdan güven ve denge duygusu sağladığı bilinmektedir. Yeni ve yabancı ortamlar belirsizliği artırırken, doğulan yer öngörülebilirliği, aidiyet ve kontrol hissini tetikler. Dolayısıyla bir birey, memleketini gerçekte olduğundan daha sıcak, daha yakın ve daha dingin bir mekân olarak hatırlamaya eğilim gösterebilir. Zaman ve mekân uzaklığı bu etkiyi güçlendirir; sıradan görünen unsurlar –mahallenin kokusu, yaz gecelerinin sessizliği, çeşmeden akan suyun tadı gibi gündelik ayrıntılar– sembolik bir anlam taşımaya başlar.
Bu duygu, Anadolu kültürünün tarihsel ve sosyolojik yapısıyla da bütünleşmiştir. Anadolu, yüzyıllar boyunca göç hareketleri, savaşlar, zorunlu yer değiştirmeler ve toplumsal dönüşümlerle şekillenmiş bir coğrafyadır. Bu nedenle memleket ve gurbet temalarının halk türkülerinde, destanlarda ve sözlü gelenek ürünlerinde güçlü biçimde yer alması şaşırtıcı değildir. Anlatılarda gurbet, yalnızlık ve köksüzlük hâli olarak aktarılırken; memleket, sıcaklık, kimlik, dayanışma ve topluluk anlamlarıyla özdeşleşmiştir. Böylece memleket özlemi, bireysel bir duygu olmanın ötesine geçerek kuşaklar boyunca aktarılan kolektif bir deneyim niteliği kazanmıştır.
Sonuç olarak, doğulan yere duyulan özlem; kimlik gelişimi, çocukluk anılarına bağlılık, psikolojik güven arayışı ve kültürel belleğin sürekliliğiyle iç içe geçmiş, çok katmanlı bir duygusal yapıyı temsil eder. Birey yaşamı boyunca farklı mekânlara yerleşse, yeni bağlamlara uyum sağlasa ve değişse bile, köklerinin bulunduğu yere ilişkin duygusal bağ çoğu zaman sabit kalır. Bu bağ, yalnızca bireysel kimlikte değil, ortak kültürel bilinçte de süreklilik sağlar.
Kısa Kaynakça
- Cüceloğlu, D. (2019). İnsan ve Davranışı. İstanbul: Remzi Kitabevi.
- Göka, E. (2010). Gurbet Psikolojisi. İstanbul: Hayykitap.
- Kaya, A. (2009). Göç, Kimlik ve Aidiyet: Türkiye ve Avrupa Örneği. İstanbul: İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları.
- Anadolu sözlü kültürü derlemeleri (türküler, masallar ve halk hikâyeleri).
Turgay DELİBALTA
Bu haber 72 kez okundu.

YORUMLAR