Parti kurultayları, siyaset hayatının en gürültülü ama çoğu zaman en az anlaşılan anlarıdır. Salonun içinde sloganlar, dışarıda kulisler, televizyon ekranlarında “kim kazandı, kim kaybetti?” tartışmaları… Fakat CHP’nin son kurultayına bakınca, bu klasik tablonun ötesine geçen bir fotoğraf görmek mümkün.
Bu kurultayda öne çıkan, sadece kimlerin listeye girip girmediği değil, delegelerle birlikte parti üyelerinin de sürece daha fazla dâhil olmasıydı. Kurultay öncesi tartışmaların örgütlere, sokaklara, sosyal medyaya yayılması, CHP’lilerin kendini bu sürecin seyircisi değil öznesi olarak görmesini sağladı. Delegeler, sadece tepeden gelen kararları onaylayan isimler olmaktan çıkıp, üyeyle bağı olan, ondan beslenen birer köprü rolüne biraz daha yaklaştı. Bu, parti içi demokrasi açısından küçümsenmeyecek bir adım.
CHP tarihine bakıldığında tek adaylı kurultayların ilk kez yaşanmadığı açık; ancak bunun da sık rastlanan bir tablo olmadığı ortada. İşte tam da bu yüzden, son kurultaydaki tek adaylı yapıyı, basit bir “yarışsızlık” görüntüsü olarak okuyup geçmek haksızlık olur. Bu kez tek aday tercihi, parti içinde birçok kesim tarafından, demokrasinin eksilmesi değil, iktidara giden yolda stratejik bir uzlaşının ifadesi olarak görüldü.
Türkiye’nin içinde bulunduğu ağır ekonomik, sosyal ve siyasal tabloya bakıldığında, CHP içinde şu düşünce giderek daha fazla karşılık buluyor: Parti artık sadece “tepkisel muhalefet” yapan bir aktör değil, gerçek anlamda iktidara hazırlanan bir seçenek olmak zorunda. Bu hazırlık sürecinde de birlik ve bütünlük, lüks değil zorunluluk. Farklı görüşler tamamen susturulmadan, tartışma kanalları tümden kapatılmadan; buna rağmen genel bir uyum ve ortak hedef etrafında birleşme çabası, bu kurultayın ruhunu belirledi.
Elbette tek adaylı her kurultay otomatik olarak demokratik sayılmaz. Fakat CHP’nin bu kurultayındaki tabloya baktığımızda, tartışmaların tamamen bastırılmadığı, farklı seslerin tamamen yok sayılmadığı, buna rağmen “iktidara yürüyüşte kavga değil uyum” fikrinin tabanda belli bir karşılık bulduğu görülüyor. Parti içi gerilimi sürekli tırmandırmak yerine, enerjiyi ülkenin gerçek sorunlarına yönlendirme arayışı hissediliyor. Bu da zamanlama açısından dikkat çekici ve olumlu.
CHP, uzun yıllardır Türkiye’de parti içi demokrasi tartışmalarının odağında olan bir parti. Bazen haklı, bazen abartılı, pek çok eleştirinin hedefi oldu. Ama aynı adalet duygusuyla bakmak gerekirse, bu kurultayda atılan bazı adımların hakkını vermek gerekiyor. Üyelerin daha görünür olduğu, delegelerin tabanla bağını güçlendiren bir iklimin oluştuğu, tek adayın ise suskunluğun değil iktidar stratejisinin ürünü olarak tercih edildiği bir süreçten söz ediyoruz. Bu, parti lehine haneye yazılması gereken bir tablo.
CHP’nin bu kurultayla verdiği en önemli mesajlardan biri şu: “Önce kendi içimizde birliği sağlayarak, kendi demokrasimizi güçlendirerek iktidara hazırlanacağız.” Bu mesaj, sadece parti koridorlarında değil, toplum nezdinde de karşılık bulabilir. Çünkü bir partinin ülkeye demokrasi vaadinde bulunabilmesi için, önce kendi mutfağında asgari düzeyde bir demokratik işleyiş sergilemesi beklenir. CHP, bu kurultayla bunun yönünde, eksikleriyle birlikte, kayda değer bir adım attı.
Elbette iş sadece salonla bitmiyor. Asıl sınav, bu birlik fotoğrafının ve katılım iradesinin örgütlere, yerel yönetimlere, Meclis’e ve günlük siyasete yansıyıp yansımayacağı noktasında verilecek. Kurultay kürsüsünde söylenen “birlik, beraberlik, iktidar” cümleleri, sokakta karşılık bulduğu ölçüde anlamlı olacak.
Yine de not düşmekte fayda var: CHP, sık rastlanmayan bir tek adaylı kurultayı, iktidara hazırlık sürecinde birlik ve bütünlüğü önceleyen bir anlayışla kotararak, hem kendi iç dengelerini sakinleştirme hem de topluma “hazırım” mesajı verme yolunda önemli ve övgüyü hak eden bir adım atmış görünüyor. Bundan sonrası, bu iradenin lafta kalmayıp hayata nasıl yansıtılacağına bağlı.
Bu haber 249 kez okundu.

YORUMLAR