Katılımla Güçlenen Demokrasi
Yerel demokrasinin gücü, sandık günü kalabalıklarından değil; mahalle arasındaki küçük tartışmalardan, bütçe sayfalarının herkesin anlayacağı bir dile çevrilmesinden, alınan kararın neden alındığını yurttaşın ertesi gün görebilmesinden gelir. Merkezî akıl çoğu zaman “büyük resim”e bakar; oysa kırık kaldırım, aksayan otobüs hattı, selde taşan dere hepimiz için büyük resmin ta kendisidir. Bu yüzden yetkinin, kaynakla birlikte yerele inmesi lüks değil, aklın yoludur; çünkü sorun en yakından görüldüğünde en hızlı ve en ucuz çözülür.
Bugün belediyelerimizin önünde iki kritik sınav var: şeffaflık ve katılım. Şeffaflık, PDF (Portable Document Format – Taşınabilir Belge Biçimi) mezarlığına yeni belgeler eklemek değildir. Her ihale için anlaşılır “kartlar”, her proje için güncellenen bir zaman çizelgesi, her harcama için kolay okunur bir bütçe gerekir. Tek tıkla “Bu parkın maliyeti ne, üstenci kim, taahhüt edilen tarih ne, bugün durum ne?” sorularının yanıtı bulunabiliyorsa, işte o gün kamu ile toplum arasında güven köprüsü yeniden kurulur. Üstelik bu köprü, söylenti yerine bilgiyle beslendiği için kriz anlarında da ayakta kalır.
Katılım ise toplantı salonunu kalabalık göstermekten ibaret değildir. Kentin en sessizlerinin—gençlerin, çocukların, yaşlıların, engellilerin, göçmenlerin—sesini duyuracak yöntemler icat etmeden “halkla birlikteyiz” cümlesi havada kalır. Rastgele seçilmiş yurttaş panelleri, küçük ama etkili katılımcı bütçe uygulamaları, mahalle atölyeleri… Bunlar romantik fikirler değil; krizi önceden gören, kaynak israfını azaltan sistemlerdir. Çünkü birlikte tasarlanan işlerin ömrü uzun, itirazı az, bakımı ucuz olur. Ayrıca bu yöntemler, “kimse beni dinlemiyor” duygusunu dağıtarak kentte ortak aklı kurumsallaştırır.
Dijitalleşme bu hikâyenin hızlandırıcısıdır. Açık veri gerçek anlamıyla “açık”sa—yani makine okunur, güncel ve tekrar kullanılabilir durumdaysa—kentte yüzlerce gönüllü göz daha kazanırız. Trafik verisiyle bisiklet rotasını iyileştiren gençler, hava kalitesiyle okul bahçesini ağaçlandırma kararını savunan veliler, bütçe tablolarıyla adaletsizliği fark eden muhabirler… Yerel demokrasi, veriyle çoğalır. Belediyenin görevi de yalnızca veri yayımlamak değil, bu veriyi anlaşılır rehberlerle ve basit lisanslarla birlikte sunmaktır.
Elbette itirazlar gelecek: “Kaynak yok”, “Zaman yok”, “Mevzuat izin vermiyor.” Oysa küçük başlamak mümkün. Yatırım bütçesinin yalnızca yüzde (%) ikisini katılımcı süreçle ayırın; tek bir büyük ihaleyi kalem kalem görünür kılın; her mahallede yılda iki kez açık toplantı yapın ve verilen sözlerin takibini belediyenin ana sayfasında yayımlayın. Bir yıl sonra göreceksiniz: Gereksiz projeler azalır, kamu–toplum gerilimi düşer, çalışanların motivasyonu artar. Küçük adımların biriktiği yerde, güven ve verimlilik çarpan etkisi yaratır.
Demokrasi, büyük nutukların değil, küçük alışkanlıkların rejimidir. Bir belediye başkanının en kıymetli vaatlerinden biri, “Yanıldığımızda hızla döneceğiz ve bunu sizinle birlikte yapacağız” cümlesidir. Çünkü yerel demokrasi aslında bir karakter meselesidir: Hatayı saklamayan, başarıyı paylaşan, yetkiyi devretmekten korkmayan bir karakter. Böyle bir karakterle yönetilen kentlerde kaldırım sadece düz olmaz; omuzlarımız da hafifler. Ve en önemlisi, yurttaş “benim şehrim” derken bir slogana değil, her gün işleyen adil bir düzene işaret eder.
Bu haber 141 kez okundu.

YORUMLAR