Ana Sayfa Arama Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Turgay Delibalta
Turgay Delibalta

Komşuluk ve dayanışma, modern kentin görünmez altyapısıdır

Asansörde iki kat arası süren sessizliği bilirsiniz. Gözler yerde, parmak çağır düğmesinde, zihnimiz bambaşka yerlerde. O kısa yolculuk, kent yaşamının halini ele verir: Yakın ama tanıdık değiliz. Oysa şehir, yalnızca binaların yan yana dizilişi değildir; insanların birbirine tutunma biçimidir. Bu tutunmanın adı da komşuluktur—dayanışmanın en mütevazı, en etkili hâli.

Anadolu’nun “imece”si, “ahilik”i, mahalle fırınında sırayı beklerken edilen sohbeti hatırlayın. Dün vardılar; bugün de, doğru zemini bulduklarında, geri dönüyorlar. Çünkü kriz anlarında ilk kapıyı çalan çoğu zaman profesyonel ekipler değil, yan dairedir. Bir düdük, bir el feneri, bir tas çorba… Kentin görünmez altyapısı tam da bu küçük jestlerle çalışır.

Kentleşme bizi anonimleştirdi, doğru. Ama aynı zamanda yepyeni fırsatlar sundu. Aynı koridoru, aynı parkı, aynı pazar tezgâhını paylaşıyoruz. Mimari ve yönetim kültürü tanışıklığı güvene çevirebilir: Aydınlık merdiven boşlukları, kapı önü oturmaları, çocukların oynayabildiği küçük bir avlu, düzenli ama kısa apartman buluşmaları… Hepsi karşılaşmayı mümkün, çatışmayı gereksiz kılar

Dayanışma dört damardan beslenir. İlki duygusal: Bir selam, bir hâl hatırı, bir tebrik ya da taziye. Görüldüğünü hissetmek insana iyi gelir. İkincisi bilgi: Hangi usta işini sağlam yapar, hangi pazar daha taze, hangi aile hekimi randevusuz bakar? Mahalle bilgisi, Google’da yok. Üçüncüsü maddi: Kıyafet ve kitap dolaşımı, eşya takası, kooperatif üzerinden toplu alım. Dördüncüsü emek: Yaşlı komşunun alışverişi, çocuklara bir saat göz kulak olmak, hastaya sıcak bir çorba bırakmak. Bunlar birer “başarı öyküsü” gibi büyük görünmez; ama hayatı tutar.

Dijital çağ, komşuluğu çürütmek zorunda değil; hızlandırabilir. Mahalle WhatsApp grupları, apartman uygulamaları, gönüllü platformları iletişimi akıtır. Yine de yüz yüze güvenin yerini hiçbir bildirim alamaz. Basit kurallar şart: Kişisel veriyi koru, gece geç saatte bildirim atma, acil durum etiketi kullan, dedikoduya kapı aralama. Ekran, tanışmayı değil, tanıştıktan sonra koordinasyonu kolaylaştırmalı.

Kapsayıcılık, komşuluğun turnusol kâğıdı. Göçmenler, öğrenciler, tek yaşayan yaşlılar, engelli bireyler… Mahalleyi “aynılık” değil, çeşitlilik zenginleştirir. Ortak dil yetmeyebilir ama jestler evrenseldir. Çok dilli duyurular, tekerlekli sandalyeyle erişilebilir ortak alanlar, önyargıyı kıran küçük atölyeler güvenin iklimini değiştirir. Yardım, gönüllü ve saygıyla anlam kazanır; kimseyi minnet borcuna sokmadan.

Peki, gündelikte ne yapacağız? En yakından başlayalım. Aynı katta yaşadıklarımızın isimlerini öğrenelim. Kapı yanına “acil durumda aranacak kişi” kartı asıp birbirimizi görünür kıralım. Ayda bir, Kırk beş dakikalık bir çay buluşması kuralım; katılım yüzde yüz olmasa da fark eder. Koridorda bir “paylaşım rafı” kuralım: Kullanmadığımız ama sağlam eşyalar orada yeni sahibini bulsun. Apartmanın “beceri haritası”nı çıkaralım: Kim dikiş diker, kim bilgisayardan anlar, kim ilk yardım bilir? Krize hazırlık setini kat bazında tamamlayalım: El feneri, düdük, basit ilk yardım malzemesi, birkaç konserve. Gürültü için net bir protokol belirleyelim; tartışmaların yarısı belirsizlikten doğar. Bir saksı köşesi bile ortak sevinç üretir; toprak insanı yumuşatır. Kitap ve oyuncak dolaşımıyla israfı azaltır, sohbeti artırırız. Ve en önemlisi: Teşekkür etmeyi, küçük notlar bırakmayı, kapıya bir kurabiye iliştirmeyi unutmayalım.

Bütün bunların çalışması için “yönetişim” temiz olmalı. Apartman bütçesi şeffaf, toplantılar kısa ve açık, görevler dönüşümlü olmalı. Kurallar anlaşılırsa gerilim düşer. Belediyelerin mahalle evleri, muhtarlık, kooperatifler bu enerjiyi projeye dönüştürür: Kütüphane, çocuk atölyesi, yaşlı destek hattı… Mimari de söz sahibi: Avlulu bloklar, kapı önü oturma cepleri, yaya öncelikli sokaklar, topluluk bahçeleri tesadüfî karşılaşmayı çoğaltır.

Komşuluk öğrenilen bir şeydir; çocuklara selam vermeyi, ortak alanı temiz kullanmayı, sırayı beklemeyi öğretmek kültür aktarımıdır. Bir pazar sabahı kitap takası, bir akşamüstü fide dikimi, bir sokak temizliği… Küçük ama hatırlanası ritüeller.

Etik pusulamız net olsun: Dayanışma gönüllülükle olur; “yardım” asla bir güç ilişkisine dönüşmemeli. Mahremiyete saygı esastır. Herkesin kapısı, herkesin sınırı vardır. Eşitlik, komşuluğun kalbinde atar.

Son söz şu: Elektrik, su, doğalgaz olmadan evde yaşamak zor; doğru. Ama güven ve karşılıklılık olmadan mahallede yaşamak imkânsız. Büyük laflara, dev projelere gerek yok. Bir selamla, bir kapı tutuşuyla, bir çorbayla başlar. Kırılgan çağımızda en sağlam altyapı, birbirimizin omzudur. Kent, o omuzları yan yana getirebildiğimiz ölçüde evimiz olur. Sevgiler

Turgay DELİBALTA

Bu haber 96 kez okundu.

YORUMLAR

2 adet yorum var

Turgay Delibalta için bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER