Dağlık Karabağ

Dağlık Karabağ sorununun temeli 1922’ye dayanıyor. Topraklar, o zaman Sovyetler Birliği’ne bağlı Azerbaycan Cumhuriyeti’nin özerk bir bölgesiydi. Ermeniler buna her fırsatta itiraz etti.

  Karabağ tartışması, 1988 -1989 yıllarında bölgede bazı kesimlerde yoğun nüfusa sahip olan Ermenilerin bağımsızlık için referandum düzenleyip bağımsızlık kararı almasıyla tekrar alevlendi. Sovyetlerin zayıflaması ile 1988 yılında etnik çatışmalar sıcak savaşa dönüşmeye başlamış, Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra Azerbaycan ve Ermenistan arasında çatışmaya dönüşmüş, 1994 yılına kadar Sumqayıt Katliamı, Bakü Katliamı, Hocalı Katliamı, Malıbeyli ve Kuşçular Katliamı gibi katliamlar yaşanmıştır.

  Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı, 1992 yılında Azerbaycan ve Ermenistan devletlerinin Karabağ sorunu için barışçıl bir çözüm bulmalarını teşvik etmek amacı ile AGİT Minsk Grubu ‘nu kurmuş olsa da yıllardır süren müzakerelerden bir sonuç alınamamıştır.

  Taraflar arasında 1994 yılından sonra en şiddetli çatışma 2016 yılında gerçekleşmiş ve dört gün sürmüştür. 2016 yılındaki çatışmalar gibi şimdi de Ermeniler saldırı başlatmıştır. 2016’da olduğu gibi Rusya, Ermenistan, Kazakistan, Tacikistan, Belarus ve Kırgızistan’dan oluşan Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü’nden destek isteyen Ermenistan bir kez daha bunu talep etmiş ama yine karşılık bulamamıştır. Azerbaycan sınırları içerisinde kalan Dağlık Karabağ topraklarının büyük bir kısmı doğrudan Ermenistan askerlerinin işgali altında. Bölge BM’ye göre Azerbaycan toprağı olarak tanınıyor. Sovyet yasalarına göre sınırları içerisindeki cumhuriyetler, Moskova’nın onayı olmadan bölünemez ve parçalamaz. Bu nedenle de işin Rusya ayağında, yani Rus anayasasına göre de bu durum hukuki değil. Yani görüldüğü gibi Ermenistan’ın hiçbir şekilde haklı bir yanı yok.

  Birinci Karabağ Savaşı olarak adlandırılan 1988 – 1994 çatışmalarında, daha çok doğrudan piyade çatışmasına dayalı bir tarz hakimdi. Günümüzde silahların ulaştığı teknolojik boyutlar belirleyici önemde. Başta SİHA’lar olmak üzere etkin bir şekilde silahlanmış Azerbaycan Ordusu var.

  Çatışmaların başlamasından itibaren Azerbaycan, Ermenistan’ın 270’ten fazla tankını, 300’den fazla hava savunma sistemini ve 1 adet S300’ünü imha etmiş yaklaşık 10 – 15 milyar dolarlık askeri teçhizatını imha etmiştir.

  “Türk askeri Azerbaycan’da savaşıyor” , “TSK çatışmaları yönetiyor” , “Türkiye Suriyeli cihatçıları bölgeye gönderdi” gibi iddiaları kullanan Ermenistan Türkiye’ye karşı oluşturulmaya çalışılan ‘kötü algı’ ve ‘saldırgan ülke’ tanımlamasını kendi lehine çevirmeye çalışıp, Rusya’nın desteğini alarak bu savaşı Türk- Rus savaşına evirmek istemektedir. 

    Rusya’nın uzun süren suskunluğunun arkasında Paşinyan’ın Fransa ve ABD’ye yakın olması ve ülkesindeki Rus yanlılarına baskısı yatıyor olabilir mi? Rusya uzun süren suskunluğun ardından iki ülkeyi ateşkes masasında buluşturdu. Ateşkes ilanının üzerinden daha 24 saat bile geçmeden Ermeniler sivil yerleşim yerlerine saldırdı. Sahadaki kazanımlara rağmen işgali sonlandırmayan bir ateşkes, ermenistan gibi sivillere saldıran işgalci bir terör devletine karşı sonuç vermez.

  Uluslararası Toplum, terör devleti Ermenistan’ın saldırganlığını tarihte defalarca görmüş, yaptıklarını görmezden gelmenin ötesinde örtbas etmeye çalışarak insanlık suçuna defalarca ortak olmuştur. Dünya, terörist ermeni devletine artık dur demeli, Azerbaycan’ın haklı mücadelesinde yanında yer almalı, Türkiye de kesinlikle çözüm masasında bulunmalıdır.

Bu Habere Yorum Yapın