Arama Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Reklam
Reklam
Turgay Delibalta
Turgay Delibalta

Siyasette Nedensellik ve “Kime Yarar?” Olgusu: Türkiye ve CHP Örneği

Siyaset sosyolojisinde nedensellik, hiçbir toplumsal veya siyasi olayın boşlukta meydana gelmediği, her aksiyonun belirli bir tarihsel veya politik arka plana dayandığı ve kaçınılmaz olarak kendi reaksiyonunu doğurduğu ilkesine dayanır. Bu tür olayları analiz ederken Roma hukukundan günümüze miras kalan o meşhur soru sorulur: “Kime yarar?” Toplumsal olaylarda nedensellik her zaman doğrusal bir çizgi izlemez. Bazen bir siyasi aktörü zayıflatmak amacıyla atılan bir adım, paradoksal bir şekilde o aktörün toplumsal tabanını konsolide etmesine ve güçlenmesine yol açabilir. Bu durumu, Türkiye’nin son dönemde yaşadığı siyasi krizler ve özellikle Cumhuriyet Halk Partisi’ne (CHP) yönelik yargısal ve idari müdahaleler üzerinden net bir şekilde okuyabiliriz.

Nedensellik zincirini kurabilmek için önce aksiyonu netleştirmemiz gerekir. Türkiye, ana muhalefet partisine yönelik yoğun bir hukuki kuşatmaya sahne oldu. Önce muhalif belediyelere ve parti yöneticilerine yönelik bitmek bilmeyen yargı süreçleri devreye sokuldu, ardından partinin yasal zemini tartışmaya açılarak genel merkeze fiilen kayyum atandı. Bu siyasi ve hukuki kuşatma, ilk bakışta sadece müdahaleyi yapan gücün lehine bir durum gibi görünebilir. İktidar blokunun bu hamlelerden beklentisi, siyasetin doğal nedenselliği içinde muhalefeti işlevsiz kılmaktır. Muhalefeti ekonomi, yoksulluk veya sığınmacılar gibi asıl yakıcı gündemlerden koparıp, kendi iç hukuki meseleleriyle ve mahkeme koridorlarıyla meşgul etmek hedeflenmiştir. Genel merkeze ve kurumlara doğrudan kayyum atanmasıyla partinin teşkilat yapısının sekteye uğratılması ve muhalif seçmende “Ne yaparsak yapalım, kurumlar ellerinden alınıyor” hissi yaratılarak öğrenilmiş çaresizliğin pekiştirilmesi amaçlanmıştır.

Ancak toplumsal olayların nedenselliği, etki-tepki prensibiyle çalışır. Tarihsel nedensellik, baskının olduğu yerde direnişin form değiştirdiğini gösterir. Bu fiili el koyma süreci, CHP ve Özgür Özel liderliğine beklenmedik siyasi faydalar sağlamıştır. Her şeyden önce, parti içi çekişmeler ve fraksiyon tartışmaları, dışarıdan gelen bu devasa varoluşsal tehdit karşısında sönümlenmek zorunda kalmış; dış baskı, içeride zorunlu bir kenetlenme yaratmıştır. Dahası, salon ve bina siyasetine sıkışan parti, Özgür Özel’in “Eğer bizi buradan söküp atarlarsa, iktidar yürüyüşümüzü meydanlarda sürdüreceğiz” çıkışıyla sokağı yeniden keşfetmiştir. Meşruiyetini doğrudan halktan almak için mitinglerle sokağa inmek zorunda kalmak, kitleleri yeniden politize etmiştir.

Türk siyasetinde mağdur olanın toplumsal karşılık bulduğu tarihsel bir gerçektir. Partiye yönelik bu doğrudan kayyum atamaları, CHP’yi salt bir siyasi parti olmaktan çıkarıp, geniş kitlelerin gözünde demokrasinin son kalesi konumuna oturtarak ahlaki üstünlüğü onlara geçirmiştir. Toplumsal olayların kime yarayacağı, olayın kendisinden çok, tarafların o olaya nasıl tepki verdiğine bağlıdır. Müdahaleler kısa vadede partiyi yorucu bir defansif pozisyona itmiş gibi görünse de uzun vadede muhalefetin konfor alanından çıkmasına ve demokratik meşruiyet zeminini güçlendirmesine yaramıştır.

Bir siyasi yapıyı yasal ve idari araçlarla yok etmeye çalışmak, genellikle o yapının bağışıklık sistemini güçlendirerek onu daha radikal ve dirençli bir alternatife dönüştürür. Nedenselliğin şaşmaz kuralı tam olarak budur.

 

 

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir