Arama Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Reklam
Reklam
Turgay Delibalta
Turgay Delibalta

İktidar Milletvekili Olmak Zor Zanaat

Seçmen adına konuşması gereken Meclis, giderek kararların onaylandığı bir mekâna dönüşüyor. Milletvekillerinin denetim gücü zayıfladıkça temsil krizi derinleşiyor. Bu tablo yalnızca iktidar milletvekillerini değil, demokrasinin kendisini de sıkıştırıyor.

İktidar partilerinin, özellikle de Cumhur İttifakı milletvekillerinin işi gerçekten zor olmalı. Seçildikleri bölgelerde yığınla vaatle halkın karşısına çıktılar. Bu vaatleri verirken arkalarında yıllardır süren AKP iktidarının sağladığı siyasal özgüven vardı. Seçim çevrelerinde güven dağıtarak, sorunlara çözüm sözü vererek seçildiler.

Ancak seçim süreciyle Meclis pratiği arasındaki mesafe giderek açılıyor. Sahada verilen sözlerle Ankara’daki kurumsal işleyiş arasındaki uyumsuzluk, yalnızca bireysel bir sorun değil; doğrudan Meclis’in yapısal rolüyle ilgili bir meseleye dönüşüyor.

Deyim yerindeyse, milletvekilleri seçildikten sonra “etkisiz eleman” haline geliyor. Yasalar Meclis’te milletvekillerinin iradesiyle şekillenmiyor; Beştepe’de hazırlanıyor ve Meclis’e geliyor. Milletvekillerinin rolü çoğu zaman metin üzerinde gerçek bir değişiklik yapmaktan ziyade o metni onaylamakla sınırlı kalıyor. Böyle olunca Meclis, yasa yapan bir kurum olmaktan çok, yasayı tasdik eden bir kuruma benzemeye başlıyor.

Oysa Meclis’in demokratik sistemde üç temel işlevi vardır: temsil, yasama ve denetim. Temsil, seçmenin sesini Ankara’ya taşımaktır. Yasama, o sesin kurala ve politika tercihine dönüşmesidir. Denetim ise yürütmenin yetkisini sınırlamak, hesap sorabilmek ve kamu adına şeffaflığı sağlamaktır. Bu üçayaktan biri zayıfladığında, diğerleri de kaçınılmaz olarak sakatlanır.

Tam da burada temsil sorunu büyüyor. Çünkü temsil dediğimiz şey yalnızca kürsüde konuşmak değildir; gerektiğinde “hayır” diyebilmek, yanlışta ısrar edildiğinde frene basabilmek, “benim seçmenim bunu istemiyor” diyerek siyasi ağırlık koyabilmektir. Milletvekilinin etkisi azaldıkça, seçmenin iradesi de Meclis’te daha silik hale gelir. Seçmenin talebi, bazen bir cümle olarak duyulur ama karar süreçlerinde karşılık bulmaz.

Bu tablo, Meclis’in anlamını da dönüştürüyor. Meclis, farklı görüşlerin çarpıştığı ve ortak aklın üretildiği bir müzakere alanı olmaktan uzaklaşıp, tek merkezli kararların yasallaştırıldığı bir yapıya evriliyor. Böyle bir yapıda milletvekili, seçmenle Ankara arasında köprü olmaktan çok, aracı bir figüre indirgeniyor.

Bu durumda şu soru kaçınılmaz hale geliyor:
İktidar milletvekillerinin Meclis’teki devamsızlıkları, bu kurumsal işlev kaybının bir sonucu olabilir mi?

Bir milletvekili, “ne söylesem karar değişmiyor” duygusuna kapıldığında, siyasal motivasyonu da zayıflar. Oysa Meclis’in canlılığı, sadece konuşmalarla değil, denetim mekanizmalarının işlemesiyle ölçülür. Soru önergeleri, araştırma komisyonları, genel görüşmeler, bütçe hakkı, gensoru/denetim gelenekleri ve kamu adına hesap sorma kültürü… Bunlar Meclis’in kalbidir. Bu araçlar zayıfladığında Meclis’in itibarı aşınır; itibar aşındığında da seçmenin “temsil ediliyorum” hissi erir.

Burada kaybeden yalnızca milletvekilleri değildir. Asıl kayıp, seçmenin siyasetle kurduğu bağda yaşanır. Seçmen, verdiği oyun karşılığında sorunlarının Meclis’te dile geleceğini ve çözüm üretileceğini bekler. Ancak temsil zayıfladıkça şu soru çoğalır: “Benim oyum neyi değiştirdi?”

Bu soru siyasete duyulan güveni kemirir. Güven azaldıkça katılım düşer, siyaset toplumdan kopar, Meclis halktan uzaklaşır. Böyle bir döngü, yalnızca bugünü değil, demokrasinin geleceğini de etkiler.

Kısacası iktidar milletvekili olmak bugün kolay değildir. Sahada verilen vaatlerle Ankara’daki kurumsal gerçeklik arasında sıkışmış bir siyasal pozisyon vardır. Seçmenle yüz yüze gelmek zor, Meclis’te gerçekten söz sahibi olmak daha da zordur.

Ama belki de asıl mesele, bu zorluğun ötesindedir. Meclis’in temsil gücü zayıfladıkça, yalnızca milletvekillerinin değil, toplumun tamamının sesi kısılmaktadır. Bir ülkede Meclis ne kadar güçlü ve bağımsızsa, demokrasi de o kadar güçlüdür.

Sorun kişisel değil, kurumsaldır.
Ve çözüm de Meclis’in itibarını, denetim gücünü ve temsil yetkisini yeniden inşa etmekten geçmektedir.

Turgay DELİBALTA

 

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir