Ana Sayfa Arama Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Turgay Delibalta
Turgay Delibalta

Yeni Yıl

Her yılbaşında umutlar çoğalır, hayaller kurulur. İnsan, takvimin bir yaprağı daha düştüğünde, ister istemez içinden “Belki bu yıl” der. Belki biraz daha iyi olur, belki biraz daha insanca yaşanır. Hatta Millî Piyango ikramiyesi hayali kuranlar da olur; bir gecede her şeyin değişeceğine inanmak ister. Ne var ki artık Millî Piyango bile insanın içine su serpmiyor; umutlar gibi o da şaibeli. Son birkaç yıldır umutlar ve hayaller, hayal ötesi bir hâle dönüştü. 2024 verilerine göre on iki milyon asgari ücretli, on altı milyon emekli var. Açlık sınırında mı, değil mi hâlâ tartışılıyor; oysa mutfak gerçeği tartışmaya yer bırakmıyor.

Hesap ortada: 28 bin lira alıyor asgari ücretli, en ucuz ev kirasının 20 bin lira olduğu bir kentte nasıl yaşar? Bu bir yaşam mıdır, yoksa ağır ağır tükenmek midir? Çocuğun defterini, kalemini alırken içi sızlamadan; pazarda filesini doldururken hesap yapmadan yaşamak mümkün mü? Bu insanlar nasıl karnını doyuruyor, çocuk okutuyor? Bu sorunun yanıtını aramak bile insanın boğazını düğümlüyor. On iki milyon asgari ücretli, on altı milyon emekli; toplam yirmi sekiz milyon insan açlık sınırının altında, sanki her gün küçük mucizeler yaratarak hayatta kalıyor. Asgari ücretliyi düşündükçe dudaklarım uçukluyor. Düşünüyorum: Bu nasıl bir mucize, bu nasıl bir sessiz kabulleniş? İnsanlar açlık sınırının altında yaşamayı değil, katlanmayı öğrenmiş gibiler.

Görüştüğüm emekliler göğsünü gere gere “Ben bu devlete kırk yıl, otuz yıl çalıştım; prim ödedim.” diyor. O sözlerde bir gurur var, bir onur var. Ama ardından gelen sessizlik her şeyi anlatıyor. Yüz asılıyor, bakışlar yere düşüyor, derin bir iç çekişle sözler yarım kalıyor. O an insan çok iyi anlıyor: Günlük gereksinimlerini karşılayamamanın yarattığı o yakıcı yoksulluk, insanın içini içten içe kavuruyor. Açlık sadece mideyi değil, onuru da acıtıyor.

Evet, yeni yıl… Geçen yıl iktidar “Emekliler Yılı” ilan etmişti. Vay emeklinin başına gelenlere! Bir yılın adını vermekle sofraya ekmek konmuyor, cebe para girmiyor. Hiç olmazsa bu sene kimsenin yılı ilan edilmezse; belki kimsenin yükü biraz daha ağırlaşmaz.

Yakın geçmişte bir dostumun bir paragraflık yazısını okudum. Aklımda kaldığı şekliyle yazıyorum:
“Roman yazıyor, şiir yazıyor, öykü yazıyor; resim yapıyor, yontu yapıyor. Politik hiçbir geçmişi yok. Ülkede yangın var; insanlar açlık, sefalet çekiyor. Asgari ücretmiş, emekliymiş, ülke sorunuymuş; kulağını tıkıyor. Bu, nasıl sanat yapmak?

Theodor W. Adorno ve Max Horkheimer’in birlikte geliştirdiği “kültür endüstrisi” yaklaşımında sanatçı, kapitalist toplumda giderek özgünlüğünü yitirme tehlikesiyle karşı karşıya kalan bir figürdür. Adorno ve Lukács çizgisinde sanatçı; yalnızca estetik üretim yapan kişi değil, aynı zamanda yaşadığı çağın acısına tanıklık eden, toplumsal gerçekliği eleştirel biçimde yansıtan bir özne olarak görülür. Gerçek sanatçı, piyasa mantığına teslim olmak yerine, insanı sarsmayı, uyandırmayı amaçlar; sanatı bir meta değil, toplumsal vicdanın sesi olarak görür.

Bir sanatçı olarak. Sinek, çiçek, böcek; hatta tuzlu su yazmak kolay. Dikensiz bir yol gibidir; yalınayak yürür gidersin. Ama bu ülkede yolun her yanı diken. Sanatçı duyarlılığı olsa gerek, ben dikensiz yolu seçemedim. O yüzden soruyorum sanatçı dostlara: Günlük yaşama biraz daha kulak kabartsak mı? İnsanların sesine, sofrasına, boş tenceresine biraz daha yakından baksak mı?

Evet, ben de bir emekliyim. İyi ki eşim de emekli ve ev kira değil. İnsan yıllarca çalıştıktan sonra, yaşamın son döneminde eli kulağında huzurla yaşamak ister. Oysa bugün sosyal medyada, televizyonlarda emekli maaşlarının tartışılması beni utandırıyor. Emeklilerin “yazıklılar” durumuna düşürülmesi, insanın onurunu, gururunu incitiyor. Yoksulluk insanı küçültmez; yoksulluğa mahkûm edilmek küçültür. Geçmiş yıllarda emekli maaşları bu kadar tartışılmazdı.

İşte bütün bu çevremi saran yoksulluk alevi içinde soruyorum: Yeni yıl nasıl kutlanır? Muğla’da karışık kuru yemiş 1.200 lira ile 1.800 lira arasında. Et fiyatları 600 lira ile 800 lira arasında. Yeni yıl gecesinde 16.800 lira ile 22.000 lira maaş alan, dört kişilik bir aile için hesap yapmak gerekir mi? Bir sofrayı kurarken bu kadar düşünmek zorunda kalmak reva mı?
Onurlu, gururlu ve insanca yaşamak adına…

 

 

Bu haber 146 kez okundu.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER