Son dönemlerde; geçmişin güzel anlarına duyduğumuz özlem dolayısı ile o günlere doğru koşar adım yürüdüğümüzü fark ediyoruz. O dönemlere ve o dönemlerdeki insan ilişkilerini daha da özlediğimizi hissediyoruz.
Hele çocukluk yıllarımız. O zamanlarda; saklambacından, futboluna kadar o kadar çok oyun çeşitliliği vardı ki, hangisine zaman ayıracağımıza şaşırırdık. O zamanlarda hemen hemen her sokakta çeşitli oyunlar oynayan çocuklara rastalardınız, hatta akşam karanlıklarına kadar. O zaman caddeler, sokaklar güvenliydi. Çocukların tek vakit geçirecekleri şey oyunlardu. Hatta kendi oyuncaklarımızı kendimiz üretirdik. Bu el becerelerimizi, yaratıcılığımızı geliştirirdi bir yandan. Oysa şimdi? Hangi sokakta oyun oynayan çocukları görebiliyorsunuz? Her şeyimiz gibi çocuklar da doğallıktan uzaklaşarak yapay ve yanılsamalarla dolu bir dünyanın içine sürüklendi gitti…
Herkes çocukluk döneminde acı-tatlı pek çok hatıra yaşamıştır, Bizim çocukluk dönemimiz henüz köyden, kente göçün üst seviyelerde başlamadığı, çocuklu ailelerin geniş evlerde dede-nine ile birlikte hayat sürdüğü mutlu zamanlardı.
Bizim çocukluğumuzda bu kadar beton yoktu, aşağıdan baktığımızda yukarısı görünmeyen bu yüzden de kaç katlı olduğunu bilemediğimiz yüksek binalarda yoktu, Para şimdiki kadar değerli değildi, belki de yaşımız itibarı ile para ile işimizde yoktu.
Çocukluğumuzda yağmur sonrası burnumuza gelen o mis gibi toprak kokusunu bugün artık bulabilmek nerede ise mümkün değil, Her tarafın beton ile kaplandığı bir dünyada yağmurda yağacak toprak bulamayınca o müthiş toprak kokusu da yıllar içerisinde kayboldu gitti.
Çok güzel arkadaşlarımız vardı, Annesinin verdiği bir lokma ekmeği arkadaşları ile bölüşen, kavganın, tartışmanın olmadığı zamanlarda yaşıyorduk. Çeşmeler, tuvaletler evin dışında, Kimilerinin bahçe duvarı, kimilerinin çeper, kimilerinin de Hayat dediği muhafazalı, bahçeli evler halen daha dün gibi hatırımızda.
Bizim çocukluğumuza dair iyi anılarımız kötü anılarımıza göre çok daha fazla olmuştur, Aslında kötü anımız yok bile denilebilir, bu yüzden olsa gerek çocukluk yıllarımız ile ilgili anlatacağımız o kadar güzel yaşanmışlıklarımız var ki yazmaya çalışsak ciltler dolusu kitap olur.
Bir gün baktık ki büyümüşüz, çocukluğumuz ise bir daha asla bulamayacağımız kadar uzaklara gitmiş, çocukluğumuzu aramanın beyhude bir çaba olduğunun farkına varmış olsak ta araya ergenlik çağı, gençlik çağı, olgunluk çağı, şimdilerde ise yaşlılık çağı gibi bizim hiç istemediğimiz zaman dilimleri girince hiç durmadan “Geçti günler bir su gibi/Neredeydik nerelere geldik” mısralarını tekrarlayıp duruyoruz.
Bir daha çocukluğumuza dönme imkanımız elbette ki yok, Çocuk olmak gibi bir şansımız da yok.
Keşke zamana geri alabilsek! Bu mümkün değil ama, eğer bu imkanım olsaydı, yapacağım ilk iş; en tepeden en alt birimlerine kadar bina yapımlarını, kullanılan malzemeleri, bina yapılacak yerleri tavizsiz ve çok katı bir şekilde, yönetmelik bilmem ne adıyla bir daha hiçbir şekilde değiştirilmemek üzere yeniden ,sil baştan tanzim ederdim. Bütün denetim mekanizmalarının da denetimlerini yaparken kılı kırk yararak yapmalarını sağlardım. Katı, değiştirilemeyen yasaları hayata geçirirdim. İnsanları böylesine çürük, eksik adeta beton tabutların içinde yaşamalarına ve ölmelerine izin vermezdim.
Bu haber 8 kez okundu.

YORUMLAR