Yazlar gelir geçer de

Dünya çapında çok olumsuz etkilerin olan koronavirüs salgınının ekonomik ve sosyal-toplumsal etkileri altında yılın son iki mevsimini de bitirdik. Bahar ve yaz.

Özellikle yaz mevsiminin de bittiği hakkında başka söylenebilecek bir şeyler olduğunu sanıyorum.

Baharın nasıl geçtiğini kendi açımdan daha önce anlatmaya veya yorumlamaya çalışmıştım. Yaz mevsimine gelecek olursak; virüsten korunmak adına elbette maske-mesafe tedbirleri sıklıkla ve ısrarla uygulanmaya çalışıldı. Ama ne yazık ki toplumumuz içinde bunlara çok da aldırış etmeyenler de oldu elbette..

Bizler gibi altmışbeş (65) yaş ve üstü kişiler adına söyleyecek olursak; baharda yaşadığımız tedbirlerden biraz daha rahat geçti yani yasaklar hafifletildi diyebiliriz. Zaman zaman dönüşler olsa da…

Evet…

Pandeminin yarattığı olumsuz etkiler altında bile olsa elbette yaşam devam edecekti. Sonuçta her yıl olduğu gibi HAZAN ve HÜZÜN mevsimi gelip kapıya dayandı, diğer adı GÜZ olan.

Artık bir çok bitki, ağaçlar v.s. sararmaya, yapraklar dalından kopmaya ve havalar neredeyse soğumaya başladı.

Güz deyince aklıma geldi; bu toprakların (Yerkesik) insanı olan rahmetli Mehmet KARABULUT’un yazmış olduğu kitaplar dolusu şiirler arasında okuduğum “GÜZ GÜNEŞİ” isimli şiiri paylaşmak isterim:

“Bahçemde güz güneşi

Otlar, böcekler, çiçekler

Ve de güller son kez

Damarlarını açıyorlar iştahla.

Güneş devrilip de

Girince bir bulutun içine

Bir rüzgar çıkıyor birden

Kapanıyor damarları otların, çiçeklerin

Ama güller hırçın

Sonra da akşama yakın

Moru çoğalıyor uzak dağların.”

Bundan yaklaşık bir ay kadar önce bu sayfalarda kaleme almış olduğum “TÜTÜN ZAMANI” başlıklı yazımı face sayfama taşımıştım akabinde. Çok ilgi gördüğünü söyleyebilirim, şaşırdım. Yapılan yorumlar da bir o kadar şaşırtıcıydı;

-“Dünümüzü öyle güzel anlatmışsınız ki o günleri adeta yaşadım” demiş bir tanıdığımız.

-“Tütünü en çok ben bilirim onun için tütünsüz yerlere gittim.” demiş bir  bayan hemşehrimiz.

-“Hani nerde tütün akmasıyla yediğimiz kelekler, domatesler, börülceler hiçbiri kalmadı” demiş bir başka bayan hemşehrimiz.

Ve seksene (80) yakın beğeni almış ve paylaşılmış yazım.

 Bu vesileyle değerli okuyucularımıza üç şairimizin “TÜTÜN” hakkındaki şiirlerini paylaşmak isterim;

TÜTÜN (Mehmet Karabulut)

“Senin o içtiğin tütünde benim

Dünya kadar düşüm yanar

Dünya kadar gecem, gündüzüm,

Ellerim yanar.

Tozdan, topraktan çıkardım ben onu

Ülker yıldızlarının ayazından

Bebek ölümlerinden üç aylık

Elim kadar, patik kadar mezarlar

Senin bunlardan haberin mi var..

İki nefes çeker atarsın

Yürür gidersin bir kokulu kadına

Üstün, başın, sofran benden

Vardığın bahçelere kar yağar

Ben ise bir ova gibiyim güneşte yanan

Tütünüm sarı sarı

Unum, ekmeğim bir sulak kıyı

Sana geniş geniş, kendime dar

Senin bunlardan haberin mi var

Kızlarım vardır dünya güzeli

İlk doğumda giderler yirmisinden önce

Korum acıyı acı üstüne

Gel de al TÜTÜNÜMÜ dahası mı var..”

Toprağımızın (Yerkesik) bir başka insanı İbrahim ERGİN’den;

“Ellerimiz bir çift beyaz güvercin

Konar kara sabanın sapına

Sür Allah sür…

Bir çocuktur ki tütün

Kolay büyümez

Uykularımız vardır uyunmadık

Kel bir ahlat gölgesinin çağırdığı

Umutları toprağa gömeriz

Alın terimiz yetmez olur

Yağmuru bundan severiz

Yoksulluk ayıp değil

Benzimiz tütün sarısı

Yazlar gelir geçer de

Bellerdeki sızı geçmez

Biz ekeriz el biçer

Birikir yerden göğe öfkemiz

Satılmış gecelerden birinde

Namluya ŞİİR süreriz.”

Toprağımızın, yöremizin bir başka insanı Sevginaz İNAL’dan;

“……….

Sen ben başka seviyorum

Yani

Bir çocuk yaramazlığında seviyorum

Bir sarı sıcak

Tütün kırımında

Dolu dizgin, yalın ayak, başı açık

İşte böyle seviyorum…”

Sevgiyle kalın…

Bu Habere Yorum Yapın