Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurul tutanaklarını düzenli olarak okuyan veya Meclis TV’yi takip eden bir vatandaşın en çok aşina olduğu cümle bellidir: “Önerge, yapılan oylama sonucunda kabul edilmemiştir.” Özellikle siyasilerin, üst düzey bürokratların veya belirli güç odaklarının mal varlıklarının araştırılması, haksız kazanç iddialarının incelenmesi gibi konularda muhalefet partileri tarafından verilen Meclis Araştırma Önergeleri, yıllardır değişmeyen bir siyasi aritmetiğin kurbanı olmaktadır. Sokaktaki vatandaşın “Eğer saklanacak bir şey yoksa şeffaflıkla araştırılmalıdır” şeklindeki haklı beklentisine rağmen bu önergelerin reddedilme nedenleri ve bu kararların arkasında yatan siyasi/prosedürel gerekçeler, Türk siyasetinin yapısal bir gerçeğidir.
Reddedenler ve Kabul Edenler: Meclis Aritmetiği Meclis işleyişinin matematiksel ve olgusal kısmına bakıldığında tablo oldukça nettir. TBMM’de mal varlıklarının araştırılmasına yönelik önergeler genellikle CHP, İYİ Parti, DEM Parti, Saadet Partisi, Gelecek Partisi veya DEVA Partisi gibi muhalefet partilerine mensup milletvekilleri tarafından Meclis Başkanlığına sunulmaktadır. Bu önergeler Genel Kurul’a geldiğinde ise, sayısal çoğunluğu elinde bulunduran AK Parti ve MHP (Cumhur İttifakı) milletvekillerinin oylarıyla sistematik olarak reddedilmektedir. Bu durum tek bir olaya özgü olmayıp, muhalefetten gelen araştırma önergelerinin iktidar bloku tarafından geri çevrilmesi Meclis’in kemikleşmiş bir rutini haline gelmiştir.
Muhalefetin Penceresinden: Şeffaflık ve Hesap Verilebilirlik Muhalefet partileri bu önergeleri verirken temel olarak temiz siyaset ve hesap verilebilirlik kavramlarına vurgu yapmaktadır. Siyasete girmeden önceki mal varlığı ile siyaset sonrası mal varlığı arasında izah edilemeyen uçurumlar bulunan kişilerin toplum vicdanını yaraladığı savunulmaktadır. Muhalefete göre Meclis, milletin iradesinin tecelli ettiği en yüce makamdır ve yürütmeyi, bürokrasiyi denetleme görevi vardır. Önergelerin peş peşe reddedilmesi, muhalefet cephesinde ve onlara oy veren seçmen tabanında iktidarın şaibeli ilişkileri koruduğu ve haksız zenginleşmeyi örtbas ettiği şeklinde yorumlanmaktadır.
İktidarın Penceresinden: Siyasi Mühendislik ve Yargı Vurgusu İktidar blokunun (AK Parti ve MHP) bu önergeleri reddederken tutanaklara geçirdiği savunmalar ve siyasi gerekçeler kendi içinde belirli argümanlara dayanmaktadır. En sık başvurulan savunma, “kuvvetler ayrılığı” ilkesidir. Bir kişinin mal varlığında usulsüzlük, yolsuzluk veya rüşvet iddiası varsa, bunun soruşturulacağı yerin siyasi bir arena olan TBMM değil, bağımsız mahkemeler olduğu vurgulanmaktadır. Ayrıca, muhalefetin bu önergelerdeki asıl amacının gerçeği ortaya çıkarmak değil, Genel Kurul kürsüsünden siyasi şov yapmak ve mesnetsiz iddialarla itibar suikastı düzenlemek olduğu ileri sürülmektedir. İktidar, muhalefetin kurguladığı bir gündemin peşine takılmayı siyasi bir inisiyatif kaybı olarak görmekte ve ittifak içi disiplini korumak adına blok halinde ret oyu kullanmayı tercih etmektedir.
Pandora Belgeleri Vakası: Küresel İfşaat, Yerel Ret Bu teorik çerçevenin en çarpıcı ve somut örneklerinden biri, 2021 yılının Ekim ayında patlak veren “Pandora Belgeleri” krizinde yaşanmıştır. Uluslararası Araştırmacı Gazeteciler Konsorsiyumu tarafından sızdırılan ve dünya genelinde yüzlerce politikacının, bürokratın ve iş insanının vergi cennetlerindeki gizli servetlerini ifşa eden bu belgelerde Türkiye’den de siyasete yakın kritik isimler ve şirketler yer almıştır. Muhalefet partileri derhal harekete geçerek iddiaların araştırılması ve adı geçen kişilerin off-shore hesaplarındaki mal varlıklarının incelenmesi için TBMM’ye bir araştırma önergesi sunmuştur. Küresel çapta deprem yaratan, birçok ülkede istifalara ve derin mali soruşturmalara yol açan bu devasa ifşaatın Türkiye ayağını araştırma talebi, Genel Kurul’da AK Parti ve MHP milletvekillerinin oylarıyla Meclis arşivinin tozlu raflarına kaldırılmıştır. İktidar kanadı, o dönemde bu belgelerin doğruluğunun hukuken teyit edilmediğini ve meselenin algı operasyonu olduğunu savunurken; muhalefet, bu ret kararını kamuoyundan gerçekleri kaçırma girişimi olarak tarihe not düşmüştür.
Sonuç: Kaybeden Kurumsal Güven Günün sonunda işleyen mekanizma hep aynıdır: Muhalefet, reddedileceğini baştan bildiği o önergeleri kürsüye taşımakta; iktidar ise içeriğine veya küresel çapta yarattığı infiale bakmaksızın o önergeleri reddetmektedir. Ancak bu mekanik siyasi çekişmenin faturası, doğrudan vatandaşın devlete ve kurumlara olan güvenine kesilmektedir. Sebebi ne olursa olsun, doğrudan kamu vicdanını ilgilendiren önergelerin istisnasız reddedilmesi, toplumda siyasette haksız zenginleşmenin cezasız kaldığı algısını kökleştirmektedir. Demokrasilerde siyasetçinin en büyük sermayesi şeffaflığıdır. Meclis çatısı altında kalkan her “ret” eli, iç tüzüğe ve hukuki prosedüre uygun olsa da siyasi ahlak terazisinde ağır bir güven tahribatı yaratmaktadır. Şeffaf ve hesap verebilir bir yönetim anlayışı için asli ihtiyaç, kimin önerge verdiğine bakılmaksızın denetim mekanizmalarının tavizsiz bir şekilde çalıştırılmasıdır.
Yazar: TURGAY DELİBALTA
