Ana Sayfa Arama Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Turgay Delibalta
Turgay Delibalta

Parti Kapatmak: Çözüm mü, Yeni Sorunların Başlangıcı mı?

Demokratik ülkelerde siyasi parti kapatılması, sadece hukuki bir tartışma konusu değil; aynı zamanda demokrasinin niteliğini gösteren önemli bir gösterge. Sandığın var olması tek başına yeterli değil; önemli olan, farklı ve rahatsız edici görülen fikirlerle nasıl başa çıkıldığı. Parti kapatma tartışmaları tam da bu noktada karşımıza çıkıyor.

Siyasi partiler, yalnızca seçim dönemlerinde ortaya çıkan kampanya organizasyonları değil; toplumdaki farklı kimliklerin, taleplerin ve düşüncelerin siyasal alana taşınmasının temel aracı. Bir partiyi kapatmak, o partinin temsil ettiği talebe dolaylı olarak “Bu talebin yeri siyaset dışıdır” demek anlamına gelebiliyor. Oysa böyle bir talep, bir kararla ortadan kalkmıyor; sadece meşru zeminini kısmen kaybediyor. Bu da gerilimin farklı kanallara akmasına, siyasete ve kurumlara duyulan güvenin zedelenmesine yol açabiliyor. Çoğu zaman parti kapatma, sorunu çözmekten çok, biçimini ve adresini değiştiriyor.

Bu süreçlerin bir başka boyutu da şu soruda gizli: “Kapatılmak istenen parti, bu süreçten güçlenerek çıkar mı?” Tek yanıtı olmayan, ama pratikte sıkça gözlenen bir durum var: Parti kapatma tartışmaları, kapatılması istenen partiyi otomatik olarak zayıflatmak yerine, zaman zaman görünürlüğünü ve siyasal etkisini artırabiliyor. “Hakkında kapatma davası açılan parti” imajı, hem içeride hem dışarıda, o partiye bir mağduriyet zemini sunabiliyor. Bu da oy oranını mutlaka artırmasa bile, tabanındaki duygusal bağlılığı pekiştirebiliyor.

Elbette hiçbir demokrasi, açık ve ağır şiddet çağrısı yapan, darbe girişimini savunan ya da terör propagandasına dönüşen yapılara kayıtsız kalamaz. Tartışma, bu kırmızıçizginin nerede, hangi delillerle ve hangi ölçütlerle çizileceği noktasında yoğunlaşıyor. Burada belirleyici olması gereken, kişisel kanaatler ya da siyasal tartışmalar değil; somut delile dayalı, şeffaf ve öngörülebilir bir hukuk pratiği. Aksi hâlde, her kapatma davası sadece ilgili partiye değil, yargıya ve demokratik kurumlara duyulan güvene gölge düşürebilir.

Parti kapatmanın görünmeyen faturalarından biri, temsil krizini derinleştirmesidir. Bir parti kapatıldığında, ona oy veren seçmen açısından ortaya şu soru çıkar: “Benim iradem siyasal sistemde neden tam olarak karşılık bulmuyor?” Bu duygunun yayılması, sandığa katılımın düşmesine, protest oy davranışlarına veya daha uç siyasal tercihlere yönelişe yol açabilir. Aynı zamanda “Demokrasi var ama…” diye başlayan cümlelerin artmasına, ortak gelecek duygusunun zayıflamasına neden olur.

Kapatma süreçlerinin bir başka sonucu da mağduriyet siyasetinin güçlenmesidir. Hakkında kapatma davası açılan bir parti, kamuoyunda “yasaklanmak istenen” ve dolayısıyla “sesine ket vurulan” bir aktör olarak algılanabilir. Bu durum, o partinin siyasal eleştirilere açık olduğu alanı daraltırken, hatalarının daha az tartışılmasına, bunların mağduriyet perdesi arkasında görünmezleşmesine yol açabilir. Böylece, amaçlanan zayıflatma yerine, duygusal dayanışmayı artıran bir etki ortaya çıkabilir.

Teoride parti kapatma, istisnai ve “son çare” niteliğinde bir mekanizma olarak tasarlanmıştır. Yani önce uyarılar, sonra mali ve idari yaptırımlar, en son aşamada ise kapatma ya da faaliyetlerin sınırlandırılması düşünülür. Sağlıklı işleyen bir demokraside beklenen, bu sıralamanın korunmasıdır. Uygulamada ise, bu mekanizmanın gerçekten istisna olarak kalması; kişisel sorumluluğu öne çıkaran yaptırımların ve şeffaf denetim mekanizmalarının güçlendirilmesi büyük önem taşır.

Birkaç kişi veya dar bir kadronun eylemleri sebebiyle milyonlarca seçmenin iradesini tümüyle sistem dışına iten çözümler yerine, daha hedefli ve ölçülü yollar tercih edilebilir. Parti kapatma yerine; şeffaf finansman denetimi, hukuka aykırı eylemlere ilişkin bireysel sorumluluğun açık biçimde ortaya konması, nefret söylemi ve şiddet çağrısına karşı net ve tutarlı bir hukuk çizgisinin işletilmesi gibi araçlar, demokrasinin hem güvenliğini hem de çoğulculuğunu birlikte koruyabilir.

Sonuçta demokrasiyi korumanın yolu, demokrasinin temel araçlarını daraltmaktan geçmemeli. Farklı, hatta rahatsız edici görüşlerle aynı siyasal zemin içinde mücadele edebilme kapasitesi, demokratik rejimlerin gücünü gösterir. Parti kapatma ise, ancak açık ve ağır tehdit durumlarında, sıkı hukuki ölçütlere bağlı kalınarak başvurulması gereken istisnai bir yol olmalı; günlük siyasal tartışmaların ayrılmaz parçası hâline gelmemelidir. Aksi takdirde, çözüm olarak görülen adım, yeni sorunların başlangıcı olabilir.

Bu haber 212 kez okundu.

YORUMLAR

2 adet yorum var

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER