Meral Akşener’e yapılan AYIP

Geçtiğimiz yıllarda CHP Genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Ankara’nın Çubuk ilçesinde bir şehit cenazesi sırasında başına gelenleri hepimiz hatırlıyoruz, Ana muhalefet partisin genel başkanı önce yumruklanmış sonrasında ise bir eve tabir-i caiz ise “resmen hapsedilmiş” dışarıda binlerce kişinin bulunduğu kalabalık grup nerede ise Kılıçtaroğlu’nun içerisinde bulunduğu evi yakacak noktaya kadar kendisinden geçmişti.

Dün İYİ Parti Genel başkanı Meral Akşener bir dizi ziyaret için Rize ve ilçelerine daha önceden programlanmış bir gezi gerçekleştirdi, Normal şartlarda bir bayan genel başkanın o kentte bulunan tüm siyasi parti il başkanları tarafından ellerinde çiçekler ile karşılanıp “Şehrimize hoş geldiniz, Yapacağınız gezi boyunca bize düşen görev ne varsa seve seve yerine getirmek isteriz” demeleri hem centilmenliğin hem de insanlığın en başta gelen görevi olması gerekiyordu.

Tabi Rize’de böyle olmadı Ankara/Çubuk’ta geçmiş yıllarda Kemal Kılıçdaroğlu’na yapılan saldırının bir tık aşağı şiddetinde daha ilk dakikadan itibaren Meral Akşener ve beraberindekilere uygulamaya başlanmaya başlandı, bereket güvenlik güçlerinin sağduyulu davranışları sonunda herhangi bir can acıtacak hadise yaşanmadan olaylar yatıştırıldı.

Meral Akşener’in 28 Şubat sürecinde ortaya koyduğu o muhteşem performansı bizi yaş grubumuzda olanların tamamı hatırlayacaktır, Hadi bu durumu da bir tarafa bırakın Akşener’in eşi Tuncer Akşener Rizelidir ez cümle Meral Akşener eş durumundan dolayı zaten Rize’nin gelinidir.

Bu ve buna benzer saikler dolayısı ile yukarıda da belirttiğimiz gibi Rize halkının bir dönem destansı bir şekilde iç içleri bakanlığı yapmış, Milletvekili olduğu dönemde herkesin gıpta ile baktığı ve imrendiği bir şekilde TBMM başkan vekilliği yapmış sonrasında da Cumhurbaşkanı adayı olmuş bir bayan siyasetçiye yapılanlar herkesi olabildiğince incitti.

Normal şartlarda bizim milletimiz misafirperverdir, Şartlar ne olursa olsun kapısını çalanı evine misafir olanı kendi durumu yoksa bile yemez misafire yedirir, kendisi taşların üzerinde yatar ama misafiri en rahat yatakta uyutmayı bir vazife sayar.

Bizim milletimiz mensubu olduğu siyasi partinin liderini sever sayar, mensubiyet duyduğu partinin genel başkanının söylemlerini de can kulağı ile dinler onun vereceği mesajları kendisine rehber kabul eder ama daha kötüsü de belli zamanlarda “durumdan vazife çıkarmak” gibi bir yanlışlığa düşer.

Rize gezisinde Meral Akşener’e yapılan ayıp işte durumdan vazife çıkartan birkaç partilinin işgüzarlığından başka bir şey değildir, Neticede herkes bir siyasi partiye ve o partinin liderine bakıyor söylemlerini dinliyor sandığa giderken de o söylemlerin ışığında anasının ak sütü gibi oyunu kullanıp çıkıyor.

Orta yerde böyle bir kolay yol varken siyaseti bir savaş ve karşı partiyi bir düşman olarak görmek kime ne kazandırıyor biz onu anlayabilmiş değiliz, Hatırlayınız 2002 yılında temmuz ayında AK Partiyi kurduktan kısa bir zaman sonra 03 Kasım 2002 tarihinde tek başına iktidara taşıyan Recep Tayyip Erdoğan’a “Muhtar bile olamaz” diyenlerin aksine bu millet “Senmisin benim sevdiğim siyasetçiye muhtar olamaz” diyerek Erdoğan’ı önce milletvekili, sonra Başbakan en sonra da Cumhurbaşkanlığı makamına getirdi.

Neticede partilerin iktidara gelmesine yada iktidardan gönderilmesine halk karar veriyor, Seçmen yukarıda belirttiğimiz gibi söylenenleri dinliyor, karar veriyor ve verdiği kararı da sandıkta oy vererek hayata geçiriyor.

Siyaset kavga ile yapılmaz, sevgi ile yapılır, Türk siyasetinin şu an geldiği nokta bizim gibi milyonlarca insanı doğrusu üzüyor daha da önemlisi endişelendiriyor.

Dün Kemal Kılıçtaroğlu’na, bugün Meral Akşener’e yapılanların yarın hangi siyasetçinin başına geleceği belli değil, bu durumun düzeltilmesi adına yarından tezi yok siyaset dilinin yumuşatılması ve seçmene ulaştırılması gerekiyor.

Türkiye’nin başında bilindiği gibi bir sürü sıkıntı var bu kadar sıkıntıdan kurtulmak adına birbirimizi sevmekten saygı göstermekten başka hiçbir kurtuluşumuzun olmadığını bilmeyen zaten yok ki.

Bizi biz yapan “Sevgide serbestiyet, Saygıda mecburiyet vardır” ilkesini yeniden hayata geçirebildiğimiz noktada bulunduğumuz noktadan daha ileriye gidebiliriz.

Tüm kararı seçmenin verdiği bir süreçte kavga etmenin kime ne faydası var ki..?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.