Sabahın erken saatleri…
Menteşe’de gün, her zamanki gibi yavaş yavaş başlıyor.
Bir esnaf kepengini kaldırıyor.
Bir emekli, parkta oturacak gölge arıyor.
Bir belediye işçisi, ay sonunu nasıl getireceğini düşünüyor.
Şehir uyanıyor ama bir şey eksik.
Adını koymak zor değil aslında,
Hissedilmeyen bir yönetim.
Şemsi Ana Sokak’taki evinden çıkıyor, Konakaltı’ndan Müze önünden ilerliyor. Yürüyor bir vatandaş, Yalabık Parkı’ndan geçiyor, sonra Atapark’ın önünden…Bir an durup düşünüyor, buralar kimin sorumluluğundaydı?
Cevap basit olması gerekirken artık değil. Çünkü bu alanlar artık Büyükşehir’in işletmesinde. Yani Menteşe’nin kalbi sayılan yerler, başka bir idarenin elinde. Bu bir tercih midir,
yoksa bir zorunluluk mu, bilmiyor vatandaş. Ama soruyor kendi kendine, bir belediye kendi parkını neden işletmez?
Başka dertleri de var vatandaşın, yürümeye devam ediyor.
Kaldırımlar aynı.
Yollar aynı.
Şikayetler aynı.
Ama değişmeyen sadece bunlar değil. Vatandaşın zihnindeki soru da aynı: “Burada gerçekten kim çalışıyor?”
Sınırsızlık Meydanı’na doğru yaklaşırken, bir pankart çıkıyor karşısına. Haklarını alamayan belediye işçileri!
Zam bekleyen,
geçim hesabı yapan,
ve sonunda hakem heyetine giden bir süreç…
Yani konuşulamayan,
çözülemeyen,
masada bitirilemeyen bir mesele.
Durup düşünüyor vatandaş, bir belediye, kendi çalışanıyla neden anlaşamaz? Daha da önemlisi…
“Kendi işçisiyle masada anlaşamayan bir yönetim, şehri uzlaşıyla yönetmesini beklemek sahte bir düş mü?”
Daha büyük dertleri var vatandaşın, belediye işçileri gibi o da geçinemiyor, kiralar almış başını gitmiş, mazota her gün zam. Daralıyor vatandaş, kalkıyor Sınırsızlık Meydanı’ndan İsmet Çatak Caddesi’nden yürümeye devam ediyor.
Belediyeye ait boş dükkân gözüne çarpıyor. Bir yılı geçkin süredir boş, atıl vaziyette çürüyor. Boş duracağına vizyonları yetmez ama bir Gençlik Atölyesi kursa, en azından bir okuma salonu yapsalar diye düşünüyor. Acaba diyor Büyükşehir el atmaz mı?
Birçok işte olduğu gibi vatandaşın gözü Büyükşehir’i arıyor.
“Bunu onlar yaptı…”
“Şu işi onlar halletti…”
Cümleler hep aynı yere çıkıyor. Menteşe Belediyesi ise biraz geride kalıyor. Sessiz, görünmez, etkisiz.
Biliyor vatandaş, bir şehri yönetmek, sadece görev tanımıyla olmuyor. Güler yüzünüzle süslenmiş bilboardlar şehre bir şey katmıyor. Sahada olmanızı, hissedilmenizi istiyor. Vatandaş yönetimde olduğunuzu bilboardlardan değil sokaklardan anlamak istiyor. Bugün Menteşe’de bu duygu zayıf. Çok zayıf.
Yürüyor vatandaş Perşembe Pazarı’nın içine. Etraf çöp dolu, toplanmamış. Pazarcı mutsuz, köftecilerin tezgahından duman yükselmiyor. Vatandaşların elinde pazar çantası boş. Çıkıyor pazardan, Askerlik Şubesi önünden evine doğru yürüyor.
Vatandaş bilmiyor ama hissediyor meselenin çok da karmaşık olmadığını. Bu şehirde iki belediye var ama biri belediye görünmüyor. Ve görünmeyen bir yönetim, zamanla yok sayılıyor.
Geliyor evin önüne, bir an duruyor kapısının önünde. Gün bitmiş, sorular bitmemiş. Ne gördüyse onu koyuyor zihninin terazisine; parklar, pankartlar, boş dükkânlar, suskunluk… Hepsi aynı yere çıkıyor. Büyük cümleler kurmuyor, hesap yapmıyor, rapor okumuyor. Sadece hissediyor. İçinden sessizce geçiriyor: “Yönetemiyorlar.” Sonra başını eğiyor, anahtarı çeviriyor ve giriyor evinin içine.
Vatandaş söyleyemiyor ama düşünüyor. Sokağa çıkmayan, bilboardlardan halka sahte gülücükler atanlar hissedemiyor vatandaşı ama ben hissediyorum. Ve biliyorum, bir şehri en doğru tarif eden şey, söylenen değil, söylenemeyenlerdir.

YORUMLAR