Muğla’da son yıllarda öyle bir yönetim anlayışı hâkim ki, insan ister istemez soruyor: Burası bir büyükşehir belediyesi mi, yoksa genişletilmiş bir “kışla” mı?
Kışla diyorum… Çünkü son dönemde belediye kadrolarına baktığınızda, asker kökenli bürokratların ağırlığı dikkat çekiyor. Tepedeki asker kökenli olduğundan kadrolarının da asker kökenli olması akla yatkın duruyor. Elbette yöneticilerin asker olması kötü bir şey değil. Hatta disiplin açısından gerekli bile denebilir. Ama mesele de bu zaten. Ordunun unsurlarını yönetmek ile şehir yönetimi aynı şey değil.
Çünkü askeri düzen emir alır, uygular, sorgulamaz.
Şehir yönetimi ise dinler, tartışır, ortak akıl üretir.
Muğla’da hangisi var, siz söyleyin.
Kışla Parkı: Adı Park, Ruhu Beton
Konuya en somut yerden girelim, Kışla Parkı.
Bir zamanlar gölgesinde oturulan, toprağı hissedilen, hafızası olan bir alandı. Evet bir dönem şarapçıların uğrak mekânı olduğu da doğrudur. Şimdi? Beton, mermer ve “modernlik” adı altında ruhsuz bir tasarım. Öyle ki şarapçılar bile uğramıyor.
Özcan Özgür’ün de yazılarında dile getirdiği gibi, parkın geldiği noktada en çok dile getirilen şey şu: “Ruhsuz, yeşilden yoksun, beton ağırlıklı alanlar…”
Yani mesele sadece estetik değil. Mesele, bir şehrin hafızasının silinmesi. İki asırlık doğal park niteliği taşıyan bir alanın, “yenileme” adı altında betonlaşması. Bu küçük bir örnek!
Asker Disiplini Var Ama Sahada Komutan Yok
Asker kökenli bürokratlardan beklenti nedir?
- Saha hâkimiyeti
- Koordinasyon becerisi
- Kriz yönetimi
- Disiplinli organizasyon
Ama Muğla’da tablo biraz farklı.
Sahada koordinasyon yok.
Hizmetlerde aksama var
Önceliklendirme hatalı.
Ve en önemlisi, karar süreçlerinde katılım yok.
İşin ironik tarafı da şu; subay dediğin adam sahayı, savaş alanını yönetir ama burada tablo tersine dönmüş durumda.
Adeta “mükellef er” düzeni…
Yani emir var, uygulama var… Ama ne sorgulayan var ne sahayı gerçekten okuyan.
Şehir Yönetimi “Ben Yaptım Oldu” Değildir
Muğla gibi bir şehir, “ben yaptım oldu” anlayışıyla yönetilemez.
Özcan Özgür’ün de yazılarında sıkça vurguladığı bir şey var, “Ortak akıl” iddiası ile gerçek uygulama arasındaki fark.
Bugün Muğla’da en büyük problem bu.
- Vatandaşa sorulmadan yapılan projeler
- Tepkilere rağmen devam eden uygulamalar
- Öncelik sıralaması hatalı yatırımlar
Yani şehir yönetimi, halktan kopuk bir şekilde ilerliyor.
Kışla Kelimesi Tesadüf mü?
İşin en ironik tarafı da bu!
Adı Kışla Parkı.
Eskiden kışla vardı, sonra park oldu. Şimdi park tekrar kışla düzenine dönmüş gibi.
- Sert zeminler
- Net çizgiler
- Fonksiyon odaklı ama ruhsuz alanlar
Eskiden asker vardı, şimdi şehir var. Ama yönetim anlayışı aynı kalmış gibi
Sonuç: Disiplin Var Ama Şehir Yok
Kimse yanlış anlamasın. Asker kökenli olmak bir eksiklik değildir.
Ama şehir sadece disiplinle değil, vizyonla yönetilir.
Muğlalı bugün şunu sorguluyor:
- Neden hizmetler aksıyor?
- Neden yapılan işler tepki çekiyor?
- Neden şehir kimliğini kaybediyor?
Cevap basit aslında! Çünkü şehir, şehir gibi yönetilmiyor.
Son Söz
Kışla Parkı bir sembol. Bir parkın nasıl yapıldığı değil, bir şehrin nasıl yönetildiğinin göstergesi. Eğer bir şehirde parklar bile betonlaşmışsa, orada sorun sadece peyzaj değildir.
Orada sorun, zihniyettir.
Ve Muğlalı artık şunu sormalı:
“Biz şehir miyiz, yoksa nizamiye kapısından girilen bir düzenin parçası mı?”
Ya da belediye bürokratları şunu sormalı: Hala Kışla’da mıyız?
Bu haber 84 kez okundu.

YORUMLAR