Ana Sayfa Arama Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Turgay Delibalta
Turgay Delibalta

Kent İnşa Etmek: Betonla Değil, İnsanla Başlar

Bir kenti yönetmek, yalnızca yollar yapmak, binalar dikmek ya da parklar açmak değildir. Asıl mesele, insanın içinde huzurla yaşayacağı bir mesken kurabilmektir. Yerel idarecilerin temel sorumluluğu da tam olarak budur: Şehri sadece büyütmek değil, yaşanabilir kılmak.

Bugün pek çok şehir, plansız yapılaşmanın, trafik keşmekeşinin ve betonlaşmanın yükü altında nefes alamaz hâle gelmiştir. Oysa kentler yalnızca ekonomik faaliyetlerin yürütüldüğü alanlar değil; kültürün, sosyal hayatın ve toplumsal dayanışmanın şekillendiği ortak yaşam alanlarıdır. Bu nedenle yerel yöneticiler, yönettikleri kenti inşa ederken yalnızca bugünü değil, yarını da hesaba katmak zorundadır.

Öncelik, insan odaklı planlama olmalıdır. Kentler otomobiller için değil, insanlar için tasarlanmalıdır. Yaya yolları, bisiklet güzergâhları, çocuk oyun alanları ve yaşlıların rahatça kullanabileceği kamusal mekânlar şehir planlamasının merkezine alınmalıdır. Engelli bireylerin kente eşit şekilde erişimini sağlayan düzenlemeler, sosyal adaletin en somut göstergesidir.

Doğayla uyum, göz ardı edilemeyecek bir başka temel ilkedir. Yeşil alanlar yalnızca estetik bir tercih değil, aynı zamanda sağlıklı yaşamın koşuludur. Ağaçlar, parklar ve su kaynakları korunmadan yapılan her imar planı, geleceğe bırakılan bir sorun dosyasıdır. Yerel idareciler, kısa vadeli rant yerine uzun vadeli çevresel sürdürülebilirliği tercih etmelidir.

Bir kentin ruhu, kültürüyle yaşar. Tarihî dokunun korunması, geleneksel mimarinin yok edilmemesi ve kentin hafızasının canlı tutulması yerel yönetimlerin asli görevlerinden biridir. Her şehir birbirine benzeyen beton bloklardan oluştuğunda, kimliksiz mekânlar ortaya çıkar. Oysa kentler, kendine özgü hikâyeleriyle anlam kazanır.

Sosyal eşitsizlik de şehir planlamasının merkezinde yer almalıdır. Kent, yalnızca belli bir kesim için değil; yoksullar, göçmenler, öğrenciler ve dezavantajlı gruplar için de yaşanabilir olmalıdır. Ulaşım, barınma ve sosyal hizmetler herkes için erişilebilir kılınmadıkça şehir bir bütün olarak huzurlu olamaz.

Katılımcılık, sağlıklı kent inşasının vazgeçilmez unsurudur. Yerel idareciler kararları kapalı kapılar ardında değil, halkla birlikte almalıdır. Mahalle toplantıları, kent konseyleri ve sivil toplum kuruluşları aracılığıyla yurttaşın görüşü alınmalıdır. Çünkü bir kentin gerçek uzmanı, o kentte yaşayanlardır.

Afet gerçeği de asla unutulmamalıdır. Depreme dayanıklı yapılaşma, sağlam altyapı sistemleri ve kriz anlarında işleyecek planlar oluşturulmadan kurulan her şehir büyük risk taşır. Güvenli olmayan bir kent, ne kadar modern görünürse görünsün, geleceği olmayan bir kenttir.

Son olarak, adaletli ve şeffaf yönetim olmadan sağlıklı bir kent kurulamaz. İmar kararlarının kişilere göre değiştiği, denetimin zayıf olduğu bir yerde şehir değil, karmaşa oluşur. Yerel yöneticiler, kent hakkını korumakla yükümlüdür. Çünkü şehir, yönetenlerin değil, içinde yaşayan herkesindir.

Sonuç olarak bir kenti inşa etmek, yalnızca beton dökmek değil; insanı, doğayı, kültürü ve adaleti birlikte düşünmektir. Yerel idareciler, yönettikleri meskeni bir rant alanı olarak değil, ortak yaşam alanı olarak görmelidir. Ancak o zaman şehirler büyürken insan da mutlu olabilir.

Çünkü şehir dediğimiz şey, binalardan önce vicdanla kurulu

 

 

Bu haber 55 kez okundu.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER