Ana Sayfa Arama Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Turgay Delibalta
Turgay Delibalta

İktidarın Son Sığınağı: Dış Politika Masalı

İktidar yanlılarının tutunacağı tek şey kaldı: dış politika ve “dünya liderliği” avuntusu.

Bugün mutfağa giren herkes gerçeği görüyor. Tencerede kaynayan su değil, sabır. Pazara çıkan yurttaş, fiyat etiketlerine bakarken artık hesap yapmıyor; vazgeçiyor. Gençler hayal kurmaktan çok gitmenin yollarını arıyor. Adalet duygusu aşınıyor, güven hissi eriyor. Bu tablo karşısında iktidarın anlatabileceği somut bir başarı hikâyesi kalmadı.

İşte tam bu noktada devreye dış politika giriyor.

Televizyon ekranlarında haritalar açılıyor, lider fotoğrafları yan yana diziliyor; “masadayız”, “oyun kurucuyuz”, “dünya bizi konuşuyor” cümleleri dolaşıma sokuluyor. Gerçek hayatta alım gücü düşerken, söylem düzeyinde küresel güç olunuyor. Halkın gündemi kiradan, faturadan, işsizlikten koparılıp jeopolitik hamlelere taşınıyor.

Bu, yeni bir yöntem değil. Tarih boyunca iktidarlar, içerideki krizleri dışarıdaki büyük hikâyelerle örtmeye çalışmıştır. Çünkü dış politika soyuttur; ölçülmesi zordur. Bir vatandaş cebindeki paranın eridiğini hemen hisseder ama “itibar kazandık” cümlesini test edemez. Bu yüzden dış politika, başarısızlıkların üzerini örten en kullanışlı vitrindir.

Ancak burada asıl mesele dış politika değil, onun bir psikolojik sığınak hâline gelmiş olmasıdır.
“Biz güçlüyüz” söylemi, gerçekte güçsüz hisseden kitleler için moral desteği üretir.
“Bize herkes düşman” anlatısı, eleştiriyi ihanete dönüştürür.
“Liderimiz dünyada söz sahibi” vurgusu ise içerideki hesap vermeme kültürünü meşrulaştırır.

Böylece siyaset, çözüm üretmekten çok duyguları yönetme işine dönüşür.

Ne var ki bu avunma uzun süre işe yaramaz. Çünkü dış politika söylemi mutfağa girmez. Market fişiyle tartışmaz. Kira kontratını ikna edemez. Gençlerin gelecek korkusunu susturamaz. Bir noktadan sonra en güçlü propaganda bile gündelik hayatın gerçeklerine çarpar.

Asıl tehlike şudur: Ülke içeride nefessiz kalırken, iktidar kendine dışarıda sahne kurar. Sahne ışıkları parlak olabilir; ama kulis karanlıktır. Karanlık büyüdükçe sahnedeki rol daha yüksek sesle oynanır.

Bugün yaşadığımız şey tam olarak budur: Başarı üretilemeyince algı üretiliyor. Refah olmayınca gurur satılıyor. Adalet zayıflayınca “beka” konuşuluyor.

İktidar yanlılarının tutunacağı tek şeyin dış politika ve “dünya liderliği” avuntusu hâline gelmesi, aslında en güçlü itiraftır: İçeride anlatacak hikâye kalmadığının itirafı.

Gerçek liderlik, haritalar üzerinde değil; insanların hayatında ölçülür. Gerçek güç, manşetlerde değil; adalette, ekonomide, özgürlükte görünür.

Ve bir ülkenin kaderi, ne kadar “dünyaya meydan okuduğuyla” değil; kendi yurttaşına ne kadar insanca bir hayat sunduğuyla belirlenir.

 

 

Bu haber 61 kez okundu.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER