Üniversiteden yeni mezun olduğum zamanlardı. Her yeni mezun gibi ben de iş
arayışındaydım. Bilinen bir markanın hatırı sayılır bir pozisyonu için mülakata çağırılmıştım.
Departman müdürüne kendimi tanıttıktan sonra bana yönelttiği soru ilginçti: Hakikat ile
gerçek arasındaki fark nedir?
Şimdiye kadar hiç üzerinde düşünmediğim bir konuydu bu. Sahi hakikat neydi? Kendi
içimde yanıt ararken ben, o devam etti: ‘’Farz edin ki satış danışmanısınız. Mesai saatleri
içerisinde bilgisayarınızda radyo açık ve pür dikkat dinliyorsunuz. O esnada patronunuz içeri
giriyor. Gördüğü sahne üzerine bir hışımla müdürünüze sizi şikayet ediyor. Şimdi burada
duralım Buket Hanım. Patronunuza radyo dinlerken yakalandınız, bu doğru. Ama siz
pazarlayacağınız ürünün reklamını hangi radyoda vereceğinizi araştırıyordunuz. Siz işinizi
yapıyordunuz. Gerçek sizin radyo dinlemenizken hakikat işinizi yapmanızdı…’’
Annelerimiz halıları döverlerdi eskiden, tozu çıksın diye. Hatırlar mısınız? İşte burada halının
dövülmesi gerçeği yansıtır, görünen de nitekim odur. Lakin hakikat ise halının birikmiş
tozlarından kurtulmasıdır. Kişinin bu farkı görebilmesi için belli bir idrak seviyesine ulaşması
gerekir. Mevlana’nın tabiri ile yol uzun ve tehlikeli zaman da kısadır. Böyle bir yolculuğa
insanın tek başına çıkması kolay bir iş değildir. İlim gerekir, merak gerekir, bilim gerekir…
Son olarak; siz hiçbir zaman radyonun sesini kısmayın ve halıyı dövmekten vazgeçmeyin
sevgili okur. Hayat size neşe, ihtişam ve kolaylıkla gelsin.
Sevgiyle kalın
Bu haber 51 kez okundu.

YORUMLAR