Ana Sayfa Arama Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Turgay Delibalta
Turgay Delibalta

Ekonomik Krizin Kaynağı: Rejim Sorunu

Son yıllarda ülkede yaşanan ekonomik sorunlar artık yalnızca enflasyon, işsizlik ya da döviz kuru artışıyla açıklanamaz hale gelmiştir. Mutfaktaki yangın büyürken, bu yangının sadece yanlış ekonomik politikaların sonucu olduğunu söylemek eksik bir değerlendirme olur. Asıl mesele, bu politikaları üreten yönetim biçimidir. Başka bir ifadeyle, yaşadığımız ekonomik krizlerin temelinde rejim sorunu yatmaktadır.

Bir ülkenin ekonomik sağlığı, yalnızca bütçe rakamlarıyla değil, kurumlarının gücüyle ölçülür. Hukukun üstünlüğü, bağımsız yargı, özgür basın ve denetlenebilir yönetim ekonomik istikrarın görünmeyen ama hayati damarlarıdır. Ancak rejim demokratik denge ve denetim mekanizmalarını zayıflattığında, ekonomi de bu zayıflıktan payını alır. Çünkü keyfi kararların hâkim olduğu bir ortamda öngörülebilirlik ortadan kalkar. Yatırımcı, yarın ne olacağını bilmediği bir ülkeye parasını getirmez; yurttaş ise geleceğine güvenemez.

Rejim sorunu, ekonomi yönetimini bilimden uzaklaştırır. Ekonomik kararların liyakatli kadrolar tarafından değil, siyasi sadakate göre alınması ciddi bir yapısal bozulmaya yol açar. Merkez bankalarının bağımsızlığını yitirdiği, istatistik kurumlarının güvenilirliğinin tartışmalı hale geldiği bir ülkede rakamlar bile gerçekleri anlatamaz olur. Oysa ekonomi güven üzerine kuruludur. Güven yoksa para kaçar, üretim durur, işsizlik artar.

Bir diğer önemli mesele de rejimin eleştiriye tahammülsüzlüğüdür. Sağlıklı sistemlerde hatalar erken fark edilir çünkü medya özgürdür, akademi konuşur, muhalefet denetler. Ancak otoriterleşen rejimlerde eleştiri düşmanlık olarak görülür. Bu da yanlış politikaların yıllarca sürmesine neden olur. Yanlış faiz kararları, yanlış bütçe tercihleri ve popülist harcamalar sorgulanamadıkça, kriz derinleşir.

Rejim sorunu aynı zamanda kaynak dağılımını bozar. Şeffaf olmayan ihaleler, kayırmacı politikalar ve rant düzeni kamu kaynaklarını toplumun geneline değil, dar bir çevreye aktarır. Bu durum gelir adaletsizliğini büyütür. Zengin daha zengin olurken, orta sınıf hızla yoksullaşır. Ekonomik kriz sadece bir sayılar krizi değil, aynı zamanda bir adalet krizine dönüşür.

Dış dünyayla ilişkiler de rejimden bağımsız değildir. Demokratik değerlerden uzaklaşan ülkeler uluslararası piyasalarda riskli görülür. Hukuk güvenliği olmayan bir ülke, kredi notu düşen bir ülke demektir. Bu da daha pahalı borçlanma, daha az yatırım ve daha kırılgan ekonomi anlamına gelir. Yani rejim tercihi, vatandaşın cebine doğrudan etki eder.

Bugün yaşanan pahalılık, işsizlik ve geçim sıkıntısı yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda siyasal bir sonuçtur. Sorun sadece “yanlış para politikası” değil; bu yanlışın düzeltilmesini engelleyen yönetim anlayışıdır. Kurumları zayıflatan, eleştiriyi susturan ve gücü tek elde toplayan her rejim, eninde sonunda ekonomik krizi üretir.

Sonuç olarak, ekonomik sorunları çözmek için sadece teknik önlemler yetmez. Faiz artırmak ya da bütçe kısmak geçici pansuman olur. Asıl ihtiyaç duyulan şey, hukuk devletini güçlendiren, kurumları bağımsızlaştıran ve toplumsal güveni yeniden inşa eden bir yönetim anlayışıdır. Çünkü ekonomi, yalnızca matematik değil; aynı zamanda demokrasi meselesidir.

Bugün mutfaktaki yangını söndürmek istiyorsak, sadece tencereyle değil, yangının çıktığı yapıyla yüzleşmemiz gerekir. Rejim düzelmeden ekonomi düzelmez. Ve bu gerçeği görmezden gelmek, krizi yönetmek değil, onu kalıcı hale getirmektir.

 

 

Bu haber 55 kez okundu.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER