Duayen Bankacı Aclan Acar: O temellere bir iki taş da ben koydum

DOĞAN SELÇUK ÖZTÜRK

Türkiye’de serbest piyasa mantığının temellerinin atıldığı dönemde -kendi deyimiyle o temellere bir iki taş koyan isimlerden biri Aclan Acar. Merkez Bankası’nın giderek yalnızca para politikası tarafına doğru yönelmesinin ardından kendine yeni bir rota çizdiği anda görüştüğü Ayhan Şahenk’ten çok etkilenen ve “muazzam” olarak tanımladığı gelecek tasarımına dahil olarak Garanti Bankası’na geçen Acar, kariyer yolculuğundaki satır başlarını Dünya + okurlarıyla paylaştı.

Merkez Bankası döneminizle başlayalım mı?

Döviz rezervimizin sınırlı olduğu 1977-1978 yıllarında Merkez Bankası trampa yoluyla ticarete aracılık yapıyordu. Karşılıklı bir hesapta bu işlemleri takip ediyorduk. Ben de Merkez Bankası’nda ilk bu görevde başladım. Daha öncesinde Halk Bankası’nda 4 yıl dış ticaret ve kambiyo tecrübem olduğu için beni o göreve seçmişlerdi. Daha sonraki aşamada ikili ticaret anlaşmalarından dış borç ertelemelerini yapan departmana geçtim.

24 Ocak kararlarıyla beraber Türkiye dünyaya açılmaya, açık ekonomi politikaları uygulamaya başladı. O tarihten sonra borç ertelemelerinden, döviz rezervlerini yönetmekle sorumlu departmana geçtim. Daha sonra Merkez Bankası kademeli olarak döviz rezervlerinin yönetiminde ticari bankaların yetkilerini genişletti. Bunu müteakip 1987 senesinde açık piyasa işlemlerinin kuruluşunu yaptık. O tarihte de açık piyasa işlemleri, hemen akabinde de döviz işlemlerinin başına geldim. O yıllarda Türkiye’nin bugünlerini oluşturan serbest piyasa mantığının yerleşmesinin temelleri atıldı. Ben de çok şanslıyım ki o temelleri atan ekibin içinde yer aldım, o temellere bir iki taş da ben koydum.

● Peki, Garanti Bankasına geçişiniz nasıl oldu?

Merkez Bankası’nın ticari bankacılık da yaptığı dönemde ciddi tecrübe kazanmıştım. Merkez Bankası giderek yalnızca para politikası tarafına doğru yöneliyordu. Para politikası alanı yetişme tarzım ve bilgi birikimim açısından dar bir koridordu. Yoksa Merkez Bankası’ndan ayrılmak için bir nedenim yoktu, gayet keyifle çalışıyordum. Vakıflar Bankası genel müdürü rahmetli İsmet Alver, New York’ta kuracakları bankanın başına geçmemi istiyordu, bunun için rahmetli Özal’dan uygunluk da almıştı. Oysa ülke değiştirmeyi çeşitli sebeplerle hiç istemiyordum. Fakat İsmet Bey gazetelere haber vermişti: “Bankayı kurduk, başına da Aclan geçiyor.” Haber gazetelerde çıkınca arayışta olmamama rağmen iş teklifleri geldi. Osmanlı Bankası ve Pamukbank genel müdürleri arayıp birlikte çalışabilir miyiz dediler. Zekeriya Yıldırım da beni rahmetli Ayhan Şahenk ile görüştürdü. Ayhan Bey’den çok etkilendim, muazzam bir gelecek tasarımı sunmuştu. O günlerde Garanti Bankası çok sıradan bir bankaydı. Ancak İbrahim Betil’in 1987 senesinde genel müdür olması, ardından Akın Bey’in gelmesi ve kadronun oturmasıyla banka yükselişe geçti. Dolayısıyla gençlere şunu tavsiye ediyorum, sadece mevcut güne bakarak karar vermeyin, geleceğe bakarak karar vermeniz çok daha doğru olacaktır.

Biz paramızı kendimiz yönetsek de yemek işini size versek

● Şubelerden hafızanızda yer eden bir sahne var mı? Var tabii, olmaz olur mu?

Hasanpaşa şubesine gitmiştim. Küçücük bir mekândı, içeride üç dört kişi oturuyordu. Nerede bu şubenin gerisi dedim. Yeterli yer bulamadığımız için operasyon birimi yan binanın birinci katında dediler. Yandaki binaya gittik, birinci kata çıktık, şubenin diğer yarısı oradaydı. Isıtma da sobayla yapılıyordu. Düşünün bugünkü Garanti Bankası yapısını. Şube demişken yemek işini de anlatayım. Şu anda bankanın Etiler’de kullandığı çok güzel bir bina var. Orası mutfak olarak kullanılıyor, orada pişirilen yemek İstanbul’daki bütün şubelere araçlarla dağıtılıyordu. Pazartesi günleri üst kurul toplantısı yapılıyordu. İbrahim Bey gayet sert bir şekilde “Arkadaşlar bu işi nasıl çözeceğiz?” diye söze girdi. Çözeceğimiz konu şubelere giden yemekten personelin memnun olmamasıymış. Bir sürü bankacı oturup yemek işini çözmeye çalıştık, tabii o gün neticeye varamadık. Aynı gün JP Morgan’ın yöneticisi Tom Sutherland ile randevum vardı. Bana ‘hayırlı olsun’a gelmişti, hem de döviz rezervlerimizi yönetmeye taliplerdi. Tutamadım kendimi, “Tom, bizim çok daha büyük bir problemimiz var” dedim. “Nedir? Onda yardımcı olalım” dedi. “Biz bu yemek işini yapamıyoruz, biz paramızı kendimiz yönetsek de yemek işini size versek, olur mu?” dedim. Tom’un bozulduğunu görünce söylediğime üzüldüm ancak içinde bulunduğum durum beni ziyadesiyle etkilemişti.

● Özel sektörden sonra kamuya dönmeyi düşündünüz mü hiç?

Bir gün Tansu Çiller’in Hazine Müsteşarı Osman Ünsal aradı. Sayın Başbakan piyasa hakkında bilgi almak istiyor dedi. Tansu Hanım ile kısa sürede aramızda iyi bir diyalog gelişti. Ertesi sabah ailemle pazar kahvaltısı yapmaya giderken telefon geldi. Tansu Hanım “Aclancım, şimdi Ankara’ya gidiyoruz. Hemen gel, havaalanında seni bekliyorum” dedi ve kapattı. Üzerimde kanvas pantolon, bordo bir kazak ve mont vardı. Kendi aramızda toplantı yapacağız önemli değil, dedi. Toplantıya bir girdim, belki otuz kişi var içeride. Hepsi kravatlı, lacivert takım elbiseli. Kimi bu adam delirdi mi toplantıya böyle mi gelinir, kimi de özel sektörün haline bak demiştir muhtemelen. Ancak kimse benim derdimi bilmiyordu, pazar sabahı kahvaltıya giderken kendimi orada bulmuştum. Toplantıdan sonra Sayın Başbakan “Sen gitme, burada kal, birkaç gün daha bize yardımcı ol” dedi. O sırada Merkez Bankası’na başkan arıyordu. Seni vekâleten atayayım başkanlığa dedi. Ben de affımı istedim, koalisyon hükümeti döneminde vekâleten başkanlık doğru bir yaklaşım olmazdı.

2001 senesinin başında bir teklif daha aldım. Bir gün ofiste çalışıyordum. Kemal Derviş arayarak beni Ankara’ya davet etti. Kamu bankalarının başına geçmem konusunda görüşmek istiyordu. Ankara’ya gittim. Kemal Bey’in ekibindeki Faik Öztrak ve Süreyya Serdengeçti yakın arkadaşlarımdı. Güzel bir program üzerinde çalıştık. 2 Nisan 2001’de kamu bankalarının ortak yönetim kurulu için genel kurul toplantısı yapılacaktı. Bir önceki gece Kemal Bey çağırıp “Önerdiğiniz yönetim kurulu listesini Sayın Cumhurbaşkanı onaylamadı. İki üç tane değişiklik istiyoruz” dedi. “Sayın Bakanım, bu bir takım oyunu, son dakikada listeyi nasıl değiştirelim, bu şekilde görevi kabul edemem” dedim. “Siz bu akşam düşünün, yarın sabah erken bir kahvaltı yapalım” dedi. Otele gittim fakat gece geç saatte gelen telefonla Ayhan Bey’in vefatını öğrendim. Sayın Bakanı arayıp affımı istedim. O defteri de böylece kapattım.

●Tansaş’ın satış hikayesini de dinleyebilir miyiz?

Gıda perakendeciliği asli işimiz olmadığı için Doğuş Grubu olarak çıkmayı düşündüğümüz bir alandı. Uluslararası firmalarla görüşüyorduk. Carrefour ile anlaşma noktasındayken Hüsnü Özyeğin Gima’yı sattı onlara. Tesco da çok düşük bir fiyat verdi. Dolayısıyla iki alıcı devreden çıktı. 2005 senesinin Temmuz ayıydı. Satmaya niyetimiz vardı ama alıcı kalmamıştı. Onun üzerine bize aracılık eden yatırım bankacılarından bizi Walmart ile görüştürmelerini rica ettim. Walmart ile yaptığımız telekonferansta onlara Tansaş’ı ve Tansaş’ın Walmart’a katkılarının ne olacağını anlattım. Çok ilgilendiler. Türkiye’ye gelip mağazaları gezince daha da etkilendiler. İş gerçekten ciddiye bindi. Yatırımlardan sorumlu yöneticileri o ara Japonya’daydı. Onunla Singapur’da buluşup alışverişin son noktasını koyma kararı verdik. Walmart ekibi ile beraber İzmir’de mağazaları gezmemiz duyulmuş, konu basına yansımıştı. Rahmetli Mustafa Koç, Ferit Bey’i arayıp ciddi olup olmadığımızı sormuş. Ferit Bey de “Evet, Aclan Bey pazartesi günü Singapur’da anlaşma imzalayacak” demiş. “Biz de ilgileniyoruz, konuşalım” deyince Migros ile görüşüldü ve prensip anlaşması sağlandı. Onun üzerine ben Walmart’tan özür diledim. Toplantıları iptal ettik. Görüşmeleri Migros ile sürdürdük.

“Zor, oyunu bozar”

● Garanti Bankası’nda unutamadığınız anlar vardır muhakkak.

Bir pazartesi sabahı göreve başladım. O gün aktif, pasif komitesi varmış. Genel Müdür İbrahim Betil çağırıp aktif pasif raporunu verdi ve “Bunu toplantıda siz sunacaksınız” dedi. Bankanın hazine yönetiminden sorumlu olduğum için benim sunmam gerekiyormuş. Raporun içeriğiyle ilgili hiçbir bilgim yoktu, kimin hazırladığını da bilmiyorum. Gel toplantıyı izle öğren, öğren de sonra sunarsın, böyle bir şey yok. Saat dokuzda toplantıya girdim ve sunumu yaptım. ‘Zor, oyunu bozar’ diye bir laf vardır. Başına gelince daha hızlı öğrenirsin ister istemez. Böyle bir başlangıç oldu Garanti Bankası’nda.

Araç hareket edince koltuğa yapıştım

● Doğuş Otomotiv döneminizde enteresan bir anınız var mı?

Otomotiv piyasasında olunca olağanüstü güzel otomobilleri test edebiliyorsunuz görevinizin bir parçası olarak. Birini anlatayım. Lamborghini ile anlaşma imzalamaya gitmiştik Bolonya’ya. Bizi çok iyi karşıladılar. Yanımda da Audi-Bentley- Lamborghini’nin genel müdürü Gino Bottaro vardı. Genç, dinamik, sportif bir arkadaşımız. Anlaşmayı imzaladık. Arkasından dediler ki buyurun test sürüşüne. Test deyince arabayı kendimiz kullanacağız zannettim. Ancak arabanın başında yarış pilotu kıyafetli bir bey vardı. Ben şoför mahalline yönelince, “Yok, arabayı ben kullanacağım” dedi. Fabrika biraz şehrin dışında, yollar dar, İtalya’nın kırsal kesimindeyiz. Çıkarken “Nasıl kullanmamı istersiniz, hızlı mı yavaş mı?” diye sonrdu. Dedim ki, normal kullanın, hız meraklısı değilim. Araç hareket edince koltuğa yapıştım. 200 kilometre hızla kavşağa girdiğimizde ise bütün iç organlarımın dönüş yönünde hareket ettiğini hissettim. Otele geldim, gömleğim sırılsıklam, perişan vaziyetteydim. Gino’yu almaya gitti adam. O da test sürüşü yapacaktı. Aradan bir zaman geçti, Gino geldi, yüzü kâğıt gibiydi. Şoför aynı soruyu ona da sormuş, ancak bizimki genç ya, hızlı demiş. Birkaç gün kendine gelemedi. (Gülüyor)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.