Cumhuriyet “egemenlik millete aittir” der; demokrasi bu egemenliğin nasıl kullanılacağını—katılım, hukuk ve denge–denetleme—tarif eder. Ama bu ilkeler havada asılı kalmaz; belirli bir toprak, ortak kurumlar ve paylaşılan bir bağlılık duygusu ister. Ulus-devleti bir kabuk gibi düşünebiliriz; içini cumhuriyetin eşit yurttaşlık anlayışı ve demokrasinin çoğulcu usulleri doldurur. Modern çağda imparatorlukların çok dilli, çok hukuklu düzeninden merkezî ve standart bir yapıya geçişle birlikte uyruktan yurttaşa dönüşüm yaşandı: okuldan kışlaya, mahkemeden vergi dairesine uzanan kurumlar ortak dil, ortak hukuk ve ortak hafıza inşa etti.
Cumhuriyet, egemenliğin hanedana değil millete ait olduğu yönetim biçimidir; halk, temsilcileri aracılığıyla devletin temel organlarını belirler. Demokrasi ise bu egemenliğin nasıl kullanılacağını tanımlar: katılım, temsil, çoğulculuk ve hukukun üstünlüğü üzerinden ilerler. İkisi arasındaki ilişki “çerçeve–içerik” gibidir: cumhuriyet iktidarın kaynağını belirleyen çerçeveyi kurar; demokrasi, bu çerçevenin içini yöntem ve değerlerle doldurur. Seçimler düzenli, adil ve şeffaf değilse; ifade özgürlüğü, bağımsız yargı ve denge–denetleme mekanizmaları zayıfsa, cumhuriyetçi etiket kalsa da demokratik nitelik geriler. Tersi durumda, demokratik teamüller güçlendiğinde cumhuriyet sadece bir rejim adı olmaktan çıkıp yaşayan bir siyasal kültüre dönüşür.
Bu bütünlüğe “ulus-devlet”i eklediğimizde tablo tamamlanır. Ulus-devlet, belirli sınırlar içinde yaşayan ve ortak bir vatandaşlık bağıyla birbirine bağlı topluluğun modern siyasal örgütlenmesidir. Dil, tarih, kültür ve ortak kamusal kurumlar üzerinden bir bağlılık duygusu üretir; bireyi “uyruk”tan hak ve sorumluluk sahibi yurttaşa dönüştürür. Sağlıklı bir ulus-devlette cumhuriyet egemenliğin kaynağını millete verir; demokrasi bu egemenliğin çoğulcu biçimde kullanılmasını güvenceye alır. Böylece farklı kimlikler ortak bir hukuk çatısı altında korunur; anayasa, kamusal eğitim ve yerel yönetimler demokratik katılımın zeminini güçlendirir.
Ne var ki başarı ölçütü tek tipleştirmek değil; eşit yurttaşlıktır. Bağlılığı derinleştiren şey korku ve sadakat değil; hak, özgürlük ve adaletin herkes için aynı işlemesidir. Özgür basın, örgütlenme ve toplantı hakkı, bağımsız yargı, yerel yönetimlerin yetkinliği ve şeffaf yönetim, çoğunlukçuluğu çoğulculuğa çeviren gerçek mekanizmalardır. Bunlar zayıfladığında en parlak anayasa bile kâğıt üstünde kalır; güçlendiğinde ise cumhuriyet yaşayan bir siyasal kültüre dönüşür.
Cumhuriyet ile demokrasiyi korumanın yolu, ulus-devletin kabuğunu kalınlaştırmak değil; içini eşit yurttaşlık ve denetlenebilir iktidarla doldurmaktır. Dün ulus-devleti kuran enerji, bugün onu kapsayıcı ve hesap verebilir kılma iradesi olmalı. Çünkü ortak geleceğimiz, artık sadece “kim yönetecek?” değil; nasıl ve kimin için yönetilecek? Sevgiler…
Bu haber 107 kez okundu.

YORUMLAR