Muğla’nın varsıllığına düşen görev, bir simitle günü bitiren—özellikle kız—öğrencilerin sessizce “idare etmeye” çalıştığı yoksunluğu dayanışmayla görünür ve yaşanabilir kılmaktır.
Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi’nde farklı fakültelerde eğitim gören ve ekonomik yapıları birbirinden çok farklı yaklaşık 15 öğrenciyle görüştüm. Bu görüşmelerin sonunda gördüğüm şey, “insanın içini bir anda yakan” bir acı değil; yavaş yavaş kavuran bir yoksunluktu. Günü aç geçiren, kış gününde ince bir kazakla gezinen, dışarıdan bakınca “idare ediyor” sanılan ama içten içe tükenen öğrenci profilleri… Şimdi anlatacaklarım, o profillerden yalnızca birkaç örnek.
Nl… Babası yok. Anne gündelik işlerden bir gelir elde ediyor ama sağlık sorunu var. Bir erkek kardeş üniversitede okuyor. Nl’nin eline geçen düzenli gelir 5.700 TL. Kafeye gitmiyor, bara gitmiyor, sigara içmiyor. Dışarıda yemek yemiyor. Tatillerde ailesine gitmiyor. Sahile gitmiyor. “Nasıl geçiniyorsun?” sorusuna susuyor. Suskunluk bazen bir cümleden daha çok şey anlatır. “Yaşamak zor, annemi çok özlüyorum” derken sesi kısılıyor, gözleri doluyor. İşte o an anlıyorsunuz: Yokluk sadece cebin değil, kalbin de üstüne çöküyor. Bu öğrenci ders kitabı alıyor; demek ki o paranın bir kısmı yine derse, kitaba, mecburiyete gidiyor. Kalanı… kalanıyla “yaşamaya” çalışıyor.
Pr… Evde kalıyor. Aylık geliri 10.000 TL. Telefon faturası var. En ağır kalem ise kira payı: 7.000 TL. Ve gerisi… gerisi çoğu zaman yok. “Günde bir kez yemek yiyorum, genelde bir simit.” Bu cümle bir bütçe cümlesi değil; bu cümle bir yoksulluk cümlesi. Mutfak giderlerine katılamadığı için ev içinde baskı görüyor. Bazen yemek saatlerini dışarıda geçiriyor; yani açlığın yanında bir de mahcubiyet taşıyor. Sinema yok. Tiyatro yok. Kitap yok. Gençliğin “normal” sayılan hiçbir parçası yok.
Ll… Aylık toplam geliri 20.000 TL. Tatillerde ailesini ziyaret edebiliyor. Dışarıda yemek yiyebiliyor, kafeye gidebiliyor, ayda bir kitap alabiliyor. Bu örnek, öğrenciler arasındaki uçurumu gözümüze sokuyor: Aynı kampüste biri simitle günü bitirirken, diğeri hayatın küçük keyiflerine ulaşabiliyor. Demek ki mesele yalnızca “öğrenci olmak” değil; mesele, hangi koşulla öğrenci olunduğu.
Cn… Ailesinin geliri yüksek, kendi geliri de yüksek. Kafeye gidiyor, sigara içiyor, denize gidiyor, tatilde ailesini görüyor. Burada kimseyi yargılamıyorum. Sadece şunu söylüyorum: Aynı şehirde, aynı üniversitede, aynı yaşlarda gençlerin hayatı bu kadar farklıysa, bu farkın adı yalnızca “maddi” değil; insani bir farktır.
Erkek öğrencilerde de yoksunluk var; ama kız öğrencilerde yoksunluğun yanına çoğu zaman daha büyük bir kırılganlık ekleniyor.
By yurtta kalıyor; aylık geliri 15.500 TL. Ama fakültedeki malzeme giderleri ayda 6–7 bin TL. Yani eğitim, öğrencinin cebini kemiren bir mecburiyet. “Günlük zorunlu gereksinimlerimi tamamlayamıyorum” diyor.
Ai… Aylık geliri 11.000 TL. Yurtta kalıyor. Tatillerde ailesini görmeye gidemiyor. Her cümlesinin sonunda ailesini özlediğini söylüyor. Para yetmeyince yol uzuyor; yol uzayınca hasret büyüyor.
Şimdi gelelim asıl meseleye.
Muğla, ülkemizin diğer kentlerine göre ekonomisi daha iyi ve “aydın, demokratların yoğun olduğu” ifade edilen bir kent. Şimdi bu varsıllığa düşen bir görev olmalı. Çünkü Muğla’da bir kişi için sıradan bir yemek ortalama 800 TL olmuşken, bir öğrencinin gününü bir simitle kapatması kader değildir; bu, görmezden gelmenin sonucudur. Sahil ilçelerindeki yemek faturalarını ulusal medyada da görüyoruz. Bu şehirde bir akşam yemeği, bazen bir öğrencinin aylık gıdası kadar tutuyor.
Benim çağrım nettir: Öncelikli olarak kız öğrencilere—anneyi özleyene, bir simitle günü geçirene, gözleri göz çukurunda kaybolana—yardım eli uzatmak gerekir. “Yardım” mı diyelim, “destek” mi; kelimeyi seçmek kolay. Zor olan, el uzatmak. Zor olan, susan öğrencinin suskunluğunu duymak. Zor olan, açlığı “tercih” sanmamak.
Birçok sanatçıyla, aydınla, yazarla tanıştım; dostlukların nüvelerini atıyoruz. Tam da bu yüzden söylüyorum: Bu dost adaylarına, bu kente, bu çevreye yakışan; yalnız konuşmak değil, omuz vermek. Herkesin dünyayı kurtarması gerekmiyor. Ama herkesin bir öğrencinin hayatına dokunması mümkün.
Ayda 1.000 TL… daha azı da olabilir. Bir telefon faturası kadar. En az bir kişilik “dışarıda yemek” masrafı kadar. “Bir gecelik eğlence kadar” demiyoruz tabii. Bir kişinin “küçük” gördüğü para, bir öğrencinin büyük nefesi olabilir. Kız öğrencilerin barınma, beslenme, ulaşım ve eğitim materyali ihtiyacı ertelenince; yalnız ders değil, umut da erteleniyor.
Ben “eller cebe” demiyorum. Eller yüreğe.
Bir simitle günü bitiren öğrenciye, kışın ince kazakla gezen gence, annesini özleyip sesi kısılan kıza…
Bu şehirde varsıllık varsa, bu varsıllığın bir payı da dayanışmaya ayrılmalı.
Çünkü dayanışma, bağış değil; insan kalma biçimidir.
Bu haber 209 kez okundu.

Ben bir emekli öğretmen olarak bir kızımıza düzenli olarak destek olacağım. Ayrıca yazınızı da paylaşacağım. Sağlıklı günler dileklerimle.
Öğretmenim yüreğinize sağlık diliyorum.