Atlas’ın ölümü sadece bir adli vaka değil; çocuklara yönelik şiddetin ve ihmaller zincirinin acı sonucu. Üstelik bu kez sarsıcı olan bir şey daha var: Atlas’ı öldürenin de çocuk olması, şiddetin artık kuşaktan kuşağa bulaştığını gösteriyor.
Her yeni gün bir çocuğun adıyla uyanıyoruz.
Bir sabah Atlas, ertesi gün başka bir çocuk…
Oysa çocukların adları haberlerde değil, okul sıralarında okunmalıydı.
Atlas’ın ölümü, yalnızca bir cinayet dosyası değildir.
Bu ülkenin çocukları nasıl koruyamadığının belgesidir.
Ama bu olayın bir başka ağır tarafı var:
Atlas’ı öldürenin de çocuk olması…
Bu cümle, insanın boğazına düğüm gibi oturuyor. Çünkü bu durumda karşımızda tek bir “kötü” yok; karşımızda iki ayrı kayıp var:
Biri yaşamı elinden alınmış Atlas,
diğeri daha çocukken şiddetin diliyle büyümüş, o dili hayatın gerçeği sanmış bir başka çocuk.
Elbette “çocuk” olmak, yapılanı masumlaştırmaz.
Bir çocuğun hayatının elinden alınmasının hiçbir gerekçesi olamaz.
Ama failin de çocuk olması bize şunu söyler: Şiddet artık sadece yetişkinlerin suçu değil; çocukların dünyasına kadar sızmış, normalleşmiş, öğrenilmiş bir davranış.
Şiddet çoğu zaman bir anda ortaya çıkmaz.
Evde duyulan bağırış, görülen darp, izlenen içerikler, sokakta öğrenilen güç gösterisi…
Biriken her şey, sonunda bir başka çocuğa yönelen yıkıma dönüşebilir.
Bu yüzden mesele sadece “suçlu kim?” sorusu değildir.
Mesele “Bu çocuklar nasıl bu hale geldi?” sorusudur.
Bir çocuk bir başka çocuğu öldürüyorsa, bu sadece bir güvenlik meselesi değil; bir eğitim, bir korunma, bir sosyal destek, bir ruh sağlığı ve bir denetim meselesidir.
Yani bir toplum meselesidir.
Bugün Atlas’ın ardından söylenen her söz, yarın başka bir çocuğu kurtarmıyorsa eksiktir.
Yas tutmak yetmiyor.
Öfkelenmek yetmiyor.
Unutmak ise hiçbir şeye yaramıyor.
Gerçek adalet, yalnızca cezayla değil; önlemle, erken müdahaleyle, risk altındaki çocukları fark edip desteklemekle mümkündür.
Çocuğu korumak, “olduktan sonra” değil, “olmadan önce” başlar.
Çünkü bir toplum, en zayıfını ne kadar koruyabildiğiyle ölçülür.
Atlas’ı koruyamadık.
Ama onun adı, başka çocukların yaşaması için bir vicdan çağrısı olabilir.
Son söz şudur:
Bir çocuğun ölümü kader değildir.
İhmalin, geç kalmanın ve şiddeti normalleştirmenin adıdır.
Ve artık bu ülkenin çocukları, haber bültenlerinin değil; geleceğin kendisi olmalıdır.
Bu haber 81 kez okundu.

YORUMLAR