DOLAR 8,6246-0.31%
EURO 10,3227-0.14%
ALTIN 496,330,33
BITCOIN 29377213,55%
Muğla
29°

AÇIK

20:41

AKŞAM'A KALAN SÜRE

  • Hamburger Menü 1
  • Hamburger Menü 2
  • Hamburger Menü 3
  • Hamburger Menü 4
  • Hamburger Menü 5
  • Hamburger Menü 6
  • Hamburger Menü 7
Şükrü Kahraman

Şükrü Kahraman

11 Mayıs 2021 Salı

ŞİRİNLER

ŞİRİNLER
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Hepimizin çocukluğunda unutamadığı, anılarında halâ yerini koruyan, ufacık çocuk dünyasını bezeyen bir çizgi film mutlaka vardır.

“Peyo” lakaplı Belçikalı karikatürist Pierre Calliford’un 1958 yılında ürettiği “Şirinler”de bunlardan biridir.

“Şirinler”in İngilizce yazımı “Smurf”tur.

Açılımı “Small men under red flay”.

Yani “ Kızıl bayrak altında yaşayan küçük adamlar.”

Aynı şekilde Smurf “Socialist men under red father” Türkçesi, “Kırmızı baba altındaki sosyalist adamlar” olarak da bilinir.

Peki, bu sosyalist adamların belli başlı özellikleri nelerdir? diye bakarsak birkaç başlık altında şunları söyleyebiliriz;

  • Şirinler’ de para olmadan komünal bir yaşam sürdürülür.

Evet, yanlış okumadınız.

Şirinler ‘de dikkat edin o kadar alışveriş olayı yaşanır fakat bunların hiçbirinde para kullanılmaz.

  • Şirinler köyünde herkes kendine gerekli olan şeyleri bedava elde edebilir.
  • Yine köydeki 99 şirinden biri olan “Tembel Şirin” bile hiçbir iş yapmadığı halde tüm şirinlerle aynı standartlara sahiptir.

Bu durumda sosyalizmdeki “ Tembellik Hakkını” ifade eder.

  • Yine tüm şirinlerin lideri, babası Şirin Baba kızıl bir şapka giyer.

Bu giyim tarzıyla Karl Marx’ın bir kopyası, canlandırmasıdır adeta.

  • Şirinler köyünde bir tek bile ibadethane bulunmaz.

Ne kilise, ne cami, ne de havra…

Gerçi bu durumun böyle olması bir çizgi film için çok ta tartışılır bir eksiklik değildir.

Çünkü çocuklara hitap eden bir çizgi filmde dini ögelerin bulunmaması çok göze batmayabilir.

Zira hitap ettiği kitle bellidir nihayetinde.

  • Yine bir diğer özellik, şirin çileği tarlaları sadece bir şirine ait değildir.

Tüm Şirinler bu tarlada hak sahibidir.

  • Şirinler ’in düşmanı Gargamel ise papaz cübbesi giyer ve dini sembolize eder.

Gargamel kapitalizmin simgesi olan altın ve paraya çok düşkündür ve Şirinleri sürekli yemek ister.

Onlarla kavgası hiç bitmeyip, sürüp gider.

İşte bu sürüp giden kavga, Gargamel ’in misyonerliğini sembolize eder.

Bir de Gargamel ‘in kedisi “Azman” vardır hatırlayacağınız üzere.

Azman ise Amerika’nın peşinden ayrılmayan küçük ülkelerin bir prototipidir.

“Azman” isminin orijinal dilindeki karşılığı da “Azrail”dir.

Bunların dışında, Şirinlerin her birinin farklı farklı karakterize edilmiş unsurları vardır.

Örneğin; köydeki tek dişi karakter Şirine feminizmin, Süslü Şirin eşcinselliğin, Güçlü Şirin ise maço erkeğin bir yansımasıdır.

                                                     ***

Şirinler’ i ortaya çıkaran karikatürist Peyo ise gerçek bir komünisttir.

Filmin ilk çıktığı dönemde Dünya da iki kutuplu bir siyasi portre çiziyordu zaten.

Bir tarafta kapitalist Amerika Birleşik Devletleri, diğer bir tarafta Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği…

Peyo, içinde bulunduğu dönemin siyasi atmosferinden etkilenipte mi Şirinler’ i ortaya çıkardı bilinmez, bu çizgi filmle büyüyen bir nesil olarak, çocuklara eşitliği, adaleti, mutluluğu, paylaşmayı, bir amaç etrafında farklı karakterlerin kenetlenebilindiğini göstermesi açısından da son derece başarılı olduğu yadsınamaz bir gerçektir.

Kim bilir, filmin sonunda denildiği gibi bizler de uslu birer çocuk kalabilmeyi başarabilirsek, Şirinler’ i görebilir miyiz sizce?

Samimiyet ile…

Devamını Oku

DÖNÜŞÜM

DÖNÜŞÜM
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Bir milletin tarihi, o milletin hafızasıdır.

Tarihi gerçekten destansı nitelikte olan milletler olduğu gibi, başta siyasi, ideolojik gibi etkenlerin etkisi ile içi boş özelliklerin pompalandığı ve de bunu tüm dünyaya bir şekilde kabullendirebilmiş milletler de mevcuttur.

Bunlar şu anki siyasi ve ekonomik güçlerini kullanarak, diğer milletler üzerinde “Demokles’in Kılıcı’nı” konuştururlar adeta.

Oysaki geçmişleri o kadar kısa, o kadar yüzeysel ve de o kadar kirlidir ki, bu kirli tarihi yine bu paslı, pespaye siyasi-ekonomik-kültürel yaptırım ve tutumlarıyla bastırıp, kendilerinin dışındaki dünyaya süsleyip bezeyerek satmaya çalışırlar.

Dünyalarındaki her şeyi metalaştırıp, vahşi kapitalizmin şeytani kucağında besledikleri nice emelleri gibi!

Fakat tüm bu kirli dünyaya karşı vicdani ve reel gerçekliği temsil eden tarih, objektifliğini hiçbir dönem yitirmez.

Dünyanın gerçekliği ne ise, geçmişin sessiz çığlığı bu güne ne haykırabiliyorsa, onu olduğu şekilde kayda geçer.

Kayda geçebildiklerini de geleceğe taşıyabilmek için kendini korumaya alır.

Geçmişte ne yaşanırsa yaşansın, tarih bunu kendi süzgecinden geçirip, ölçüp biçmeden kayda düşmez, düşmemelidir de.

                                                       ***

Aslına bakarsanız bu dahi, yani “yanlı tarih anlayışı” kapitalist dünyanın bir ayak oyunudur.

Bu kapitalist dünyanın her şeyi metaya dönüştürme çabası, tarih sayfalarındaki gerçekleri de yutmaya çoktan hazırdır.

İşte bu noktada, ilk safhada milli tarih bilinci ve sonrasında uluslararası anti-kapital duruş ve bu yönde bir çaba, yeni dünyayı şekillendirebilmek adına atılabilecek en değerli adımdır.

Eğer bu önemli adım tüm dünya sathında atılabilirse, diğer tüm paradigmalar “domino etkisi” ile bu müthiş dönüşümün birer parçası olabileceklerdir.

Bugün sadece dillendirebildiğimiz, en fazla kaleme dökebildiğimiz birtakım teoriler, belki o gün içinde yaşadığımız dünyanın birer gerçekleri haline gelebileceklerdir…

Samimiyet ile…

Devamını Oku

DÖNÜŞÜM

DÖNÜŞÜM
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Bir milletin tarihi, o milletin hafızasıdır.

Tarihi gerçekten destansı nitelikte olan milletler olduğu gibi, başta siyasi, ideolojik gibi etkenlerin etkisi ile içi boş özelliklerin pompalandığı ve de bunu tüm dünyaya bir şekilde kabullendirebilmiş milletler de mevcuttur.

Bunlar şu anki siyasi ve ekonomik güçlerini kullanarak, diğer milletler üzerinde “Demokles’in Kılıcı’nı” konuştururlar adeta.

Oysaki geçmişleri o kadar kısa, o kadar yüzeysel ve de o kadar kirlidir ki, bu kirli tarihi yine bu paslı, pespaye siyasi-ekonomik-kültürel yaptırım ve tutumlarıyla bastırıp, kendilerinin dışındaki dünyaya süsleyip bezeyerek satmaya çalışırlar.

Dünyalarındaki her şeyi metalaştırıp, vahşi kapitalizmin şeytani kucağında besledikleri nice emelleri gibi!

Fakat tüm bu kirli dünyaya karşı vicdani ve reel gerçekliği temsil eden tarih, objektifliğini hiçbir dönem yitirmez.

Dünyanın gerçekliği ne ise, geçmişin sessiz çığlığı bu güne ne haykırabiliyorsa, onu olduğu şekilde kayda geçer.

Kayda geçebildiklerini de geleceğe taşıyabilmek için kendini korumaya alır.

Geçmişte ne yaşanırsa yaşansın, tarih bunu kendi süzgecinden geçirip, ölçüp biçmeden kayda düşmez, düşmemelidir de.

                                                       ***

Aslına bakarsanız bu dahi, yani “yanlı tarih anlayışı” kapitalist dünyanın bir ayak oyunudur.

Bu kapitalist dünyanın her şeyi metaya dönüştürme çabası, tarih sayfalarındaki gerçekleri de yutmaya çoktan hazırdır.

İşte bu noktada, ilk safhada milli tarih bilinci ve sonrasında uluslararası anti-kapital duruş ve bu yönde bir çaba, yeni dünyayı şekillendirebilmek adına atılabilecek en değerli adımdır.

Eğer bu önemli adım tüm dünya sathında atılabilirse, diğer tüm paradigmalar “domino etkisi” ile bu müthiş dönüşümün birer parçası olabileceklerdir.

Bugün sadece dillendirebildiğimiz, en fazla kaleme dökebildiğimiz birtakım teoriler, belki o gün içinde yaşadığımız dünyanın birer gerçekleri haline gelebileceklerdir…

Samimiyet ile…

Devamını Oku

AN VE ZAMAN

AN VE ZAMAN
0

BEĞENDİM

ABONE OL

İçinde bulunduğumuz an, kim bilir hangi zamanın tanığı, hangi tarihi devrin bir parçasıdır.

Akıp giden zaman, tarihi seyir içerisinde bizi hangi noktada konumlandırmıştır acaba?

Ve tarih, yaşanan bu anların hangi zamanını bize tarihlendirmiştir kim bilir.

                                                       ***

İnsana sonsuz gibi gelen zaman, tıpkı bir insan ömrü gibi sınırlı, sayılı ve de bir iradenin tekelinde.

Ancak bu zaman insanoğlunun dünyada idrak edebildiği zaman tabii ki.

Başka âlemlerin zaman mefhumu, idrakinin dışında.

Hele ki öbür dünyadaki, ahiret yurdundaki zaman kavramı, sonsuzluk içinde bir sonsuzluk…

Sonsuzluk demişken, nedir sonsuzluk biliyor muyuz?

Bir durumun sona ermemesi, bitmemesi, tarihlenememesi, zamanının belli olmaması, dolayısıyla sınırlandırılamaması.

Üzerinde düşündükçe türetilemeyen kavramların adı, dönüp dolaşıp aynı çıkmaz kapıların ardında gizli tutulan bir sır yumağı sonsuzluk.

Sadece Yüce Yaratıcının sonsuz ilminde bulunan, O’nun bize sunduğu kadarını idrak edebildiğimiz bilinmezlik küpü.

                                                       ***

Sonsuzluğu düşününce insan zamanın da yaratılmış olduğunu anlıyor işte böylece.

An, zaman ve bunların tarihlenişi.

Ve de sonsuzluk…

Tüm bunları hiçe düşüren, adeta bir yutan eleman gibi sarmalayan koca bir sonsuzluk…

İşte bilinmeyen gerçek mutluluk.

Samimiyet ile…

Devamını Oku