DOLAR 8,65660.32%
EURO 10,14710.09%
ALTIN 491,80-0,08
BITCOIN 3759083,88%
Muğla
20°

AÇIK

05:19

İMSAK'A KALAN SÜRE

  • Hamburger Menü 1
  • Hamburger Menü 2
  • Hamburger Menü 3
  • Hamburger Menü 4
  • Hamburger Menü 5
  • Hamburger Menü 6
  • Hamburger Menü 7
Kumsal Şimşek

Kumsal Şimşek

29 Mart 2021 Pazartesi

KADİM TÜRK TARİHİNİN HER DÖNEMİNDE MEZAR TAŞLARI

KADİM TÜRK TARİHİNİN HER DÖNEMİNDE MEZAR TAŞLARI
blank
0

BEĞENDİM

ABONE OL
blank

Mezar taşları, bir şehrin kültür hazineleridir. Mezar taşları olmasaydı ne hattat olur, ne şair olur, ne taş ustası ne sanatkâr olur, ne âlim olurdu. O zaman şehirlerimiz bir köyden ileri gidemez, köy olarak kalırdı. Bir şehrin geçmişini, âlimlerini, yazarlarını, edebiyatçılarını, sanatkârlarını içinde saklayan mezarlardır. Mezar taşları ise altında sakladığı kimseleri aksettiren, dünyaya gösteren aynalarıdır.

Türk tarihinin her döneminde ölüm etrafında teşekkül eden ritüeller ve mezar taşları çevresinde oluşan gelenekler en canlı şekilde varlığını sürdürmüştür. Türklerde ölüyü gömme geleneği bağlı bulundukları dinin esaslarına göre çeşitlilik gösterse de, Türkler tarihin en eski dönemlerinden bu yana atalarına duydukları saygı dolayısıyla mezarlıklara ayrı bir önem vermiştir. İnsan hayatının son menzili olan mezarlık, kişileri derinden etkileyen ve ibret veren bir makamdır. Bundan dolayıdır ki, geride kalanlar mezarlara gereken önemi vermeye, bakımını en iyi şekilde sağlamaya gayret eder. Adolf Ebeling, Gartenlaube dergisinin 1882 yılında Türk Mezarlıkları başlıklı yazısında, Türklerin mezarlarına verdikleri önemden bahsederken, Türk mezarlarının dünya mezarlarına örnek olabileceğini söylemesi bu konuda daha fazla söze gerek bırakmamaktadır.

Türklerin İslamiyet öncesi inanç sistemlerine ait ilk kayıtlar, Çin kaynaklarında yer almaktadır. M.Ö. III. yüzyıla ait bu kaynaklarda ölen kişilerin mezarlarına “kurgan” adı verildiği, baş uçlarına ise “balbal” adı verilen taş parçalarının dikildiği yazmaktadır.[1] Bahsi geçen Çin kaynaklarında “Türkler, bir alp öldüğünde mezarının üstüne bir hatıra sütunu dikerler. Bazıları için 100, hatta 1000 taş dikilmiştir.” şeklinde bilgiler yer almaktadır[2]. Üzerlerinde kadın veya erkek tasvirlerinin dahi görülebildiği bu taşlar, sonraki dönemlerde pek çok amaç için dikilir olmuştur. Çin kaynaklarında bahsi geçen bilgilerin en eski izlerine Hunlarda rastlanmaktadır. Ölen kişinin yeri belli olsun diye mevtanın defnedildiği yerin üzerine toprak veya taş yığını konulmasıyla oluşan tümsekler “kurgan” adıyla bilinmekte olup Hunlar döneminde örnekleri görülmektedir. Hunlara ait binlerce kurgandan en önemlileri Noin Ula, Pazırık, Esik bölgelerinde yer alan kurganlardır[3]. Hunlardan sonra dikkati çeken bir başka mezar geleneği Göktürklere aittir. Göktürklerin mezar anlayışı Hunların devamı niteliğinde olmakla birlikte farklı dinî inanışları gereği bazı yeni unsurlar ekledikleri de görülmektedir. Eldeki mezar örneklerine bakıldığında Göktürklerin mezarların başına “bengütaş” diktikleri, etrafına “balbal” adı verilen heykelleri daire biçiminde sıraladıkları görülmektedir[4] . Bunlardan en önemlileri Orhun Irmağı kenarında yer almakta olan Kültigin, Bilge Kağan ve Tonyukuk mezar anıtlarıdır. Mesela Bilge Kağan adına hazırlanan anıt mezarın etrafında 350 metreyi bulan balbal sıralamasının olduğu bilinmektedir[5]. Bu arada eski Türkler Budizm’in etkisiyle stupalar da inşa etmişlerdir. Çoğu Uygur döneminden kalma stupalar, birer anıt mezar olup türbelerin ilk örnekleri arasında sayılmaktadır [6].

Bizi “biz” yapan mezar taşları bir coğrafya üzerindeki tapu senetlerimiz niteliğindedir.  Ayrıca üzerindeki simge ve sembollerle sayısız anlam barındırır. Birer açık hava müzesi durumunda olan mezarlıklarda bulunan mezar taşları, gerek madde dili gerekse yazı dili bakımından yaşanılan dönem, kültür ve topluma ait bilgileri dillendiren belgelerdir. Tarihimize ışık tutan mezar taşları bazen hiçbir yerde ulaşamayacağımız bilgilerin yegâne kaynağı durumundadırlar diyerek bu hafta ki yazımızı sonlandıralım.

Kumsal Şimşek


[1] Karaçağ, D. (1994). Bursa’daki 14-15. Yüzyıl Mezartaşları, s.3,  Ankara: Ofset Matbaası.

[2] Mülayim, S. (1993). “Balbalların Anlamı”. Théma Larousse içinde (Cilt VI, ss. 195). İstanbul: Milliyet Yayınları.

[3] Sağıroğlu Arslan, A. (2017). “Taşlar Konuşur: Türk Mezar Taşlarının Biçim Dili”. Uluslararası Türkçe Edebiyat Kültür Eğitim Dergisi, 6/3, 1925.

[4] Karaçağ, D. (1994). Bursa’daki 14-15. Yüzyıl Mezartaşları, s.5,  Ankara: Ofset Matbaası.

[5] Belli, O. (2003). Kırgızistan’da Taş Balbal ve İnsan Biçimli Heykeller. İstanbul: Arkeoloji ve Sanat Yayınları.

[6] Yazar, T. (1998). “Çadır-Bark-Türbe”. Geçmişten Günümüze Mezarlık Kültürü ve İnsan Hayatına Etkileri Sempozyumu Bildiri Kitabı içinde (ss. 418-431). Geçmişten Günümüze Mezarlık Kültürü ve İnsan Hayatına Etkileri Sempozyumu, s.422, İstanbul.

Devamını Oku

TÜRK TAMGALARI İLE SÜSLÜ ANTALYA’MIZ

TÜRK TAMGALARI İLE SÜSLÜ ANTALYA’MIZ
blank
0

BEĞENDİM

ABONE OL
blank
blank

Bütün Türk boylarını aynı gök kubbe altında tutan yegane olgu, ortak bilinçaltı hafızasına sahip olmalarıdır. Bu ortak değerlerin şüphesiz en önemli ögelerinden birisi tamga ve sembollerdir.

Yüklendikleri mana açısından kelimelerin sınırlarını aşarak sözlerin yetersiz kaldığı anlamları karşıya taşıyabilen görsel semboller, tarihin ilk çağlarından günümüz sanatkarlarına kadar kullanılagelmiş etkili bir ifade aracıdır. Tarihin ana konusu olan insanın ve onun oluşturduğu toplumların arkeolojik, yazılı, sözlü ve benzeri kalıntıları incelendiğinde, millet olgusuna ulaşabilmiş toplumların bir kolektif bilinçaltına ya da daha kapsamlı bir ifadeyle “ortak bilinçaltı hafızasına” sahip oldukları görülmektedir. Çoğunlukla kutsiyet atfedilen ortak motifler, milletlerin kültür dokularını oluşturmaktadırlar.

”Tamga” kelimesi Eski Anadolu Türkçesinde de aynı şekilde devam etmiş, XIV. yüzyılda yazılmış olan Süheyl ü Nevbahar adlı eserde şu şekilde kullanılmıştır:

“Dutarlar atı vü ol at idi ol

 Ki Sa’lûk’i bıraktı vü duttu yol

 Şolok dem ki kıldı nazar Şah-ı Çin

 Görür kızı tamgası urlu kaçın.”

(Türkiye Türkçesiyle: Atı tutarlar ve tuttukları at odur; ki Sa’lûk’i bırakarak yola devam etti; tam o zaman Şah-ı Çin baktı; ata kızının damgasının vurulmuş olduğunu gördü.)

blank

Bu örnekten, “tamga” kelimesinin Eski Türkçede” tamka”, Kutadgu Bilig ve Orta Türkçe ile Çağataycada “tamga”, Kumuk Türkçesi’nde “tanma”, Oyrat ve Soyon Türkçelerinde “tanma”, Kazan Türkçesinde “tamga” olarak kullanıldığını biliyoruz.

Tamga kelimesini belleklerimize yerleştirdikten sonra artık gözlerimiz Türk tamga ve sembollerini arar oldu. İnanın bana bu tamgaları tanıyan gözlerin görüp, doyabileceği simge ve sembollerimiz Antalya’mızın hemen hemen her yerinde bulunuyor. Yeter ki kültürel bellekte kodlanan bu simge ve sembolleri, yok olmaktan kurtaracak, milli şuur ve gayretle onları koruyan, gelecek nesillere bırakma gayreti içerisinde olan yerel yönetimlerimiz olsun…

Devamını Oku

ANALIK VE KAHRAMANLIK

ANALIK VE KAHRAMANLIK
blank
0

BEĞENDİM

ABONE OL
blank

İslamiyet’ten önceki Türklere ait bilgiler M.Ö. 4000 yıl gerilere kadar gitmektedir. Bu köklü bilgiler arasında kadının temel nitelikleri “Ana” lık ve “kahramanlık” tır[1]. (Savcı,1993:107)

Türkler tarihleri boyunca kadına hep değer vermişler ve onu yüceltmişlerdir. Özellikle Oğuz Kağan Destanı kadına çok yer vermiştir. Sekizinci Yüzyıl Orhun Kitabeleri’nde Türk kadınından saygı ile bahsedilmekte ve Oğuz prenseslerinin sosyal ve siyasi alanlardaki çalışmalarına da değinilmektedir. Bu dönemde kadın savaşta, siyasi toplantılarda ve sosyal ilişkilerde her zaman kocasının yanında yer alırdı[2]. Görüldüğü gibi, eski Türk toplumlarında, devlet hizmetlerinde bile erkeğin egemenliğinin olmadığı, devlet yönetiminin “karı-koca”, “Hatun-Hakan” ekibinin ortak sorumluluğu ile yürütüldüğü bir gerçektir. Tarihte “Devlet Başkanlığı” yapan ilk kadınlarda Türklerdir. Mesela Delhi Türk Devleti’nde Raziye Sultan, Kirman’da Kutluk Türk Devleti’nde Türkan Hatun gibi.

Atatürk, Türk kadınına kendine özgü bir anlayışla gereken önemi vermiş ve bunu çeşitli nedenlerle yapmış olduğu yurt gezilerinde açık bir dille ifade etmiştir. Özellikle 23 Mart 1923’ te kadınlara Konya’da söylediği şu sözler önemlidir. “Son senelerin inkılap hayatında hummalı fedakârlıklarla mahmul mücadele hayatında, milleti ölümden kurtararak hulâsa ve istiklale götüren, azm-ü faaliyet hayatında her ferdi milletin mesaisi, gayreti, himmeti, fedakarlığı sebkeylemiştir. Bu meyanda en ziyade tebcil ile yâd ve daima şükran ile tekrar edilmek lazım gelen bir himmet vardır ki, o da Anadolu kadınının ibraz etmiş olduğu çok ulvi, çok yüksek, çok kıymetli fedakarlıktır…. Kimse inkar edemez ki, bu harpte ve ondan evvelki harplerde milletin kabiliyeti hapyatiyetisini tutan hep kadınlarımızdır. Çift süren, tarlayı eken, ormandan odunu, keresteyi getiren, mahsullâtı pazara götürerek paraya kalbeden, aile ocaklarının dumanının tüttüren, bütün bunlarla beraber, sırtıyla, kağnısıyla, kucağındaki yavrusuyla, yağmur demeyip, kış demeyip, sıcak demeyip, cephenin mühümmatını taşıyan hep onlar, hep o ulvi, o fedakâr, o ilâhi Anadolu kadınları olmuştur.”[3]

Kadınlar insanlığın devamı için olmazsa olmazdır. En büyük dertlerin dertlisi, en büyük mutlulukların ardındaki kahramandır. Bu vesile ile kadınlar gününüzü kutluyor sağlık ve mutluluk dolu bir gelecek diliyorum.


[1] SAVCI Kemal, (1973), Cumhuriyetin 50. Yılında Kadın, s. 107, Ankara.

[2] GÜNDÜZ Ferhunde, (2000), “Kadın İşgücünün Türk Ekonomisine Katılımı” Prof. Dr. Eyüp Kemerlioğlu’na Armağan,s. 135,  Cumhuriyet Üniversitesi, Eğitim Fak.Yayınları, Önder Matbaacılık, Sivas.

[3] CAPORAL Bernard, (1982), Kemalizm’de ve Kemalizm Sonrasında Türk Kadını, Türkiye İş Bankası, Kültür Yayınları, No:233, s.180,  Ankara.

Devamını Oku

HEPSİNİN BİR HİKÂYESİ VAR

HEPSİNİN BİR HİKÂYESİ VAR
blank
0

BEĞENDİM

ABONE OL
blank

Ölüm asude bahar ülkesidir bir rinde;

Gönlü her yerde buhurdan gibi yıllarca tüter.

Yahya Kemal Beyatlı

Her mezar taşı, sahibinin kendi hikâyesini anlatır aslında. Bizim anlam yüklememize gereksinim duymadan verir mesajını. Sonuç hep aynı da olsa farkları vardır bu mesajların. Ayrıca sahibinin yanı sıra, zamanı ve zaman içinde yaşanan olayları, kazandıkları zafer ve tarihleri, statüleri, bu arada dertleri, korkuları, inançları, geride bıraktıkları bölge insanının duygu ve düşünceleri hakkında da birtakım bilgiler sunar[1].

Yahya Kemal, ne zaman memleketin nüfusundan söz edilse ölüleri de hesaba katmak gerektiğini söylermiş. Haklıdır. Coğrafya, üzerinde yaşayanlarla karıla karıla vatanlaşır. Mezarlar ve mezarlıklar, aslında bu sancılı vatanlaşma macerasının somut şahitleridir. Her mezar, bu toprağa basılmış bir mühür ve tarihe düşülmüş bir not olarak görülmelidir. “Mezar taşları”, sadece mezarda yatanın kimliğine değil, bir medeniyete, bir var oluşa da şahitlik eder. Bu bakımdan mezarlıkları yok etmek, nüfus kayıtlarını silmek gibi, ancak istilacılara yaraşır bir barbarlıktır, soykırımdır.

Zira zamana direnen, ancak biraz da boynu bükük duruşlarıyla bugüne merhaba diyen mezar taşlarını ayak izleri gibi takip etmek suretiyle bir kültürün yaygınlığı hakkında açık fikir edinmek mümkündür. Anadolu’nun hemen hemen bütün mezarlıklarının, bugüne taşıdıkları bilgiler açısından insanlık tarihinde benzersiz olduğu bilinen bir gerçektir. Yukarıda dediğimiz gibi, mezar taşlarının dilini bilen biri, üzerinde hiçbir yazılı kayıt olmasa bile, süslemelerinden, üzerindeki damga ve sembollerden, motiflerden vb. hem sahibinin, hem de yaşanan devir hakkında şaşılacak zenginlikte bilgiler bulur.

Bu memleketin gerçek tapusu mezarlıklarıdır. Bizi biz yapan değerlerin en önemlilerinden birisidir mezarlıklarımız. Bizim için mezarlıklar başka bir iklimin coğrafyasıdır, bir kütüphanedir, bir inziva yeridir. Mezarlıklar, şairin deyişiyle “âsûde bir bahar ülkesi”dir.

Not: Geleneksel kültürümüzde çok sık kullanılan ve karşılaşılan fakat bugün pek çok kişi tarafından bilinmeyen, rind, zahid ve takva ehli insanlar vardır..  Rind tipi insanlar, zamanla olgunlaşacağı, yaşadıkça  çevresindeki olaylar ve insanlara karşı daha  hoş görülü,  elinden ve dilinden diğer insanlara zarar gelmeyen, sabırlı ve her şeye  kızmayan ve parlamayan birey demektir.   Rindler gönül zengini ve gönül ehli insanlardır.

Kumsal Şimşek


[1]H. Yurttaş, “Erzurum’daki Mezar Taşlarından  ve Vakfiyelerden Birkaç Örnek”

Devamını Oku

YER ADLARI TOPRAĞIN DİLİDİR!

YER ADLARI TOPRAĞIN DİLİDİR!
blank
0

BEĞENDİM

ABONE OL
blank

Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesi’nde Korkuteli için:  “300 dükkânı vardır. Dükkânların kepenkleri yoktur. Herkes malını gece evine götürür. Sokaklarında kaldırım yoktur. Havası çok latiftir. Burada sekiz ay zevk ve safa edip çehreleri gül renkli olup taze hayat bulurlar. Adalya halkı bu yaylağa gelmese ölürler. Kirazı, elması, armudu, fındığı meşhurdur. …Osmanlı hükmünde Konya şehrinin Meram’ı, Malatya’nın Aspuzusu ve Antalya’nın Istanaz’ı (Korkuteli), Rum, Arap ve Acem’de meşhurdur. Eğer bu Istanaz Yaylağı’nı öğrendiğimiz kadarıyla özelliklerini yazsak bir cilt kitap olur.”[1] dediği güzel Korkuteli’ndeki ata yadigârlarını ziyaret ettik bugün. Gelecek nesillere bırakmamız gereken atalarımızın imzaları ile süslü mezar taşlarından da yazılarımda aralıklı olarak bahsedeceğim. Ancak özellikle Küçükköy’de fotoğrafladığım bir mezar taşı var ki, işte bu hafta sizlere ondan ve Küçükköy’den bahsetmek istiyorum.

“Yer adları, toprağın dili’dir”[2] der ünlü dilbilimcilerimizden Ahmet Caferoğlu. Gerçekten de Anadolu’ya yerleşim esnasında adlandırma yapılırken bölgenin toprak, su, iklim ve coğrafî yapısına göre, adlandırma yapıldığı gibi, Türkmen oymaklarının adlarına göre de bölgelere değişik adlar verilmiştir. Örneğin, Teke bölgesine yerleşen birçok Yörük ve Türkmen aşiretleri iskân oldukları yerlere kendi adlarını da vermişlerdir. Bu duruma en güzel örnek, Korkuteli ilçesine bağlı Küçük Ali Fahrettin Köyü (günümüzdeki adı Küçükköy) ile Büyük Ali Fahrettin Köyünün kurucu reisinin adıyla anılmasıdır. Küçük Ali Fahrettin, kasabanın en eski mezarlığında bir tepe üzerinde, Türk motifli mezarındaki mezar taşı kitabesinde (h. 747) m. 1346-1347 senesinde vefat ettiği kayıtlıdır. Bu aşiret reisi, Korkuteli ve civarındaki fütuhatın (fetih) (1300 civarı) ardından kendi adıyla anılan köyü kurmuştur. Ağabeyi olduğu tahmin edilen Büyük Ali Fahrettin de yine aynı şekilde Küçükköy’ ün yakınana Büyükköy adıyla yeni bir yerleşim birimi oluşturmuştur[3].

XIII. yüzyıldan itibaren Antalya ve çevresine genellikle Üç-Okların teşkil ettiği ve Türkmen topluluklarının yerleştirildiği görülmektedir[4] . Bu Türkmen toplulukları ve aşiretleri özellikle Korkuteli civarında yoğunluk kazanmış ve yerleştikleri köy ve kasabalara kendi adlarını vermişlerdir. XVI. yüzyılda II. Bayezid döneminde yapılan tahrirde Korkuteli civarında Bayat, Iğdır Çavundur, Karkın, Üreğir (Yüreğir), Yazır ve Yıva gibi köy adlarının bulunması bunun bir kanıtıdır[5]. Korkuteli ilçesinde, Kınık Oğuz boyu dışında yer adlarından öğrenildiği kadarıyla Büğdüz, Çavuldur (Çavundur), Dodurga, Eymür, İğdir, Karkın, Yazır, Yıva, Yüreğir (Üreğir) Salur boyları da yerleşmişlerdir[6].

Bu kısa bilgiden sonra sizlerle Küçük Ali Fahrettin’in Türk motifleri ile süslü mezar taşını paylaşmak isterim. Türk insanın atasına ve tarihine sahip çıktığının göstergesi, Atalar kültünün en güzel yaşandığı yerlerden biri olan bu mezarlıkta adeta her taraf tarih kokuyor. Belli ki Küçükköy’de yediden yetmiş yediye insanımız tarihinin bilincinde kültür mirasına sahip çıkıyor. 


[1] Ayrıntılı bilgi için bk. Evliya Çelebi, Günümüz Türkçesiyle Evliyâ Çelebi Seyahatnamesi (Hazırlayan: Seyit Ali Kahraman), 7-10. Kitaplar, Dizin, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul 2013, s. 163-165.

[2] CAFEROĞLU, Ahmet, (1966), “Aydın İli Ağızlarından Örnekler Etnografya Bakımından Özellikleri”, TDAY-Belleten 1965, Ankara: TDK Yayınları.

[3] MOĞOL, Hasan, (1996), Teke Sancağı Şer’iyye Sicili, , s. 85, Ankara: Mehter Yayınları.

[4] TEKĠNDAĞ, ġ. (1977), “Teke-eli ve Tekeoğulları”,s. 55, İstanbul: İÜEF Tarih Enstitüsü Dergisi. 7-8.

[5] ÇAYCI, A. (2004), “Korkuteli (Istanoz) Tarihi ve Korkuteli Alaaddin Camii Üzerine Bir Araştırma”, Konya: Selçuk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Dergisi, S. 16: 111.

[6] SÜMER, Faruk, (1953),

Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesi’nde Korkuteli için:  “300 dükkânı vardır. Dükkânların kepenkleri yoktur. Herkes malını gece evine götürür. Sokaklarında kaldırım yoktur. Havası çok latiftir. Burada sekiz ay zevk ve safa edip çehreleri gül renkli olup taze hayat bulurlar. Adalya halkı bu yaylağa gelmese ölürler. Kirazı, elması, armudu, fındığı meşhurdur. …Osmanlı hükmünde Konya şehrinin Meram’ı, Malatya’nın Aspuzusu ve Antalya’nın Istanaz’ı (Korkuteli), Rum, Arap ve Acem’de meşhurdur. Eğer bu Istanaz Yaylağı’nı öğrendiğimiz kadarıyla özelliklerini yazsak bir cilt kitap olur.”[1] dediği güzel Korkuteli’ndeki ata yadigârlarını ziyaret ettik bugün. Gelecek nesillere bırakmamız gereken atalarımızın imzaları ile süslü mezar taşlarından da yazılarımda aralıklı olarak bahsedeceğim. Ancak özellikle Küçükköy’de fotoğrafladığım bir mezar taşı var ki, işte bu hafta sizlere ondan ve Küçükköy’den bahsetmek istiyorum.

“Yer adları, toprağın dili’dir”[2] der ünlü dilbilimcilerimizden Ahmet Caferoğlu. Gerçekten de Anadolu’ya yerleşim esnasında adlandırma yapılırken bölgenin toprak, su, iklim ve coğrafî yapısına göre, adlandırma yapıldığı gibi, Türkmen oymaklarının adlarına göre de bölgelere değişik adlar verilmiştir. Örneğin, Teke bölgesine yerleşen birçok Yörük ve Türkmen aşiretleri iskân oldukları yerlere kendi adlarını da vermişlerdir. Bu duruma en güzel örnek, Korkuteli ilçesine bağlı Küçük Ali Fahrettin Köyü (günümüzdeki adı Küçükköy) ile Büyük Ali Fahrettin Köyünün kurucu reisinin adıyla anılmasıdır. Küçük Ali Fahrettin, kasabanın en eski mezarlığında bir tepe üzerinde, Türk motifli mezarındaki mezar taşı kitabesinde (h. 747) m. 1346-1347 senesinde vefat ettiği kayıtlıdır. Bu aşiret reisi, Korkuteli ve civarındaki fütuhatın (fetih) (1300 civarı) ardından kendi adıyla anılan köyü kurmuştur. Ağabeyi olduğu tahmin edilen Büyük Ali Fahrettin de yine aynı şekilde Küçükköy’ ün yakınana Büyükköy adıyla yeni bir yerleşim birimi oluşturmuştur[3].

XIII. yüzyıldan itibaren Antalya ve çevresine genellikle Üç-Okların teşkil ettiği ve Türkmen topluluklarının yerleştirildiği görülmektedir[4] . Bu Türkmen toplulukları ve aşiretleri özellikle Korkuteli civarında yoğunluk kazanmış ve yerleştikleri köy ve kasabalara kendi adlarını vermişlerdir. XVI. yüzyılda II. Bayezid döneminde yapılan tahrirde Korkuteli civarında Bayat, Iğdır Çavundur, Karkın, Üreğir (Yüreğir), Yazır ve Yıva gibi köy adlarının bulunması bunun bir kanıtıdır[5]. Korkuteli ilçesinde, Kınık Oğuz boyu dışında yer adlarından öğrenildiği kadarıyla Büğdüz, Çavuldur (Çavundur), Dodurga, Eymür, İğdir, Karkın, Yazır, Yıva, Yüreğir (Üreğir) Salur boyları da yerleşmişlerdir[6].

Bu kısa bilgiden sonra sizlerle Küçük Ali Fahrettin’in Türk motifleri ile süslü mezar taşını paylaşmak isterim. Türk insanın atasına ve tarihine sahip çıktığının göstergesi, Atalar kültünün en güzel yaşandığı yerlerden biri olan bu mezarlıkta adeta her taraf tarih kokuyor. Belli ki Küçükköy’de yediden yetmiş yediye insanımız tarihinin bilincinde kültür mirasına sahip çıkıyor. 


[1] Ayrıntılı bilgi için bk. Evliya Çelebi, Günümüz Türkçesiyle Evliyâ Çelebi Seyahatnamesi (Hazırlayan: Seyit Ali Kahraman), 7-10. Kitaplar, Dizin, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul 2013, s. 163-165.

[2] CAFEROĞLU, Ahmet, (1966), “Aydın İli Ağızlarından Örnekler Etnografya Bakımından Özellikleri”, TDAY-Belleten 1965, Ankara: TDK Yayınları.

[3] MOĞOL, Hasan, (1996), Teke Sancağı Şer’iyye Sicili, , s. 85, Ankara: Mehter Yayınları.

[4] TEKĠNDAĞ, ġ. (1977), “Teke-eli ve Tekeoğulları”,s. 55, İstanbul: İÜEF Tarih Enstitüsü Dergisi. 7-8.

[5] ÇAYCI, A. (2004), “Korkuteli (Istanoz) Tarihi ve Korkuteli Alaaddin Camii Üzerine Bir Araştırma”, Konya: Selçuk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Dergisi, S. 16: 111.

[6] SÜMER, Faruk, (1953), “Bozoklu Boylarına Dâir”,s. 423-460,  Ankara: DTCFD XIII.

“Bozoklu Boylarına Dâir”,s. 423-460,  Ankara: DTCFD XIII.

Devamını Oku