DOLAR 8,6503-0.03%
EURO 10,12730.02%
ALTIN 491,36-0,16
BITCOIN 3770467,66%
Muğla
20°

AÇIK

05:19

İMSAK'A KALAN SÜRE

  • Hamburger Menü 1
  • Hamburger Menü 2
  • Hamburger Menü 3
  • Hamburger Menü 4
  • Hamburger Menü 5
  • Hamburger Menü 6
  • Hamburger Menü 7
Faruk Özyurt

Faruk Özyurt

26 Ekim 2020 Pazartesi

Üretim ve toprak

Üretim ve toprak
blank
0

BEĞENDİM

ABONE OL
blank

Bu yaz yaşanan değişik meteorolojik koşullar başta bağ-bahçe olmak üzere tüm tarım ürünlerini olumsuz yönde etkiledi.

Mayıs ayında başlayan aşırı sıcaklar başta zeytin ağaçları meyveye dönüşmeden çiçekleri kavrulunca dökülmesine neden oldu.

Sonrasında etkili olan kuvvetli yağış ve dolu bağ-bahçe ve de karpuzların, kavunların telef olmasına neden oldu.

Yerkesik özelinden bakıldığında özellikle üretim ve tadı itibariyle Muğla bölgesinde nam yapmış Yerkesik Karpuzunun da ekim alanları dolunun etkisi ile zarar gördü ve rekoltenin çok çok düşmesine neden oldu.

Pazarlarda tüketici tarafından aranan hale gelen Yerkesik Karpuzu, Yerkesik’te  değil de başka yerlerde üretilmemesine rağmen satabilmek amacıyla “Yerkesik Karpuzu levhası” asılarak satışı sunulup tüketicinin kandırılması da cabası.

Milletvekilliğinin ilk döneminde Yerkesik’e ziyaret gerçekleştiren tarım hocası Prof. Dr. Gürol Ergin (merhum) Dirgeme yolu üzerinden geldiği noktada tepeden Yerkesik’i izler ve der ki; “ Ben bir siyasetçi olarak hükümetin tarım politikasını eleştiririm fakat burada oturup da tarımdan şikayet edeni de hep kınarım”

Girgin, Yerkesik’in merkezden yaylasını, ovasını, dağındaki bitki örtüsünü, yeşilin her dokusunu inceledikten sonra bu söylemiyle Yerkesik adına ne kadar doğru bir tespit yapmış olması mesleğinde ne kadar tecrübeli olduğunu göstermiştir.

Günün iş ve sıcak yorgunluğunu gidermek, bağ ve bahçe bakımında tecrübe sahibi büyüklerden görüşlerini almak üzere yayladaki Musalla Kahvesinde akşamları her gün olmasa da sıklıkla toplanıyoruz.

Tütünün geçerli olduğu eski zamanlarda büyüklerin (hepsi rahmetli oldu) başta tütün, ak darı, susam v.s. üzerine muhabbetlerini yapıp arada bir yad etmiyoruz değiliz.

Şimdi ise hayvan yiyeceği olan silaj ve de insan yiyeceği sebze-meyve üzerine kuruluyor sohbetlerimiz.

Eski zamanlarda bir karış toprak boş bırakılmamak üzere ekilir iken şimdi bırak dağı-taşı ovada eken yok. Üretim tek tek terkedildi.

Musalla Kahvesi yazları muhitine hitap ederken şimdi Yerkesik, yakın köyler hatta Muğla merkezden ziyaretleri az değil.

Hüseyin Hocanın işletmesini üstlendiği Musalla’ya kahvaltı, yaprak ciğer, kokoreç , ev ekmeğinden yapılan tost için gelenler yoğunlukta.

Her karış toprağın ekildiği, irim aralarından gelinip gidildiği, kışın dere, yazın tozlu yollardan geçildiği, tütün damlarından yatıldığı yaz yurtlarında  bugün önce elektrik sonrasında şehir içme suyu bu yıl da yolların genişletilmesi ve betonlanması çalışmaları tamamlandı. Hem “yazlık” hem “kışlık” haline geldi.

Hizmetlerinden dolayı kapanan kurumlar dahil Menteşe Belediye Başkanı Bahattin Gümüş başta olmak üzere emeği geçen herkese Yerkesik halkı ve şahsım adını teşekkür ediyorum.

Bu hizmetlerden dolayı var olan elektrik, su hizmetlerinin yanında bir de yollar betonlanınca Yerkesik Yaylasında yaşam daha keyifli ve kolay hale geldi.

Son zamanlarda dış göç alan, elektriği, önünde kuyusu, çeşmesinde suyu, beton yolu ile yaz kış yaşanır hale gelen yayla yurtları; önünde bahçesi, içerisinde yeni yapılmış muntazam evleri ile Gökova ve Akbük sahiline yakınlığı ile hem “yazlık” hem “kışlık” olarak kullanmaktadır.

Bundan böyle yapılacak iş önümüzdeki yıllardan itibaren bahçelerimizde yerel tohumdan elde edilen ürünlerin üretilmesine önem vermek ve bunu gerçekleştirmek olmalıdır.

Daha 10-15 yıl öncesine kadar kendi kendine yetebilen 7 tarım ülkesinde birisi iken, uygulanan yanlış tarım politikaları bir de üstüne üstelik ithalat ile artık üretici üretemez, ürettiğini satamaz ve zarar eder hale geldi. Bırakın üretimi samanı dahi ithal eder hale geldik. Bu tablo her geçen gün katlanarak devam ederken bu kez topraklar ekilmemeye başladı. Bu da dışa bağımlılığı her geçen yıl daha da artırmaya başladı.

Siz yerel tohumdan açılmışken Muğla Büyükşehir Belediyesi’nin hayata geçirdiği Tohum Merkezini geleceğimiz açısından çok önemsiyor ve yaşamsal bir değer taşıdığını düşünüyorum.

Menteşe Belediyesi de son yıllarda üreticiye destek ve örnek projeler ortaya koymaya başladı.

Her iki belediyemizi de bu anlamda kutluyorum ve bu çalışmaların artarak devam etmesini diliyorum.

Yazımı Muğla Büyükşehir Belediyesi’nin sloganı ile noktalıyorum; “TOPRAĞINI SATMA, ÜRÜNÜNÜ SAT”, “YEREL TOHUM ULUSAL GÜÇTÜR”

Devamını Oku

Bulanık suda balık avlamaya devam edelim

Bulanık suda balık avlamaya devam edelim
blank
0

BEĞENDİM

ABONE OL
blank

Aslında sorgulamak gerek; ne kadar hakkını veriyor ya da hakkını yiyoruz diye.

Diğer taraftan hak yiyen, hak yemeyi alışkanlık edinenler ne kadar hakkını verir, onu da sorgulamak gerekir yerine göre.  “ Alışmış kudurmuştan beterdir” dedirten kişiler için de geçerlidir.

Dirlik-birlikten gelir, birlik olan dirlik bulur. Birlikten kuvvet doğar. Bu ve bunun gibi söylemleri bugün duymadık, ezenden gelip, ebedi olmalıdır.

Bildik bileli birliğimizden, dirliğimizden rahatsız oluyorlar. Birlikte dirlik içinde olmamızı istemiyorlar.  Şu dış güçler var ya, hep onlar mı acaba?

Dünyanın başına musallat olan covid-19 salgını karşısında disipline olamadığımız, tedbir ve ikazlara karşı kaale almadığımız, bizler için canla başla mücadele eden hatta tedavi sürecinde virüs kapıp canlarından olan doktorlarımızın bağlı bulunduğu birlik (Türk Tabipler Birliği) hakkında söylenenlerin şimdi sırası mı?

Moral, motivasyon ve güvene ihtiyaç duyduğumuz bu günlerde bu gereksiz açıklamalar neyin nesi? Sakın “Dış güçler” demeyin. Sağlık çalışanlarının hakkını verin.

Bu illet hastalığa yakalanıp iyileşen, tedavisi devam edenlere Allah şifa versin. Kimi haberlere göre pozitif çıkan hastanın evde karantinaya alınarak yapılan tedavisi sonrasında testlerin negatif çıktığı yönündeki açıklamalara, diğer taraftan vaka sayıları ile ilgili beyanların doğruluğu yönünde şüphelerin olduğunu üstünü basa basa, kulaktan kulağa söyleyenler de yok değil.

Ülke olarak ekonomi, iç ve dış politikalar, adalet, hukuk v.s. günden güne kötüye gittiğini beyan edenlere karşın yetkililerce beyanların gerçeği yansıtmadığını söylemekte ve  Türkiye’nin  pandemi döneminde bile öncesine göre daha iyi durumda olduğunu verilerle açıklamada bulunmakta.

Ha şunu da ifade etmek gerekir ki; televizyonda yayınlanan programlarda izlediğimiz konuşmacılardan bazıları bizlere ülkenin gidişatının her yönü ile dibe vurduğunu anlatırken, diğer taraftan her yönüyle ülkeyi güllük gülistanlık gösterenler var. Aslında kendi ekonomilerini ve jet hayatlarını anlattıklarını ifade edenler de var.

Aslında işin neresinden bakmak gerekir bilinmez ama yine olan vatandaşa oluyor. Her ne olursa olsun devlet, kaynaklarının kendi vatandaşından yana eşit kullanılmadığı sürece; kaybeden vatandaş, ezilen vatandaş. Haklı her zaman kaybediyor, güçlü olan da bir yolunu buluyor!

Bu değişmezi kural(!) zaman içerisinde her yönüyle sirayet ederek aile içinde bile yaşanabiliyor.

Ne diyelim; “ Bulanık suda balık avlamaya” devam edelim..!

Devamını Oku

Akyaka

Akyaka
blank
0

BEĞENDİM

ABONE OL
blank

Epey zaman olmuştu Akyaka’nın sahiline inmeyeli. Ya sıcaktan ya da insan yoğunluğundan kaçınıp, sahiline uğramadan işim gereği hep geri dönerim. Hele tatil günleri hepten haramdır(!) Çünkü o fütursuz insan hareketini kaldıramam. Benim gibi kaç kişi düşünmüyor ki.

Geçen yıl hiç inmedim yaz döneminde, kış dönemi hariç. Yayladaki işlerimi kolayladığım bir günde , “Hadi” dedim kendi kendime, “ Hafta içi sakindir, bir iyot havası alayım, yorgunluğumu atayım” dedim.

Bu düşüncelerle Yerkesik’ten yol tuttum Akyaka’ya. Nedense eskiyi anımsadım. Sakar inişinde o meşhur virajı alınca karşıma çıkar o masmavi Gökova Körfezi. “Susam tarlası göründü” derlerdi büyüklerimiz kendi aralarında konuşurlardı Sakarın tek şeritli yolunda araç içinde (genellikle jeep veya minibüs)

Bugün kıyas bile etmek istemiyorum; ne yolunu, ne gelen geçen aracını ne de insanını…

“Roma’yı gör de öl

Gökova’yı gör de yaşa”

Halikarnas Balıkçısı bugün  görse Akyaka ve körfezi herhalde; “ Gökova’yı gören ölür” derdi, Gökova’yı korumak adına.

Gün batımına yakın vardım. Ne zaman varırsam varayım Akyaka’nın girişinde bir köy kokusu alırım. Yeni binalar bana herhangi bir şey ifade etmiyor. Emin amcanın kahvesini kim getirebilir geriye? Bakkal dükkanında Akyaka insanının haberleşmesini sağlayan ama amcayı kim hatırlar?

Bu duygularla indim sahile. Hafta içi olmasına rağmen düşündüğümden kalabalıktı. Denize yakın boş bir masa sanki beni bekliyor gibiydi. Gittim iki sandalyesi olan küçük masaya yerleştim. Körfeze doğru döndüm, güneş canlılığını yitirmemişti daha. Gözüm büyük tramplene takıldı. Acaba duruyor mu diye. Neden takıldığını da anlatmak isterim.

Büyük tramplenin önünde iki tanıdık denk gelir geçmiş zamanda. Biri Yerkesikli diğeri Ulalı.

Yerkesikli soruyor: “ Niye geldiniz bizim oğlan?”

Ulalı cevap veriyor: “ Aplamaya geldik, siz neye geldiniz?”

Yerkesikli cevaben: “ Biz tüllemeye geldik”

Ve birlikte karşılıklı gülüşürler.

O zamanlarda Akyaka daha bizim tabirimizle “Gökova” bildik, tanıdık, yakın çevre insanlarının günübirlik hatta “saatlik” serinleyip yine yaz gününün iş meşguliyeti harman, tütün, ziraat işlerini aksatmadan deniz sefalarımızdı.

Şahit olmadım ama aynı şaka ve sohbetler ediyor mu acaba..?

Havluyu sırtımıza atıp, istediğimiz koyda, plajda denize girebiliyorduk. En çok da Çınar Koyu tercihimiz ve gözdemizdi. Şimdi ise tek tek halkın elinden alınmaktalar…

Bu arada gür salınmış, akşamın kızıllığı vurmuştu körfeze. Bazen küçük bazen büyük dalgalar sessizce masamın ayaklarına kadar gelip çekiliyordu. Belki de gündüz akşama kadar kumsala basmış olan insanların ayak izlerini temizlemekle meşgul! Kimbilir?

Akşamın serinliğinden gecenin derinliğine doğru akan zamanda güfte ve beste üstadı  Alaaddin Yavaşça’yı anımsadım. Bir sahil kasabasında denize yakın, insandan uzak oturur; sözünü yazar, bestesini yaparmış.

Saadettin Kaynak’tan “ Enginde yavaş yavaş/Günün minesi soldu/Derdim bana arkadaş/Bugün de akşam oldu.”

Bir diğer isim Müzeyyen Senar; “ Dalgalandım da duruldum”

İlhan İrem’i  hatırla, “ Sazlıklardan havalanan bir ördek gibi” şarkısını diline dola bildiğin kadarıyla.

İçeceğimi yenilemek için arkama baktığımda bir hareketlilik başlamış. Oturduğum mekanın adının Sinematek olduğunu ışıklı yazısından anladım. Hem doğusundaki hem batısındaki her iki işyerinden davul ve zil sesleri gelmeye başladı. Bu arada adının Serdar olduğunu öğrendiğim işyeri çalışanı Hakkari Cizre’den gelmiş. “Abi” dedi, “Biraz sonra konuşarak anlaşamayız, isteklerini yazıp da verirsin” dedi. Baştan tam kavrayamadım bu sözü. Sonrasında müzik adı altında onun çalıştığı işletmenin her iki yanındaki işletmeden, davul, zil, çan ne varsa yeri göğü yırtarcasına bir cayırtı koptu.  Ki Serdar’ı o zaman anladım.

Akşama dair ne güzellik ne duygular kaldı, birden hepsi alt üst oldu…

Karşılıklı sınır tanımayan müzik aletlerinden çıkan sesler Sakin Şehir Akyaka’ya hiç yakışmadı. İzinli mi izinsiz mi, kontrollü mü, kontrolsüz mü bilmem. Bu denli çirkin müzik Mavi Bayraklı Sakin şehir Akyaka’yı “Çirkin şehir” kılmaktadır.

Diğer işletme sahipleri hizmet konseptlerini Sakin Şehir adabına uygun yürütseler de, Akyaka sahilini bu denli çirkin kılan yüksek müzik sesleri bu işyerinin büyüsünü bozmaktadır.

Bu anlamsız gürültüyü bedenim daha fazla kaldırmaz deyip, evin yolunu tuttum.

Akyaka, Aşkyaka da yazılır, iç taraflar daha sakin ve sessiz.. Azmak kenarında yürürken Cemal Safi ‘nin; “ Her şeyim tamam da/bir sendin noksan/içim ürperiyor/ ya evde yoksan.” Şiiri…

Abdurrahim Karakoç’tan bir aşk şiiri dolandı dileme sonra…

Yok, yok.. Bu gecenin sonunda Can Yücel’den bir küfürlü şiir iyi gider..

Ne diyelim; Akyaka’yı kaybetmeden, Sakin Şehir ünvanını kaybetmeden yetkililer önlemini alırlar umarım. Yoksa Akyaka bizim değil..!

Devamını Oku