ATALARIMIZIN ÖLÜME KARŞI BAKIŞ AÇISI

Türkler gibi uzun asırlar yarı göçebe yaşayan kavimlerde savaşta ölmek, hastalıkta ölmeye tercih edilir. Çin kaynakları, Tu-kiuların savaşta ölmeyi bir onur olarak saydıklarını ve bir hastalık sonucunda ölmekten utanç duyacaklarını anlatırlar. Bu tür bir ölüm, dünyayı terk etmenin ve gereklilik dedikleri şeye karşılık vermenin en ihtişamlı biçimidir. Ama ölümü hiçbir zaman istemezler. Şamanlarını övgüye boğarlar, çünkü iyileştirme gücüne sahiptirler (Roux 2006: 41). Savaşta ölmekten korkmayan, ölümü yeni dünya için bir başlangıç olarak gören Türkler, ölümün nedenleriyle ilgili çeşitli görüşlere sahiptirler. Kadim Türkler ölümün kötü ruhların işi olduğuna inanırlar ve buna uygun olarak kötü ruhları memnun etme veya korkutma ritüelleri düzenlerler. Genç bir insanın yaşlılarda olduğu gibi, doğal bir yolla ölmesinin mümkün olmadığına inanırlar. Ruhların böyle bir ölüme, o kişinin ruhunu çalarak veya yiyerek sebep olduklarına inanırlar. Bazı Sibirya halkları da hastalık ve onu takip eden ölümün sebebi olarak, bedenden ayrılan ruhun geri dönmemesi ve söz konusu bedene kötü bir ruhun girmiş olduğunu düşünürler (Harva 2014: 230-231). Türkler, ölümün tam ve kesin bir tükeniş olduğuna inanmazlar ve sadece ölenin canlılık durumunda bir değişiklik olduğunu kabul ederler. Ölen kimse yaşamasını herhangi bir biçimde sürdürür, geride bıraktıklarıyla ilişkiler kurar, hatta onların günlük yaşantılarını ve yazgılarını olumlu ya da olumsuz yönde etkiler (Örnek 2014: 91). Türk dünyasında ölümün ardından yaşamın devam ettiği inancı birçok ritüelde yaşatılır. Ölüm bir göç olarak kabul edilir. Yaşanılan dünyadan göç etmenin yollarından biri de göçmen kuşlar misali

Bu Habere Yorum Yapın