Ana Sayfa Arama Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Turgay Delibalta
Turgay Delibalta

Evin İçine Sıkışan Bir Kuşak

Apartmanların ışıklarına hiç dikkat ettiniz mi Gündüz perdeleri kapalı, gece yarısına doğru tek bir odadan ekran ışığı sızıyor. Çoğu zaman o odada bir ev genci var. Ne okula giden, ne tam zamanlı çalışan, ne de sabah akşam koşturmacaya karışmış biri.

Son yıllarda dilimize yerleşen ev genci ifadesi aslında bir espri değil. Türkiye nin gençlik fotoğrafında giderek büyüyen karanlık bir alanı işaret ediyor.

Birçok ailede benzer bir sahne yaşanıyor.

Ne yapıyorsun şu aralar
Bakınıyorum

Bu iki kelimelik cevap, aslında upuzun bir hikayenin özeti gibi.

Ev genci dediğimiz genç, okulda değil, işte değil, kursta değil. Günün büyük kısmı evde geçiyor, çoğu zaman da ekran başında. Bazen oyun oynuyor, bazen video izliyor, bazen sosyal medyada kaydırıyor. Dışarıdan bakıldığında boşta gibi görünüyor ama kafasının içinde alışılmışın çok ötesinde bir gürültü var.

Çevresindekiler için tablo basit. Çalışsa yapar aslında. Bir toparlansa her şey düzelecek gibi. Oysa mesele bu kadar basit değil.

İş var ama hayat yok duygusu

Rakamları bir kenara bırakıp etrafımıza bakalım. Üniversite bitirmiş ama iş bulamayan, lise mezunu olup her kapıdan tecrüben yok cevabı alan, staj adı altında aylarca çalışıp sigortasız kalan sayısız genç var.

Genç, bir noktadan sonra şöyle bir hesap yapıyor. Bulsam büyük ihtimalle düşük ücretli, uzun saatli ve güvencesiz bir iş olacak. O maaşla ayrı eve çıkmam neredeyse imkansız, yine aileyle yaşayacağım. O zaman neden kendimi yıpratayım diye düşünüyor.

Sorun yalnızca iş bulamamak değil. Bulunan işin hayat kurmaya yetmemesi asıl mesele. Hayat kurdurmayan iş, bir yerden sonra iyi ki yok duygusu bile yaratabiliyor.

Aile, sığınak ile baskı arasında

Türkiye de aile, büyük kriz anlarında hayat kurtaran bir güvenlik ağı. İşsiz kaldığında, zora düştüğünde dönüp gidebileceğin bir ev olması kıymetli. Ama iş ev gencine gelince, aynı aile bazen görünmez bir baskı alanına dönüşebiliyor.

Mutfağın köşesinde her akşam benzer cümleler dolaşıyor. Bugün nereye başvurdun. Şu sınavı bir daha denesen. Komşunun kızı filanca yerde işe girmiş, sen niye hâlâ evdesin.

İyi niyetle söylenen bu sözler, gencin zihninde çoğu zaman şöyle yankılanıyor. Yetersizim. Geri kaldım. Herkes bir yere vardı, ben yokum.

Özellikle kız gençler için evde olmak çoğu zaman görünmeyen bir mesai anlamına geliyor. Çocuk bakımı, ev işleri, hasta ve yaşlı bakımı derken, ev genci diye baktığımız kişi aslında sabahtan akşama kadar çalışıyor ama maaş almıyor.

Evin içindeki dünya

Ev genci kapıyı çok sık açmıyor olabilir ama dünyadan tamamen kopmuş da değil. İnternet bağlantısı varsa, oyunlar, diziler, videolar ve sosyal medya ile başka bir dünyanın içine giriyor.

Bu dünya onun için hem kaçış hem sığınak. Gerçek hayatta iş buldun mu sorusu bitmiyor, çevrim içi dünyada kimse bunu sormuyor. Herkesin ne kadar kazandığı belli değil. Başarısızlık görünür olmuyor.

Ama bu dünyanın acı bir yanı da var. Sosyal medyada herkes mutlu, düzenli, başarılı, geziyor, eğleniyor gibi görünüyor. Filtreli hayatların arasında, kişinin kendi odası daha da dar geliyor. Ben nerede yanlış yaptım sorusu, zamanla ben zaten başarısızım cümlesine dönüşebiliyor.

Tembellik değil, çoğu zaman tükenmişlik

Bu gençlere dair en kolay yargı şu. Bu nesil tembel.

Oysa uzun süre işsiz kalmak, sürekli reddedilmek, gelecek hayali kuramamak, her gün aynı odada uyanmak insanı yavaş yavaş içten içe tüketiyor.

Uyku düzeni bozuluyor. Zaman algısı kayıyor, gece ile gündüz birbirine karışıyor. Yarın hallederim cümlesi kronikleşiyor. Günler birbirine benzedikçe kişi kendine olan inancını kaybediyor.

Karşımızda gördüğümüz şey çoğu zaman basit bir isteksizlik değil. Tükenmişlik, umutsuzluk ve yoğun kaygı iç içe geçmiş durumda. Buna rağmen toplumda hala biraz çabalasa olur bakışı çok güçlü. Genç de bu yüzden derdini anlatmaktan çekiniyor, bahane üretiyormuşum gibi anlaşılacağım korkusuyla susuyor.

Yanlış kişiye yanlış soru

Belki de en temel sorun şu. Yanlış kişiye yanlış soruları soruyoruz.

Ev gencine sürekli niye çalışmıyorsun diye soruyoruz.

Oysa sistemi hiç sorgulamıyoruz. Bu kadar gencin diploması varken neden bu kadar az güvenceli iş var. Eğitimle iş hayatı arasındaki köprü neden bu kadar zayıf. Genç yardım almak istediğinde kolayca ulaşabileceği psikolojik ve sosyal destek hatları neden bu kadar sınırlı.

Bu gençlerde ne var sorusuna sıkıştığımız için bu düzende ne eksik sorusunu atlıyoruz.

Ne yapılabilir sorusunun etrafında dolaşmak

Elbette hiçbir çözüm tek bir köşe yazısına sığmaz ama bazı başlıklar net.

Gençlerin sadece iş bulduğu değil, hayat kurabildiği güvenceli ve insanca bir gelire ihtiyacı var. Okul ile iş arasında gerçek köprüler kurulmalı, stajlar ve iş başı eğitimleri göstermelik olmamalı, gerçekten işe açılan kapılar haline gelmeli.

Okullarda, üniversitelerde ve yerel yönetimler bünyesinde yaygın, erişilebilir ve mümkünse ücretsiz psikolojik danışmanlık hizmetleri sağlanmalı. Kendimi iyi hissetmiyorum diyen bir gencin kapısını çalabileceği yerler olmalı.

Aileler bu denklemin dışında değil. Sürekli kıyaslayan ve baskı kuran değil, dinleyen ve destekleyen bir dilin önemi üzerinde durulmalı. Gençlerin kendilerini gösterebilecekleri, üretime katılabilecekleri kültürel, sanatsal ve gönüllü ortamlar çoğalmalı. Her şey sadece özgeçmişe bir satır daha eklemek için değil, bir anlam duygusu için olmalı.

Son söz yerine

Bu ülkenin en enerjik, en üretken olması gereken yaş grubu evin içine sıkışmış bir kuşak haline geliyorsa, yalnızca gençlere kızarak hiçbir yere varamayız.

Belki de başlamamız gereken yer, kurduğumuz cümleyi değiştirmek. Bu çocuklar hiçbir şey yapmak istemiyor demek yerine, bu çocuklara yapabilecekleri bir hayat alanı sunamıyoruz demeyi denemek.

Ev gencini odasından çıkaracak olan şey yalnızca yeni bir iş ilanı değil. Ona bu toplumda benim de bir yerim var duygusunu geri veren, geleceğe dair küçük de olsa bir umut ihtimali.

NEET ifadesi, ne eğitimde ne istihdamda ne de mesleki eğitimde olan gençleri tanımlayan İngilizce bir kısaltmadır.

Kısa kaynakça

Bu yazıda sözünü ettiğim olgu, son yıllarda Türkiye İstatistik Kurumunun işgücü istatistikleri, OECD nin gençler için hazırladığı NEET verileri, gençlik ve işsizlik konulu akademik çalışmalar ve sivil toplum kuruluşlarının saha raporlarıyla da tartışılan bir konu. İlgi duyan okurlar, özellikle genç işsizliği, eğitimden kopuş ve gençlerin iyi olma hali üzerine hazırlanan bu raporlara göz atarak, rakamların arkasındaki hikayeyi daha ayrıntılı biçimde görebilir.

Bu haber 198 kez okundu.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER