Ana Sayfa Arama Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Turgay Delibalta
Turgay Delibalta

Devlet Kurumlar, Meşruiyet ve Dayanıklılık

Sosyal politika tam da burada, lütuf dağıtan bir el değil; vatandaşın düşmeden önce tutunabildiği sağlam bir korkuluk olmalıdır.

Devleti ayakta tutan şey, çoğu zaman sanıldığı gibi yalnızca güçlü bir ordu ya da kalın bir bütçe kalemi değildir; asıl mesele, vatandaşın içindeki “bu düzen, benim düzenim” duygusudur. O duygu kök saldığında, anayasanın satır araları güçlenir, kurumların kapıları gıcırdamaz, seçim sandığının üzerindeki toz dahi rahatsız eder. Bir devletin gerçek sermayesi, yurttaşının rızasıyla kurduğu bağdır. Rıza, hukukun üstünlüğü ile beslenir; mahkemenin kapısından içeri giren herkesin kim olduğuna bakılmadan aynı muamele gördüğüne dair inanç, iktidarın hoyratça değil kaidelere bağlı hareket edeceğine dair güven… Bunlar yoksa kalan her şey, süslü bir dekorun tek darbede devrilen karton sütunlarından ibaret kalır.

Kurumların kaderi, kişilerin heveslerine bırakıldığında meşruiyet yıpranır. Devlet dediğiniz, isimlerin üstüne inşa edilmez; ilkelerin ve kuralların üstüne kurulur. O yüzden denge ve denetim mekanizmaları lükse değil, güvenliğe dâhildir. Yasama yürütmeyi, yargı her ikisini çıplak gözle izleyebildiğinde, yetki sahipleri de bilmelidir ki kimse devletten büyük değildir. Bu çıplak ve serin gerçeklik, siyasal ihtirasların hararetini düşürür. Sandık ise, yalnızca bir günün ritüeli değil; dört mevsim işleyen bir hesap verme düzenidir. Şeffaflık, yalnızca saydam cam değil; içeride olup bitenin dışarıdan görülebilmesidir. Faturayı kim ödüyor, ihale kime gidiyor, bilgiye kim erişebiliyor? Bu soruların cevabı ne kadar berraksa, devletin ayakta kalma direnci o kadar yüksektir.

İşin bir de kapasite boyutu var. Yönetmek, ilan vermek değil; işi bitirmektir. Liyakat burada sihirli kelime olarak karşımıza çıkar. Makamların, etiketlerin ve kartvizitlerin ötesinde işini iyi yapanın ilerlediği bir düzen, sessizce ama kararlılıkla verim üretir. Veriyle konuşan, sonuçla ölçülen bir kamu yönetimi; bütçesini niyete değil etkiye göre kuran bir mali disiplin… Bunlar bir araya geldiğinde devlet, vatandaşın gözünde görünmez bir makine gibi işler: Tıkır tıkır, saat gibi, sükûnetle. Kötü yönetimin gürültüsü, iyi yönetimin sessizliğinde kaybolur.

Elbette ayakta durmanın iktisadi zemini olmadan hiçbir sözün anlamı kalmaz. Enflasyonun parmaklarını yaktığı bir maaş, devlete güveni de yakar. Öngörülebilir vergi, akılcı harcama, borcun değil üretkenliğin büyümesi… Ekonominin sanal vitrinlerden değil gerçek atölyelerden beslendiği, tek ürüne veya tek pazara yaslanmayan bir çeşitlenme, kırılganlığı azaltır. Refahın adil paylaşılmadığı yerde siyaset, huzursuzluğun üstünü örten ince bir örtüye dönüşür. Sosyal politika tam da burada, lütuf dağıtan bir el değil; vatandaşın düşmeden önce tutunabildiği sağlam bir korkuluk olmalıdır.

Devletin omurgası yalnızca resmî binaların duvarlarıyla örülmez; toplumun görünmez bağlarıyla ayakta kalır. İnsanların birbirine ve kurumlara duyduğu güven, kâğıda yazılmayan ama en güçlü yasadır. Çoğulculuk bu yüzden bir hoş görme jesti değil, aklın gereğidir. Farklılıkları eşit yurttaşlık zemininde tanımayan devletler, en ufak sarsıntıda çatırdar. Ortak bir dil, ortak bir hikâye ve kapsayıcı semboller, aidiyeti güçlendirir; ama bu hikâye, kimseyi kapının dışında bırakmayan bir hikâye olmalıdır. Zira dışarıda bırakılan her bir insan, içerideki düzen için potansiyel bir fay hattıdır.

Güvenlik meselesinde ise asıl sınav, güç kullanma tekeline sahip kurumların hukuka bağlı kalma becerisidir. Hukukla bağlı bir polis, sivil denetime açık bir istihbarat ve profesyonel bir ordu, özgürlük ile güvenlik arasındaki ince çizgiyi incitmeden yürür. Caydırıcılık yalnızca namlunun ucunda değil, öngörülebilir bir dış politikada, sağlam ittifak ağlarında ve kriz anında paniğe kapılmayan bir devlette filizlenir. Modern çağın tehditleri arasında siber saldırıdan enerji arzına, gıdadan suya kadar uzanan geniş bir cephe var; devlet aklı bu cephenin tamamını görmediğinde, bir açık tüm düzeni savunmasız bırakır.

Eğitim ve bilimin rolünü hafife alan toplumlar, bugünün rahatlığına yarınların bedelini bindirir. Fırsat eşitliği sağlanmadıkça yetenekler körelir, inovasyon filizlenmez. Üniversiteyle sanayi konuşmazsa, laboratuvardaki fikir fabrikaya inemez. Bilginin serbestçe dolaşmadığı, medyanın çeşitlenmediği, yurttaşın dijital okuryazarlıkla donanmadığı bir ortamda dezenformasyon, en kuvvetli kurumları bile afallatır. Doğru bilgiyi ayırt edebilen bir toplum, tsunami karşısında sağlam bir dalgakıran gibidir.

Ve tüm bunların üzerinde, şehirlerin ve altyapının sessiz kaderi durur. Ulaşım hatları, enerji şebekeleri, su yolları, fiber optik ağlar; bunlar modern devletin sinir sistemi. Deprem, sel, yangın… Afet anında asıl ölçü, kaç açıklama yapıldığı değil, kaç hayatın kurtarıldığıdır. Akıllı şehircilik, bilimsel imar, sigorta mekanizmaları ve erken uyarı sistemleri, devletin kağıt üzerindeki gücünü gerçek hayatta ete kemiğe büründürür.

Dış politikada ise marifet, dünyaya kapılmadan dünyaya kapanmamaktır. Çok taraflı işbirlikleriyle görünürlüğü artırırken, kritik alanlarda stratejik özerkliği korumak… Bu denge kurulduğunda ülke, rüzgârın yönüne göre savrulmaz; kendi rotasında ilerler. Yumuşak güç unsurları—kültür, sanat, insani yardım—sessiz ama etkili bir etki alanı kurar.

Sonuçta devlet, tek bir sütuna yaslanarak ayakta kalmaz. Meşruiyetin sükûneti, kapasitenin verimi ve dayanıklılığın esnekliği aynı anda var olduğunda, gövde dikleşir. Etikle beslenen liyakat, veriye dayanan kararlar, adil bölüşümü önceleyen ekonomi, farklılıkları kucaklayan vatandaşlık ve kriz anında öğrenebilen bir yönetim kültürü… Hepsi bir araya geldiğinde devlet, yalnızca “devam eden” bir organizasyon değil; adil, müreffeh ve güven duyulan bir ortak yaşam sözleşmesine dönüşür. Ve işte o zaman, yurttaş sandığa değil, devlete güvenir; devlet de gücünü korkutmakla değil, ikna etmekle sürdürür. Sevgiler

Bu haber 108 kez okundu.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER