Yerel idare, yurttaşın “seyirci” olmaktan “özne” olmaya geçtiği ilk sahnedir.
Sandık günü demokrasinin şöleni gibi görünür; oysa demokrasinin asıl mesaisi sandıklar kapandıktan sonra başlar. Bu mesainin en görünür ve canlı sahnesi yerel idarelerdir. Çünkü hayatımızın en somut dertleri—su, ulaşım, çöp, imar, park, pazar, afet—ulusal değil yerel masalarda çözülür. Mahallenizdeki kaldırımın yüksekliği, belediyenin şeffaflık anlayışıyla; toplu taşımanın saatleri, meclis toplantılarının ne kadar açık ve katılımcı olduğuyla yakından ilgilidir.
Bir ülkede demokrasi kültürü, evden çıkıp sokağa adım attığınız an sınanır. Yanmayan bir sokak lambası, “devlet” denen soyut varlıktan çok somut belediye planlamasına ve hesap verebilirliğe işaret eder. Yerel idare iyi işliyorsa vatandaş devleti “ulaşılabilir” hisseder; sorununu dile getirdiğinde muhatap bulur, çözümün izini sürebilir. Bu temas hali kurumsal güveni büyütür; güven büyüdükçe demokrasinin kökleri toprağa daha sağlam tutunur.
Demokrasiyi yalnızca temsil değil, katılım yaşatır. Yerelde bu katılım, mahallenin söz kurması ve belediye meclisinin o sözü kayda geçirmesiyle anlam kazanır. Mahalle toplantıları, kent konseyleri, gençlik ve kadın meclisleri; bütçe görüşmelerine vatandaşın gözlemci ya da katılımcı olarak dâhil edilmesi, yurttaşlık becerisini artırır. İnsan “kendi sokağı” üzerinde konuşmayı öğrendikçe kentin bütünü hakkında düşünebilir; kentin bütününe bakmayı öğrendikçe ülke politikaları üzerine söz kurmaya cesaret eder. Yerel idare, yurttaşın “seyirci” olmaktan “özne” olmaya geçtiği ilk sahnedir.
Şeffaflık, belediyenin sitesine konan bir PDF’den ibaret değildir. İhale süreçlerinin açık yayınlanması, performans raporlarının sade bir dille anlatılması, belediye şirketlerinin denetlene bilirliği, meclis tutanaklarının erişilebilirliği ve veri setlerinin kamuya açılması, vatandaşa “bilme hakkı” kazandırır. Bilgiye erişim olursa eleştiri adil olur; adil eleştiri yönetimi daha iyiye zorlar. Hesap verebilirlik ise “yanlış yaptık—düzeltiyoruz” diyebilen iradedir; bu cesaret, sandıktan daha güçlü bir meşruiyet üretir.
Sosyal adalet yerelde görünür. Dezavantajlı mahalleye daha sık sefer koymak, engelli bireyin kapısına uygun rampa yapmak, çocuklara erişilebilir kültür-sanat ve spor imkânı sunmak, kriz anında gıda ve barınma desteğini hızlı ve onurlu biçimde ulaştırmak, “eşit yurttaşlık” duygusunu beton binalardan çok günlük hayatın içine nakşeder. Yerel idare adil ve ölçülü davrandıkça toplumun gerilimi düşer; demokrasi nefes alır.
İmar kararları bir kuşağın değil birkaç kuşağın kaderini belirler. Yeşil alanı imara açmak kolay, geri döndürmek çoğu zaman imkânsızdır. Ulaşımda otomobili önceleyen her tercih, yirmi yıl sonra daha büyük tıkanıklık olarak geri döner. Bu yüzden kısa vadeli memnuniyet ile uzun vadeli kamu yararı arasında dengeyi tutmak, bilimsel veriye dayalı planlamayı meslek odaları ve üniversitelerle birlikte yürütmek şarttır. “Bugün alkış, yarın pişmanlık” döngüsünü ancak böyle kırabiliriz. Kent hakkı tam da budur: Kenti yalnız bugünün seçmenine değil yarının çocuklarına da emanet bilmek.
Afet anları bu idarenin kapasitesini çıplak gözle gösterir. Envanter yönetimi, gönüllü ağları, mahalle bazlı afet planları, dayanıklı altyapı ve hızlı koordinasyon yalnızca teknik başlıklar değildir; demokratik sorumluluğun parçasıdır. Afette eşit ve hızlı erişim, insan hayatıyla birlikte kamusal adaleti de korur. Afette iyi koordinasyon kurabilen belediyelerin normal zamanda da katılımcılık ve şeffaflıkta önde olması tesadüf değildir.
Belediye meclisleri farklı siyasi renklerin aynı masada konuşmayı öğrendiği alanlardır. Müzakere kültürü, “çoğunluk bizde—dilediğimizi yaparız” kolaycılığını aşar. Azınlığın söz hakkını güvenceye alan mekanizmalar, yerelin siyaset dilini yumuşatır ve bu dil zamanla merkeze de sirayet eder. Kutuplaşmanın panzehiri, yerelde ortak hayatın somut sorunlarına birlikte çözüm aramaktır.
Demokrasi beş yılda bir oy vermek değil; her gün birlikte yaşama sanatıdır. Yerel idareler, bu sanatın konservatuvarıdır. Şeffaflık ve hesap verebilirlik güveni büyütür; katılım yurttaşı güçlendirir; sosyal adalet kenti eşitler; bilimsel planlama geleceği korur; müzakere siyasetin dilini değiştirir. Yerel seçimler gelip geçer; kalıcı olan, yerel demokrasiyi büyüten kurum ve alışkanlıklardır. Bir kent kaldırım taşının hizasında başlar; o hizayı düzgün tutan belediye, yalnız şehri değil demokrasinin omurgasını da doğrultur. Sevgiler…
TurgayDELİBALTA
Bu haber 145 kez okundu.

YORUMLAR