Mekânın Gücü, Gücün Mekânı
Kent, sadece yollar ve binalar değil; ekonomik ilişkilerin, toplumsal beklentilerin ve gündelik yaşamın birbirine değdiği siyasal bir mekân. O yüzden kent siyaseti, belediye gündemlerinden ibaret değil; mekânın nasıl üretildiği ve bu üretimden doğan değerin kimler arasında, hangi kurallarla paylaşıldığı meselesidir.
Kent, tesadüflerin toplamı değil, tercihlerin haritasıdır. “Kent siyaseti” dediğimiz şey; toprak ve mülkiyet ilişkilerinden barınma ve ulaşım hakkına, kamusal alanın paylaşımından çevresel taşıma kapasitesine, göçten sınıfsal ayrışmaya uzanan geniş bir alanı kapsar. Kısaca: Mekân nasıl üretilecek ve ortaya çıkan değer kimlere, hangi ilkelere dayanarak aktarılacak?
Rant, plan ve meşruiyet
Kentte siyaset en çok imar planları, plan değişiklikleri ve altyapı yatırımlarında görünür olur. Bir parselin imar hakkı, bir hattın metroya dönüşmesi, bir kıyının kamusal kalması ya da kaybedilmesi… Her biri somut mekânsal karar gibi dursa da arkalarında güçlü bir siyasal ekonomi taşır. Değer artışının kamuya kazandırılması (rant capture) şeffaf değilse, kentsel gelişme eşitsizlik üretir ve meşruiyet krizi doğurur. Bu yüzden planlama yalnızca veri temelli değil, aynı zamanda izlenebilir ve denetlenebilir olmalıdır. Meşruiyet, salt hukuka uygunlukla değil; kamusal yararın ikna edici biçimde gösterilmesiyle kurulur.
Yerel demokrasi: Temsilin ötesinde katılım
Sandık gereklidir ama yeterli değildir. Çünkü kentte verilen bir imar hakkı on yıllar boyunca bütçeleri, trafiği, ekolojiyi belirler. Temsili demokrasiyi düzenli ve nitelikli katılımla tamamlamak şarttır. Sadece mahalle toplantıları ya da çevrimiçi anketler değil; katılımın tasarımı esastır. Plan öncesi “ön-katılım” (ihtiyaç haritaları), tasarım sürecinde “birlikte senaryo” tartışmaları ve uygulamada “saha takibi” birlikte kurgulanmalıdır. Katılımcı bütçe, küçük projelerin seçimiyle sınırlanamaz; kentin stratejik öncelikleri toplumla birlikte belirlenmelidir.
Barınma, kiralar ve kent hakkı
Barınma krizi, kent siyasetinin turnusol kâğıdıdır. Konut sadece piyasa malı görüldüğünde kentte kalma hakkı gelir düzeyine indirgenir; kent emek için yaşanmaz hâle gelir. Yerel yönetimler iki kulvarda etkili olabilir: Arz tarafında kamusal/toplumsal konut ve arsa bankacılığıyla maliyeti düşürmek; talep tarafında kiracıları koruyan kayıtlı sözleşme–izleme sistemleri ve şeffaf kriterli sosyal destekler geliştirmek. Kısa süreli kiralamalar ve boş konutlar için envanter şarttır. Dönüşüm projelerinde yerinde, kiracı dâhil herkese güvence verilmelidir. “Kentsel dönüşüm”ün meşruiyeti, risk azaltmanın yanında yerinden edilmeyi önleyen bir sosyal kontratla kurulur.
Ulaşımda adalet ve verim
Ulaşım politikası, kentte zaman adaletidir. Toplu taşımanın payı sadece otobüs sayısıyla değil; güzergâhların istihdam ve eğitim odaklarıyla entegrasyonu, aktarma maliyetlerinin düşürülmesi, yaya ve bisiklet için kesintisiz ağ, mikro-mobilite ile banliyö raylı sistemlerinin birbirine “dikiş atması”yla artar. Talep yönetimi (park politikaları, kademeli ücretler, işyeri servis entegrasyonu) olmadan yol kapasitesi artırmak, sıkışıklığı kısa süreli hafifletir; sonra daha güçlü geri getirir.
İklim, afet ve dayanıklılık
Afetlere hazırlık artık “olağanüstü hâl” başlığı değil, kentin merkez gündemidir. Dayanıklılık; yönetmeliğe uygun bina yapmanın ötesinde, su–enerji–haberleşme altyapısının yedekli tasarımını, yeşil–mavi altyapıyı (dere koridorları, geçirgen zemin, gölgeleme), ısı adası etkisini azaltan malzemeleri ve yerel ölçekte gıda ile lojistik kırılganlığının düşürülmesini birlikte gerektirir. İklim eylem planları emisyon azaltımı kadar uyum politikalarını da somut takvim ve bütçeyle ortaya koymalı; performans göstergeleri düzenli paylaşılmalıdır.
Dijital kent: Verinin kamu yararı
Dijitalleşme şeffaflık ve verim üretir; ancak yalnızca “uygulama yayımlamak” yeni eşitsizlikler doğurabilir. Açık veri portalları; imar planı değişiklikleri, ihale sonuçları, hat bazlı doluluk, hava kalitesi ve su tüketimi gibi kararları etkileyen veriyi makine okunur biçimde sunmalıdır. Bu, hem kamu denetimini güçlendirir hem de girişimcilik ekosistemine sosyo-teknik değer açar. Teknoloji kararın yerine geçmez; iyi kararın kanıt zeminini kurar.
Yönetişim: Merkez–yerel gerilimini aşmak
Kent siyasetinin kronik sorunu, yetki ve kaynağın uyumsuzluğudur. En iyi niyetli projeler bile burada yavaşlar. Çözüm, subsidiarity (yetkinin mümkün olan en alt düzeyde kullanımı) ilkesini hesap verebilirlikle dengelemektir: Yerelin yetkisi genişlerken performans göstergeleri ve bağımsız denetim güçlendirilmelidir. Bölgesel işbirlikleri (ulaşım, atık-su, kıyı yönetimi birlikleri) ölçek ekonomisi sağlar; komşu belediyeler arasında veri ve tecrübe paylaşımı hizmet kalitesini eşitler.
Ölçmeden yöneten, yönetmez
“Kent başarısı” açılış törenleriyle ölçülemez. Az ama herkesin anlayacağı göstergeler gerekir: Kişi başı yeşil alan, toplu taşıma payı ve ortalama yolculuk süresi, kira/gelir oranı, imar değer artışının kamuya kazandırma oranı, hava-su kalitesi, afet toplanma alanlarına erişim süresi, genç ve yaşlı nüfus için hizmet kapsama oranı… Bu göstergeler mahalle kırılımında, her çeyrek düzenli yayımlanmalı. Ölçülen şey yönetilir; paylaşılan şey meşrulaşır.
Kent hakkı için siyaset
Adil barınma, erişilebilir ulaşım, güvenli ve iklime uyumlu çevre, kapsayıcı ekonomi ve denetlenebilir yönetim teknik proje değil; siyasal hedeflerdir. Yerel iktidar bu hedefleri toplumla birlikte koyup kaynakları buna göre önceliklendirdiğinde “kent hakkı” somutlaşır. Siyaset, kentin geleceğini bugünden adilce paylaştırma sanatıdır; iyi kent siyaseti ise mekânı herkes için yaşanabilir kılan bir kamu sözleşmesidir.
Bu haber 204 kez okundu.

YORUMLAR