YUNAN MİTOLOJİSİ – 1

Her ne kadar başlığımızın ismi Yunan Mitolojisi olsa da aslında bahsettiğimiz Antik Yunan dinidir. Ama genel kullanım olarak mitoloji kavramı kullanıla gelmiştir. Antik Yunan dininin, mitoloji olarak adlandırılması tek-tanrılı ve ayinleri olan bugün ki dinlerden farklı bir inanç sistemi olmasıdır. Mitoloji kelimesi Eski Grekçede; “mithos” ve “logos” sözcüklerinden oluşmuştur. Mithos; söylenmiş ve duyulan söz anlamındayken, logos; akla dayanan konuşma veya tanrısal akıl anlamına gelmektedir. Mitoloji de geçmişte söylenenleri tekrar etmek, aktarma yapmak anlamına gelmektedir. Bugün ise mitlerin ve mucizelerin doğuşunu araştıran, inceleyen bir bilim dalı haline gelmiştir.

Ancak Yunan Mitolojisinin “genesis” yani oluşum, yaradılış hikâyeleri ile tek tanrılı dinlerin yaradılış hikâyelerinde anlatılan mucizeler arasında pek de fark bulunmamaktadır. Çünkü mitoloji olsun din olsun mucize ya da tansık kavramı mantıki gerekçelerle açıklanamaz. Bundan dolayı bugünden, o dönemdeki insanların bu mucizelere nasıl da inanmış deyip yargılamadan önce bugünkü tek-tanrılı dinlerin mucizelerinden bir farkı olmadığını unutmamalıyız.

Burada Yunan Mitolojisini bizlere aktaran Hesiodos’ un yanında Antik Yunan eserlerini Türkçe’ ye çevrilmesinde ve aktarılmasında en büyük katkı “Mavi Hümanizma” ya da “Mavi Yolculuk” akımının temsilcileridir. Bunların başında Halikarnas Balıkçısı Cevat Şakir KABAAĞIÇLI, Azra ERHAT, Sabahattin EYUBOĞLU, Müntekim ÖKMEN ve Mina URGAN’ a teşekkürü bir borç bilmeliyiz.

YUNAN MİTOLOJİSİNDE GENESİS

Hesiodos’ un Theogonia eserinde mitolojik tanrıların başlangıcını şu dizelerle dile getirir;

“Kaos’ tu hepsinden önce var olan,
Sonra geniş göğüslü Gaia, Toprak Ana;
Sürekli, sağlam tabanı bütün ölümsüzlerin,
Onlar ki tepelerinde otururlar karlı Olympos’ un.
Ve yol yol toprağın dibindeki karanlık Tartaros’ ta,
Ve sonra Eros, en güzeli ölümsüz tanrıların,
O Eros ki elini ayağını çözer canlıların.
Ve insanların da tanrıların da ellerinden alır,
Yüreklerini, akıl ve istem güçlerini.”

Başlangıçta kaosun evrene hakim olduğu kabul edilmiş ve toprağı simgeleyen “Gaia” , kendi kendine doğurarak göğü (Uranüs), sonra dağları ve denizi (Pontus) meydana getirmiştir.

“Toprak bir varlık yarattı kendine eşit,
Dört biryanını saran Uranüs; yıldızlı göğü,
Mutlu tanrıların sürekli, sağlam yurdunu.
Yüksek dağları yarattı sonra,
Konaklarında tanrıçalar oturan dağları.
Sonra denizi yarattı, ekin vermez denizi,
Azgın dalgalarıyla şişen Pontus’ u.
Kimseyle sevişip birleşmeden yaptı bunu.”

Sonrasında Toprak Ana (Gaia) ile Gök (Uranüs) birleşerek 12 titanı meydana getirirler;

“Sonra sarmaşıp kucaklaşıp Uranüs ile,
Doğurdu derin anaforlu Okeanos’ u,
Ve Koios’ u, Hyperion’ u, Iapetos’ u,
Thei, Rhea, Themis ve Mnemosyne’ yi,
Altın taçlı Phoebe’ yi, sevimli Tethys’i.
Bunlardan sonra Kronos geldi dünyaya,
O ard düşünceli tanrı, en belalısı Toprak oğullarının.”

Burada il titan “Okeanos” anlayabileceğimiz gibi tüm okyanusların kişileştirilmiş halidir. Koios; akıl simgeler, Hyperion; ışığı simgeler. Mitolojiye göre Helios (güneş) ve Selene (Ay)’ nin babası sayılır. Iapetos; ölümlülüğü, Thei; görüntü, güzellik ve aydınlığı, Rhea; Doğurganlık ve bereketi, Themis; adalet ve düzeni, Mnemosyne; hafıza ve hatırayı, Phoebe; karanlık, gizem ve kâhinliği, Tethys; yeraltı sularını simgeler. Ve son ortaya çıkan Kronos; zamanı simgeler. Bugünkü kronoloji kavramı buradan gelmektedir. Kronos, Roma mitolojisinde “Satürn” olarak bilinir.

Hesiodos’ un aktardığı bu yaradılış hikâyesine benzer hikâyeye İncil’ in Eski Ahit yani Tevrat’ ın “Yaradılış” bölümünde de görüyoruz. Temelde oluşumun bazı kısımlarının neredeyse aynı olması eminim sizleri de şaşırtacaktır. Hristiyanların Kitab-ı Mukaddes’ i veya Müjdesi olan İncil iki ana kısımdan oluşur. Bunlar Eski Ahit (Antlaşma) ile Yeni Ahit bölümleridir. Yahudiler İncil’ in Eski Ahit Kısmını kabul edip Tevrat (Tora) olarak adlandırmışlardır. Ancak ikinci bölüm olan Yeni Ahit Kısmını kabul etmezler. Şimdi İncil’ de anlatılan “Yaradılış” kısmına bir bakalım;

“Başlangıçta Tanrı göğü ve yeri yarattı.
Yer boştu, yeryüzü şekilleri yoktu; engin karanlıklarla kaplıydı.
Tanrı, “Işık olsun” diye buyurdu ve ışık oldu.
Tanrı ışığın iyi olduğunu gördü ve onu karanlıktan ayırdı. Işığa “Gündüz”, karanlığa “Gece” adını verdi.
Akşam oldu, sabah oldu ve ilk gün oluştu.

Tanrı, “Suların ortasında bir kubbe olsun, suları birbirinden ayırsın” diye buyurdu.
Ve öyle oldu. Tanrı gök kubbeyi yarattı. Kubbenin altındaki suları üstündeki sulardan ayırdı.
Tanrı kubbeye “Gök” adını verdi. Akşam oldu, sabah oldu ve ikinci gün oluştu.

Tanrı, “Göğün altındaki sular bir yere toplansın ve kuru toprak görünsün” diye buyurdu ve öyle oldu.
Kuru alana “Kara”, toplanan sulara “Deniz” adını verdi. Tanrı bunun iyi olduğunu gördü.
Akşam oldu, sabah oldu ve üçüncü gün oluştu.

Tanrı şöyle buyurdu: “Gök kubbede gündüzü geceden ayıracak, yeryüzünü aydınlatacak ışıklar olsun. Belirtileri, mevsimleri, günleri, yılları göstersin.” Ve öyle oldu. Tanrı büyüğü gündüze, küçüğü geceye egemen olacak iki büyük ışığı ve yıldızları yarattı. Yeryüzünü aydınlatmak, gündüze ve geceye egemen olmak, ışığı karanlıktan ayırmak için onları gök kubbeye yerleştirdi. Tanrı bunun iyi olduğunu gördü. Akşam oldu, sabah oldu ve dördüncü gün oluştu.

Tanrı, “Sular canlı yaratıklarla dolup taşsın, yeryüzünün üzerinde, gökte kuşlar uçuşsun” diye buyurdu. Tanrı büyük deniz canavarlarını, sularda kaynaşan bütün canlıları ve uçan varlıkları türlerine göre yarattı. Bunun iyi olduğunu gördü. Tanrı, “Verimli olun, çoğalın, denizleri doldurun, yeryüzünde kuşlar çoğalsın” diyerek onları kutsadı. Akşam oldu, sabah oldu ve beşinci gün oluştu.

Tanrı, “Yeryüzü türlü türlü canlı yaratıklar, evcil ve yabanıl hayvanlar, sürüngenler türetsin” diye buyurdu. Tanrı, “İnsanı kendi suretimizde, kendimize benzer yaratalım” dedi, “Denizdeki balıklara, gökteki kuşlara, evcil hayvanlara, sürüngenlere, yeryüzünün tümüne egemen olsun. “Tanrı insanı kendi suretinde yarattı. Tanrı yarattıklarına baktı ve her şeyin çok iyi olduğunu gördü. Akşam oldu, sabah oldu ve altıncı gün oluştu.

Gökler ve yer ve onların bütün orduları itmam olundu. Ve tanrı yaptığı işi yedinci günde bitirdi ve istirahat etti. Ve tanrı yedinci günü kutsal kıldı.”

Sanırım bir haftanın neden yedi günden oluşturduğumuzu nerden aldığımızı görmüş oluyoruz. Ancak daha ilginç olan mitoloji olarak adlandırdığımız metin ile İncil’ in anlatımı arasında büyük kopukluğun olmamasıdır. Sanırım bu kanıt ile Yunan Mitoloji ve Hristiyan dini arasında çok da büyük bir uçurum olmadığını söyleyebiliriz. Ya da hangisi din hangisi mucize durup düşünmemiz gerekebilir.

Son olarak İncil, tanrının dünyayı yedi günde yarattığı ve istirahate yani dinlenmeye çekilmesini söylemesi Pazar günlerinin neden tatil olduğunu da açıklıyor sanırım. Ancak garip olan İncil’ deki tanrı ile Yunan mitolojisindeki tanrılar gibi insani davranış olan dinlenmeye çekilmesidir.

Gelecek mitoloji yazımızda Zeus’ un doğumu ve On İki Titanlar ile tutuştuğu dünya savaşını ele alacağız. Esenlikle kalın.  

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı

Reklam Engelleyici Algılandı

Lütfen reklam engelleyiciyi devre dışı bırakarak bizi desteklemeyi düşünün
%d blogcu bunu beğendi: