Tütün zamanı

Bir çoğunda olduğu gibi ben de fırsat buldukça geçmişi, bugünü ve gelecek günleri düşünüp kendimce hepsini harmanlayıp, yorumladığım olur.

Bu düşüncelerim ve yorumlarım tekdüze olmayıp, toplumun özellikle doğup büyüdüğüm kırsalın (coğrafyanın) dünü, bugünü, yarını ve insanımızın maddi, manevi yaşamını etkileyen durumları, yerel siyaset ve bütün bunların küresel boyuttaki yeri veya küresel boyutun bütün bunları etkileyişi v.s.

Benim yaşamışlığım bin dokuz yüz ellili (1950) yılların başı ile bugün arasını içermektedir. Az da sayılmaz hani…

İlkokulu ellili yıllarda okudum haliyle. Bugünden oralara baktığım zaman ilkokuldaki birden beşe kadar tüm sınıflar kalabalıktı. Otuz, kırk, elli gibi. Hatta ben beşinci sınıftayken 5A, 5B gibi iki sınıftık. Kalabalık dediğim bu sınıflar sadece merkezin (Yerkesik) çocuklarından oluşuyordu. Elbet o günkü gibi taşımalı eğitim yoktu.

Her ana baba çocuğunun “okuyup adam olmasını” çok isterdi. Çocuğunu öğretmene teslim ederken “eti senin kemiği benim” diyerek teslim ederdi.

O günler TÜTÜN ZAMANI idi. Aynı zamanda elektrik de olmadığı için bugüne göre çok farklıydı.

Tütün zamanıydı da, tütün çok zor bir sürecin ürünüydü. Öyle ki yıl on iki ayın neredeyse sekiz-dokuz ayı sürerdi. Havalar az yağışlı gittiği yıllarda NİSAN ortalarında dikim başlar; çapası, kırımı, dizimi, kurutması ve balyalama, satım ve teslim işlemiyle biterdi. Parası ise teslimden sonra alınırdı.

“Tütün zamanı” çok yoğun yaşanmış ve bugün hala hayatta kalabilmiş insanımızın çoğu beli iki büklümdür yani öne doğru neredeyse doksan derece eğiktirler, bastonsuz yürüyemezler.

“Tütün zamanı” dedim fakat üretim elbette sadece tütün değildi. Her türlü ekin de ekilirdi kıra-bayıra. Buğday, arpa, yulaf, çavdar, mısır, ak darı, nohut, mercimek v.s.

Tütünün en yoğun emek zamanında ekinlerinin ürününün alınması da (harman) v.s. devreye girer ve insanımız çoluk çocuk ve de yorgun-argın bu yükün altından zor da olsa kalkardı.

Ama yük çok ağırdı.

Gayet iyi hatırlarım; çocuk denecek yaşını henüz geçmiş bir çok genç bu ağırlıktan, zorluktan kaçardı. Hatta bunlar üçlü-beşli gruplar oluşturur, babaları veya başka büyükleri tarafından yakalanıp eve getirene kadar biraz da haylazlık yaparak bu serüveni yaşarlardı.

Tütün deyip geçmemek lazımdır. Gerçekten çok ağır bir üretim biçimiydi ve üstelik yılda bir sefer getirisi olurdu para olarak.

Onun içindir ki aileler çocukları için; “ …eti senin kemiği benim”, “…oku adam ol” sözlerini üretmiş ve kullanmışlardı inanarak…

Şöyle ki; “…eti senin kemiği benim” sözüyle öğretmenlerin gerektiğinde döverek eğitim verebileceklerine inanmış ve söylemişlerdir.

“…oku adam ol” sözüyle de okuyabildikleri kadar okullarda okuyup devlet kapısında memur olmalarını söylemek istemişlerdir.

Yaşamın ağır olduğu günlerdi o günler.

Bugün mü..!

Bugün bir çok insanımız ve de özellikle küçük-büyük çocuklarımız internet bağımlısıdırlar bana göre…

Bu bağımlılık (olumsuz yanları tabi ki) karikatürlere bile konu olmuştur. Ama her şeye rağmen UMUT etmekten vazgeçmemelidir. Umut yaşamın kaynağıdır, beslenmelidir.

Bu Habere Yorum Yapın