<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Tanı Haberleri | Muğla Yenigün Gazetesi</title>
	<atom:link href="https://www.muglayenigun.com/tag/tani/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.muglayenigun.com</link>
	<description>Muğla ve İlçe Haberleri</description>
	<lastBuildDate>Tue, 10 Mar 2026 12:44:04 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.muglayenigun.com/wp-content/uploads/2026/04/yenigun-gazete-logo-1-1.png</url>
	<title>Tanı Haberleri | Muğla Yenigün Gazetesi</title>
	<link>https://www.muglayenigun.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Glokomda erken tanı görme kaybını önleyebilir</title>
		<link>https://www.muglayenigun.com/glokomda-erken-tani-gorme-kaybini-onleyebilir/</link>
					<comments>https://www.muglayenigun.com/glokomda-erken-tani-gorme-kaybini-onleyebilir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yenigün Gazetesi]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 Mar 2026 12:44:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Glokom]]></category>
		<category><![CDATA[Görme]]></category>
		<category><![CDATA[Göz]]></category>
		<category><![CDATA[Tanı]]></category>
		<category><![CDATA[Tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.muglayenigun.com/?p=401090</guid>

					<description><![CDATA[Türkiye’de yaklaşık 2 milyon glokom hastası olduğu tahmin ediliyor. Halk arasında “göz tansiyonu” veya “karasu hastalığı” olarak bilinen glokom, sinsi ilerleyerek kalıcı görme kaybına yol açabiliyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>
<h3><b> </b>DoktorTakvimi uzmanlarından Op. Dr. Onur Polat, glokomun ne olduğunu ve nasıl oluştuğunu şöyle anlatıyor: “Glokom, göz içi basıncının yükselmesi sonucu görmemizi sağlayan görme sinirinin zarar görmesi ve zamanla görme alanı kaybına neden olan sinsi bir hastalıktır.</h3>
<p>Halk arasında ‘göz tansiyonu&#8217; veya ‘karasu hastalığı&#8217; olarak da bilinen glokom, tanıda geç kalındığında veya yeterli şekilde tedavi edilmediğinde ciddi görme kaybı ve körlükle sonuçlanabilir.</p>
<p>Sağlıklı bir bireyde göz içindeki sıvının üretimi ve boşaltılması arasında belli bir denge mevcuttur. Bu denge, göz sağlığı ve göz içi basıncı için oldukça önemlidir. Göz içindeki sıvının boşaltılmasındaki engel ve bozukluklar, göz içi basıncının artmasına ve görme sinirlerinin zarar görmesine yol açar. Bu süreç çoğunlukla yavaş ve sinsi ilerlediğinden, erken dönemde belirti vermez.</p>
<p>Ancak hastalık ilerledikçe ve görme siniri hasarı arttıkça ciddi görme alanı kaybı meydana gelir ve ileri evrede kalıcı körlüğe neden olabilir.”</p>
<p><strong>GLOKOM TANISI NASIL KONUYOR?</strong></p>
<p>Op. Dr. Onur Polat, tanı sürecini şöyle açıklıyor: “Hastaların göz muayenesinde göz tansiyonu ölçümü ve göz dibi muayenesi rutin olarak yapılmaktadır. Göz tansiyonu ölçümü ve göz dibi muayenesinde glokomdan şüphelenilen hastalara, teşhis için ek bazı tetkikler uygulanır. Glokom hastalığında temel bulgu görme siniri hasarı olduğundan, retina sinir lifi ölçümü, görme alanı testi ve kornea kalınlığı ölçümleri yapılır. Bu ölçümler sonucunda hastalığın tanısı konur, tedavisi düzenlenir ve belirli aralıklarla takibi yapılır.”</p>
<p><img decoding="async" src="https://www.muglayenigun.com/wp-content/uploads/2026/03/glokomda-erken-tani-gorme-kaybini-onleyebilir-0-GArDRJ8j.jpeg" /></p>
<p><strong>ERKEN TEŞHİS GÖRME KAYBINI ÖNLEYEBİLİR</strong></p>
<p>Görme sinirlerinde ve görme alanında oluşan hasarda geri dönüş olmadığından erken tanının oldukça önemli olduğunu söyleyen Op. Dr. Onur Polat, “Erken teşhis edildiğinde kolaylıkla ve başarıyla tedavi edilebilen glokomda düzenli aralıklarla yapılan muayeneler, glokomun erken tanı ve tedavisi için en iyi yöntemdir. Özellikle ailesinde göz tansiyonu olan ve risk grubunda olan bireylerin kontrollerini ihmal etmeden yapmaları tedavinin başarısı için oldukça önemlidir” şeklinde konuşuyor.</p>
<p><strong>TÜRKİYE&#8217;DE YAKLAŞIK 2 MİLYON GLOKOM HASTASI BULUNUYOR</strong></p>
<p>İleri evrelerde kalıcı görme kaybına yol açan glokomun, dünyada körlük nedenleri arasında ikinci sırada yer aldığını belirten DoktorTakvimi uzmanlarından Op. Dr. Onur Polat, “Ülkemizde glokomun görülme sıklığı yüzde 2-2,5. Bu oran, 40 yaş üzeri her 40 bireyden birinde glokom olduğunu göstermektedir. Tanısı konulmuş glokom hastası sayısı yaklaşık 550 bin, ancak henüz tanı konmamış yaklaşık 1,5 milyon glokom hastası olduğu tahmin edilmektedir. Yani ülkemizde yaklaşık 2 milyon glokom hastası bulunuyor ve önemli bir kısmı henüz tanı almamış ve tedaviye ulaşamamıştır. Erken teşhis ve tedavi ile kontrol altına alınabilen ve körlüğün engellenebildiği bu hastalıkta farkındalık düzeyini artırmak ve hastalıklarından habersiz olanlara ulaşmak amacıyla 12 Mart Dünya Glokom Günü ve 8-14 Mart Dünya Glokom Haftası kapsamında bilgilendirmeler yapılmaktadır” diyor.</p>
<p><strong>40 YAŞ ÜSTÜ OLANLAR RİSK ALTINDA</strong></p>
<p>Glokom açısından risk altında olan kişiler hakkında bilgilendirme yapan DoktorTakvimi uzmanlarından Prof. Dr. Deniz Turgut Çoban, “40 yaş üstü olanlar, ailesinde glokom bulunanlar daha yüksek risk altındadır. Diyabet, yüksek tansiyon hastaları, göz ameliyatları, göz yaralanmaları, romatizmal göz ve sistemik hastalığı olanlar ve uzun süre kortizon kullanan kişilerde de risk artar” şeklinde konuşuyor.</p>
<p><strong>GLOKOMDA KAYBEDİLEN GÖRME GERİ GELMİYOR</strong></p>
<p>“Glokom tedavi edilmezse görme alanı giderek daralır ve kalıcı görme kaybı oluşabilir” diyen Prof. Dr. Deniz Turgut Çoban, “Glokomda kaybedilen görme ve görme alanı kaybı geri gelmez. Tedavi, hastalığın ilerlemesini durdurmayı amaçlar” diyor.</p>
<p><img decoding="async" src="https://www.muglayenigun.com/wp-content/uploads/2026/03/glokomda-erken-tani-gorme-kaybini-onleyebilir-1-rBZ5VH9t.jpeg" /></p>
<p><strong>GLOKOM TEDAVİSİNDE KULLANILAN YÖNTEMLER</strong></p>
<p>Prof. Dr. Deniz Turgut Çoban, glokom tedavisinde uygulanan yöntemleri şöyle anlatıyor: “En sık göz damlaları kullanılır. Gerekirse lazer tedavisi veya ameliyat yapılabilir. Amaç göz içi basıncını düşürmektir. Göz sinirlerini desteklemek için vitamin ve aminoasit içeren damla ve ağızdan alınan ürünler de vardır.”</p>
<p><strong>GLOKOM HASTALARININ DİKKAT ETMESİ GEREKENLER</strong></p>
<p>Glokom hastalarının günlük yaşamda dikkat etmesi gerekenler hakkında uyarılarda bulunan DoktorTakvimi uzmanlarından Prof. Dr. Deniz Turgut Çoban, “Tüm ilaçlar ve takviyeler her zaman uzman hekime danışılarak kullanılırsa glokom yapabilecek ürünlerden uzak durulmuş olur. Glokom ilaçlarının da düzenli kullanılması ve kontrollerin aksatılmaması gerekir. Doktora sormadan tedavi bırakılmamalıdır. Genel sağlığa dikkat edilmesi de hastalığın ilerlemesini yavaşlatmaya yardımcı olur” diyor.</p>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.muglayenigun.com/glokomda-erken-tani-gorme-kaybini-onleyebilir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sessiz tehdit artrit: Sadece yaşlıları vurmuyor!</title>
		<link>https://www.muglayenigun.com/sessiz-tehdit-artrit-sadece-yaslilari-vurmuyor/</link>
					<comments>https://www.muglayenigun.com/sessiz-tehdit-artrit-sadece-yaslilari-vurmuyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yenigün Gazetesi]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 12 Oct 2025 17:36:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[Artrit]]></category>
		<category><![CDATA[Eklem]]></category>
		<category><![CDATA[Kaya]]></category>
		<category><![CDATA[Tanı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.muglayenigun.com/?p=359767</guid>

					<description><![CDATA[Eklemlerde ağrı, şişlik, takılma hissi… Çoğu kişi bu belirtileri “yaşlılık” veya “romatizma” diye geçiştiriyor. Oysa uzmanlara göre bu şikayetlerin arkasında artrit adı verilen eklem iltihabı yatıyor. Üstelik artrit, sadece ileri yaşlarda değil, hareketsiz yaşam ve fazla kilo nedeniyle gençlerde de giderek daha sık görülüyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>
<h3><strong>&nbsp;</strong>Toplumda artritin genellikle romatizma ile karıştırıldığını belirterek önemli bir ayrım yapıyor, “Artrit eklem iltihabıdır ancak her artrit romatizma değildir. En sık karşılaştığımız tip olan osteoartrit, yaşa ve yıpranmaya bağlı olarak gelişir. Bağışıklık sisteminin kendi dokularına saldırmasıyla oluşan enflamatuar artrit ise romatoloji bölümünün ilgi alanına girer.”</h3>
<p><strong>BELİRTİLERİ CİDDİYE ALIN</strong></p>
<p>Artritin en belirgin işaretleri arasında eklem ağrısı, sabah sertliği, şişlik, takılma hissi ve katır kutur sesler yer alıyor. Dr. Kaya, bu belirtilerin yönlendireceği bölüme dikkat çekiyor, “Sabah sertliği ve yaygın şişlik varsa romatolojiye, eklemde kilitlenme, şekil bozukluğu ve mekanik ağrı varsa ortopediye başvurmak gerekir.”</p>
<p><strong>TANIDA İLK ADIM BASİT BİR RÖNTGEN</strong></p>
<p>Uzm. Dr. Kaya, tanı sürecinde çoğu zaman ayakta çekilen basit röntgenlerin yeterli olduğunu söylüyor. Bu görüntüler, eklem aralığındaki daralmayı net şekilde gösteriyor. “MR veya ultrason gibi ileri tetkikler, ancak röntgenin yetersiz kaldığı durumlarda kullanılır” diyen Kaya, erken tanının artritin ilerlemesini önlemede kilit rol oynadığını vurguluyor.</p>
<p><img decoding="async" src="https://www.muglayenigun.com//wp-content/uploads/2025/10/sessiz-tehdit-artrit-sadece-yaslilari-vurmuyor-0-bynKtX4Q.png"></p>
<p><strong>NE ZAMAN AMELİYAT GEREKİR?</strong></p>
<p>Artrit tedavisinde öncelik her zaman cerrahi dışı yöntemlerde&#8230; Ancak bazı durumlarda ameliyat kaçınılmaz hale geliyor. Ağrılar gece bile rahatsız ediyorsa, hasta basit günlük işlerini yapamıyorsa ve fizik tedavi ya da enjeksiyonlar fayda etmiyorsa ameliyat gündeme alınır. Özellikle bacağın ‘O’ şeklini alması veya kemiklerin birbirine binmesi durumunda protez cerrahisi en uygun seçenek oluyor.</p>
<p><strong>ERKEN TEŞHİSLE HAREKETİ KORUMAK MÜMKÜN</strong></p>
<p>Dr. Kaya, artritin ilerleyici bir hastalık olduğunu hatırlatarak şu uyarıda bulunuyor, “Geciken tanı, kalıcı eklem deformitelerine yol açabilir. Kilo kontrolü, düzenli egzersiz ve doktor takibiyle artriti kontrol altına almak mümkündür.”</p>
<p><strong>EKLEM AĞRILARINI HAFİFE ALMAYIN</strong></p>
<p>12 Ekim Dünya Artrit Günü vesilesiyle farkındalık çağrısında bulunan Çakmak Erdem Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Hekimi Uzm. Dr. Emre Kaya, eklem ağrılarının yalnızca yaşlılığa bağlanmaması gerektiğini hatırlatıyor. Erken tanı ve doğru yönlendirme sayesinde artritin ilerlemesi durdurulabiliyor, hastaların yaşam kalitesi korunabiliyor.</p>
</p></div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.muglayenigun.com/sessiz-tehdit-artrit-sadece-yaslilari-vurmuyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hidrosefali belirtileri yaşa göre değişiyor! Bebeklerde kusma ve göz kayması önemli sinyaller!</title>
		<link>https://www.muglayenigun.com/hidrosefali-belirtileri-yasa-gore-degisiyor-bebeklerde-kusma-ve-goz-kaymasi-onemli-sinyaller/</link>
					<comments>https://www.muglayenigun.com/hidrosefali-belirtileri-yasa-gore-degisiyor-bebeklerde-kusma-ve-goz-kaymasi-onemli-sinyaller/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yenigün Gazetesi]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 22 Sep 2025 16:27:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Beyin]]></category>
		<category><![CDATA[Cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[Hidrosefali]]></category>
		<category><![CDATA[Tanı]]></category>
		<category><![CDATA[Yaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.muglayenigun.com/?p=354702</guid>

					<description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Onur Yaman, hidrosefali hastalığının nedenleri, yaşa göre değişen belirtileri, tanı ve tedavi yöntemleri ile erken tanının öneminden bahsetti.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Onur Yaman, hidrosefali hastalığının nedenleri, yaşa göre değişen belirtileri, tanı ve tedavi yöntemleri ile erken tanının öneminden bahsetti.</h3>
<p><strong>Hidrosefali belirtileri yaşa göre değişiklik gösteriyor! </strong></p>
<p>Hidrosefalinin, halk arasında ‘beyinde su toplanması’ olarak bilindiğini ifade eden Prof. Dr. Onur Yaman, “Normalde beyni ve omuriliği koruyan ve besleyen beyin-omurilik sıvısı (BOS), beynin içinde ‘ventrikül’ adı verilen boşluklarda bulunur. Bu sıvı her insanda belirli bir miktarda mevcuttur. Ancak sıvının üretimi ile emilimi arasındaki denge bozulduğunda ve miktarı arttığında, ventriküller genişler ve ‘hidrosefali’ adı verilen hastalık ortaya çıkar.” dedi.</p>
<p>Bu genişlemenin, beynin çevresindeki hayati merkezlere baskı yaparak çeşitli klinik bulgulara yol açtığına dikkat çeken Yaman, “Hidrosefali belirtileri yaşa göre değişiklik gösterir. Yenidoğan ve bebeklerde, kafatası kemikleri henüz tam kapanmadığı için baş çevresinde belirgin büyüme görülür. Beslenme sonrası fışkırır tarzda kusma ve gözlerin aşağı doğru kayması (‘güneş batışı’ bakışı) dikkat çekicidir. Büyük çocuklarda, baş ağrısı, bilişsel bozukluklar, yürüme problemleri ve akademik başarıda gerileme görülebilir. Erişkin ve yaşlılarda, yürüme ve konuşmada yavaşlama ile idrar kaçırma gibi şikâyetler ön plandadır.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>İleri evrede şant cerrahisi gerekebilir! </strong></p>
<p>Hastaların önce ayrıntılı muayeneden geçirildiğini kaydeden Prof. Dr. Onur Yaman, “Bulguları doğrulamak için radyolojik görüntüleme yöntemleri kullanılır. En önemli tanı araçları beyin tomografisi (BT) ve manyetik rezonans (MR) görüntülemedir.” dedi.</p>
<p>Hidrosefali tedavisinde öncelikle altta yatan nedenin belirlendiğini ve ortadan kaldırıldığını ifade eden Yaman, “Nedene yönelik doğru tedavi uygulandığında hastalığın tekrarlama olasılığı büyük ölçüde ortadan kalkar. İleri evre vakalarda beyin içine şant yerleştirilmesi gibi cerrahi yöntemler gerekebilir. Cerrahi sonrasında düzenli kontrollerle sürecin takibi önemlidir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Erken tanı ve düzenli takip, hidrosefali hastalarının yaşam kalitesini korumada önemli! </strong></p>
<p>Erken tanı ve uygun tedavi ile şant cerrahisi geçiren veya hidrosefali tanısı alan çocukların ise bilişsel, motor ve fonksiyonel gelişimlerinin genellikle normal seyrettiğine değinen Prof. Dr. Onur Yaman, “Ancak tanının gecikmesi ya da tedavinin yetersiz kalması durumunda, ilerleyen dönemlerde motor, duyusal ve zihinsel gelişim gerilikleri ile akademik başarıda düşüş görülebilir. Erken tanı ve düzenli takip, hidrosefali hastalarının yaşam kalitesini korumada kritik önem taşır.” diyerek sözlerini tamamladı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.muglayenigun.com/hidrosefali-belirtileri-yasa-gore-degisiyor-bebeklerde-kusma-ve-goz-kaymasi-onemli-sinyaller/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Nefes Darlığını Hafife Almayın!</title>
		<link>https://www.muglayenigun.com/nefes-darligini-hafife-almayin/</link>
					<comments>https://www.muglayenigun.com/nefes-darligini-hafife-almayin/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yenigün Gazetesi]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 18 Sep 2025 17:41:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Akciğer]]></category>
		<category><![CDATA[Hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[Hastalıkla]]></category>
		<category><![CDATA[Tanı]]></category>
		<category><![CDATA[Yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.muglayenigun.com/?p=353921</guid>

					<description><![CDATA[Nefes darlığını hafife almayın! Türk Toraks Derneği nefes darlığı şikayetlerinin hafife alınmaması gerektiğini söyledi. ]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3>Nefes darlığını hafife almayın! Türk Toraks Derneği nefes darlığı şikayetlerinin hafife alınmaması gerektiğini söyledi.</h3>
<p><span>İnatçı kuru öksürük, merdiven çıkarken zorlanma, halsizlik gibi şikayetler ile kendini gösteren idiyopatik pulmoner fibrozis (İPF) hastalığı nadir görülen ve başka hastalıklarla karıştırıldığı için tanısı geç koyulan bir hastalık. Eylül ayı, tüm dünyada İdiyopatik Pulmoner Fibrozis Hastalığı Farkındalık Ayı olarak geçirilirken Türk Toraks Derneği Dünya genelinde yaklaşık 3 milyon kişinin bu hastalıkla yaşadığını açıkladı.</span></p>
<p><b><span>3 MİLYON İNSAN BU HASTALIKTAN MUZDARİP</span></b></p>
<p><span>Türk Toraks Derneği Klinik Sorunlar Çalışma Grubu Üyesi Dr. Nazlı Çetin tam olarak tedavisi olmayan ancak son yıllarda geliştirilen ilaçlar ile başarılı tedaviler yapılabilen idiyopatik pulmoner fibrozis hakkında bilgi verdi ve şunları söyledi: İdiyopatik Pulmoner Fibrozis (İPF), akciğer dokusunun sertleşmesine (fibrozis) yol açan, nedeni tam olarak bilinmeyen, ilerleyici ve yaşam süresini kısaltan ciddi bir akciğer hastalığıdır. İdiyopatik pulmoner fibrozis, akciğer dokusunda nedeni bilinmeyen nedbe (skar) dokusu oluşumu ile karakterizedir. Sağlıklı akciğer esnek ve yumuşakken, bu hastalıkta dokular sertleşir ve böylece oksijenin kana geçişi giderek zorlaşır. Hastalar en sık inatçı kuru öksürük, merdiven çıkarken veya yürürken artan nefes darlığı, halsizlik ve kilo kaybı şikâyetleri ile başvururlar. 50 yaş üzerinde, tütün ürünleri kullananlarda ve erkeklerde daha sık görülmektedir. Hastalık nadir görülse de etkileri oldukça ciddidir. Dünya genelinde yaklaşık 3 milyon kişi idiyopatik pulmoner fibrozis ile yaşamaktadır. Türkiye’de kesin rakam bilinmese de her 100 bin kişiden 14–43’ünde bu hastalık görülebilmektedir.”</span></p>
<p><b><img decoding="async" src="https://www.muglayenigun.com//wp-content/uploads/2025/09/nefes-darligini-hafife-almayin-0-nB1LFdpJ.jpeg"> <img decoding="async" src="https://www.muglayenigun.com//wp-content/uploads/2025/09/nefes-darligini-hafife-almayin-1-XrqwuaA1.jpeg"></b></p>
<p><b><span>“TANISI GEÇ KOYULUYOR, HASTALIK KARIŞTIRILIYOR”</span></b></p>
<p><span>Hastalığın tanısının ortalama 2 yıl kadar geç koyulduğunu belirten Dr. Nazlı Çetin erken tanı ve farkındalığın önemine dikkat çekti: “İdiyopatik pulmoner fibrozis, genellikle astım, KOAH, kalp hastalıkları gibi başka hastalıklarla karıştırılır. Doğru tanı çoğu zaman 1–2 yıl gecikir. Bu süre zarfında akciğerlerdeki hasar ilerler. Oysa ki, erken tanı, hastalığın ilerlemesini yavaşlatmak için kritik öneme sahiptir. Akciğer tomografisi ve solunum fonksiyon testleri, tanıda yol göstericidir. Göğüs hastalıkları, radyoloji, romatoloji gibi multidisipliner bir çalışma hastalıkta doğru tanı şansını artırır. </span><span>İPF tamamen iyileştirilemese de son 10 yılda geliştirilen antifibrotik ilaçlar, hastalığın ilerlemesini yavaşlatabilmektedir. Ayrıca hastaların tütün ürünü kullanıyorlarsa bırakmaları, pulmoner rehabilitasyon programlarına katılmaları, ilaçlarını düzenli kullanmaları, zatürre ve grip aşılarını yaptırmaları gereklidir. Bu tedaviler sayesinde akciğer kapasitesindeki kayıp yavaşlatılabilmekte, alevlenme riski azaltılabilmekte ve yaşam süresi uzatılabilmektedir. İleri olgularda akciğer nakli tek tedavi seçeneğidir.”</span></p>
<p><b><span>“NEFES DARLIĞINI HAFİFE ALMAYIN”</span></b></p>
<p><span>Nefes darlığının hafife alınmaması gerektiği çağrısında bulunan Türk Toraks Derneği Merkez Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Züleyha Bingöl ise “İPF’nin erken belirtileri çoğu zaman göz ardı edilir. Nefes darlığı yaşlılığa, öksürük ise tütün ürünleri kullanımına bağlanmamalıdır. 50 yaş üstü, uzun süredir süren kuru öksürük ve nefes darlığı olan herkes, göğüs hastalıkları uzmanına başvurmalıdır. Erken tanı, yaşam kalitesini korumak ve tedavi için en büyük adımdır. </span><span>Bu ay süresince hastalıkla ilgili merak edilen sorulara yanıtların bulunabileceği dökümanlar ve aktivitelere ulaşmak için derneğimizin halk sayfasını ziyaret edebilirsiniz” dedi.</span></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.muglayenigun.com/nefes-darligini-hafife-almayin/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Beyin metastazlarında erken tanı ve multidisipliner tedavi hayat kurtarıyor</title>
		<link>https://www.muglayenigun.com/beyin-metastazlarinda-erken-tani-ve-multidisipliner-tedavi-hayat-kurtariyor/</link>
					<comments>https://www.muglayenigun.com/beyin-metastazlarinda-erken-tani-ve-multidisipliner-tedavi-hayat-kurtariyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yenigün Gazetesi]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 23 Jul 2025 18:33:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Beyin]]></category>
		<category><![CDATA[Hasta]]></category>
		<category><![CDATA[Tanı]]></category>
		<category><![CDATA[Tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.muglayenigun.com/?p=341942</guid>

					<description><![CDATA[Nöroşirurji Uzmanları  Prof. Dr. Selçuk Göçmen ve Dr. Emre Zorlu, beyin metastazlarının tedavisinde multidisipliner yaklaşımın ve erken tanının kritik önemini vurguladı. Şüpheli durumlarda biyopsi şart, hasta yakınlarının desteği ise tedavi başarısını artırıyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>
<h3>&nbsp;Nöroşirurji Uzmanları Prof. Dr. Selçuk Göçmen ve Dr. Emre Zorlu, beyin metastazlarının genellikle akciğer, meme, melanom, böbrek ve kolorektal kanserlerden kaynaklandığını belirtti.</h3>
<p>Tedavide multidisipliner yaklaşımın kilit rol oynadığını ifade eden Göçmen, “Beyin ve Sinir Cerrahisi, Tıbbi Onkoloji, Radyasyon Onkolojisi, Radyoloji, Nöroloji ve Patoloji uzmanlarının oluşturduğu nöro-onkoloji tümör kurulu, hastaya özel en uygun tedavi planını belirler. Kanama riski taşıyan metastazlarda cerrahi öncelikli olur” dedi.</p>
<p><strong>TANIDA MRG VE BİYOPSİ ÖNEMLİ</strong></p>
<p>Göçmen, PET-CT’nin beyin metastazlarını tespit etmede yetersiz kalabileceğini, Manyetik Rezonans Görüntüleme’nin (MRG) en etkili yöntem olduğunu vurguladı.</p>
<p>Bilgisayarlı Tomografi (BT) yardımcı bir yöntem olarak kullanılırken, şüpheli lezyonlarda kesin tanı için beyin biyopsisi gerektiğini belirtti.</p>
<p>Tedavi, metastazların sayısı, boyutu, hastanın sağlık durumu ve kanser türüne göre şekilleniyor; radyoterapi, kemoterapi, hedefe yönelik tedavi ve immünoterapi gibi yöntemler uygulanıyor. Palyatif bakım ise hastanın yaşam kalitesini artırmayı hedefliyor.</p>
<p><img decoding="async" src="https://www.muglayenigun.com//wp-content/uploads/2025/07/beyin-metastazlarinda-erken-tani-ve-multidisipliner-tedavi-hayat-kurtariyor-0-2sO9PGwP.jpeg"></p>
<p><strong>ERKEN TANI KRİTİK</strong></p>
<p>Dr. Emre Zorlu, erken tanının beyin metastazlarının etkili tedavisinde hayati olduğunu belirtirken, &#8220;Özellikle akciğer kanseri gibi risk faktörü olan hastalar, düzenli nörolojik muayene ve görüntüleme ile takip edilmeli. Erken tanı, etkili tedavi ve hasta yönetiminde büyük fark yaratır” dedi. Zorlu, beyin metastazı tanısı alan hastaların ve yakınlarının tedavi sürecinde aktif rol almasının önemine dikkat çekti.</p>
</p></div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.muglayenigun.com/beyin-metastazlarinda-erken-tani-ve-multidisipliner-tedavi-hayat-kurtariyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Melis Fis’ten skolyoz farkındalığı: Bu bir nazar boncuğu</title>
		<link>https://www.muglayenigun.com/melis-fisten-skolyoz-farkindaligi-bu-bir-nazar-boncugu/</link>
					<comments>https://www.muglayenigun.com/melis-fisten-skolyoz-farkindaligi-bu-bir-nazar-boncugu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yenigün Gazetesi]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Jun 2025 09:39:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Bel]]></category>
		<category><![CDATA[Erken]]></category>
		<category><![CDATA[Skolyoz]]></category>
		<category><![CDATA[Tanı]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşında]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.muglayenigun.com/?p=336382</guid>

					<description><![CDATA[Acıbadem Üniversitesi’nde düzenlenen “Skolyoz Savaşçıları Sırt Sırta, Korkusuzca” etkinliğinde, genç şarkıcı Melis Fis skolyoz hikayesini paylaşırken, Prof. Dr. Ahmet Alanay erken tanının önemini vurguladı.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>
<h3>Skolyoz Farkındalık Etkinliği, Acıbadem Üniversitesi’nde gerçekleşti. Genç şarkıcı Melis Fis, şarkılarıyla renk kattığı etkinlikte, skolyoz tanısı alma sürecini anlattı.</h3>
<p>Acıbadem Üniversitesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Alanay ise skolyoz tedavisindeki yenilikleri paylaşarak erken tanının kritik rolüne dikkat çekti.</p>
<p><strong>MELİS FİS: “SKOLYOZLA BARIŞIK YAŞIYORUM”</strong></p>
<p>23 yaşındaki Melis Fis, yoğun konser temposu sonrası yaşadığı bel ağrıları nedeniyle doktora başvurduğunda bel fıtığı beklerken skolyoz tanısı aldığını belirtti. Doktorunun ‘Skolyoz senin nazar boncuğun olsun’ sözünün kendisine  güç verdiğini ifade eden Fis, erken teşhisin önemini anladığını ve skolyozla barışık bir şekilde konserlerine devam ettiğini söyledi. Fis, özellikle kız çocuklarında sık görülen skolyozda ailelerin çocuklarının duruşlarını gözlemlemesi gerektiğini vurguladı.</p>
<p><img decoding="async" src="https://www.muglayenigun.com//wp-content/uploads/2025/06/melis-fisten-skolyoz-farkindaligi-bu-bir-nazar-boncugu-0-p6xlcfry.jpeg"></p>
<p><strong>ADA DURU’NUN İLHAM VEREN HİKAYESİ</strong></p>
<p>15 yaşındaki Ada Duru Alp, 1 yaşında serebral palsi, 12 yaşında ise skolyoz tanısı aldı. “Sınırları Zorlayan Kalpler” adlı kitabıyla farkındalık oluşturan Ada, “Tedavi sonrası dengem düzeldi, hedefim bağımsız hareket edebilmek. Özgüven her şey” diyerek deneyimlerini paylaştı.</p>
<p>58 yaşındaki Gül Erden, 20 yaşında fark edilen skolyozunun 75 dereceye ulaşması ve şiddetli ağrılar nedeniyle ameliyat olduğunu “Ağrılarım bitti, boyum 5 cm uzadı. Keşke daha erken olsaydım” diyerek anlattı.</p>
<p><strong>PROF. DR. ALANAY: “ERKEN TANI HAYAT KURTARIR”</strong></p>
<p>Acıbadem Üniversitesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Alanay, skolyozun her 100 çocuktan 3’ünde görüldüğünü, özellikle kız çocuklarında sık rastlandığını belirtti. “Erken teşhisle basit yöntemler yeterli olurken, geç kalınırsa cerrahi gerekebiliyor&#8221; diyen Prof. Dr. Alanay, Ebeveynler, 12-16 yaş arası çocuklarının omuz ve bel asimetrisini kontrol etmeli” dedi. Alanay, yeni geliştirilen “Vertebral Body Tethering” tekniğiyle omurganın hareketini koruyarak eğriliği düzeltebildiklerini aktardı.</p>
<p>Etkinlik, skolyoz savaşçılarının deneyimlerini paylaştığı söyleşi ve Melis Fis’in şarkılarıyla sona erdi.</p>
</p></div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.muglayenigun.com/melis-fisten-skolyoz-farkindaligi-bu-bir-nazar-boncugu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sahnede kalp krizi vakaları sebebi gizli kalp mi?</title>
		<link>https://www.muglayenigun.com/sahnede-kalp-krizi-vakalari-sebebi-gizli-kalp-mi/</link>
					<comments>https://www.muglayenigun.com/sahnede-kalp-krizi-vakalari-sebebi-gizli-kalp-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yenigün Gazetesi]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 04 Apr 2025 19:03:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Gizli Kalp]]></category>
		<category><![CDATA[Hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[Kalp]]></category>
		<category><![CDATA[Tanı]]></category>
		<category><![CDATA[Yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.muglayenigun.com/?p=315117</guid>

					<description><![CDATA[Volkan Konak, Metin Arolat ve Zeki Müren, sanatçıların ortak özelliği sahnede ani kalp krizi sebebiyle vefat etmeleri…Son zamanlarda artan kalp krizi vakalarını değerlendiren Doruk Sağlık Grubu Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Yurtdaş, gizli kalp rahatsızlığına dikkat çekerek,  “Gizli kalp erken dönemde tanı konulmazsa ani kalp krizine dayalı ölümle sonuçlanabilir” dedi.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>
<h3><strong>&nbsp;</strong>Karadeniz müziğinin dev sesi Volkan Konak’ın (58) ani kalp krizi sebebiyle sahnede vefat etmesi, 6 ay önce sanatçı Metin Arolat’ın 52 yaşında yine kalp krizi sebebiyle hayatını kaybetmesinin ardından halk arasında bilinen “gizli kalp” hastalığını gündeme getirdi. Doruk Sağlık Grubu Nilüfer Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Yurtdaş, gizli kalp hastalığını değerlendirdi.</h3>
<p>Son dönemlerde gündemde yer alan ani kalp krizine dayalı vefatların ana sebebinin ilgili kişlilerde kalp rahatsızlığı şikayetlerinin olmaması ya da olan şikayetlerin önemsenmemesi olarak değerlendiren Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Yurtdaş, “Bu bulgular bize gizli kalp rahatsızlığını işaret ediyor. Gizli kalp erken dönemde eğer tanı konulmazsa kendini ani kalp ölümü şeklinde gösterebilir. Böyle bir tablonun görülme olasılığı yüzde 20’dir. Gizli kalp problemi olan her beş hastanın birinde maalesef tanı konulmadığı için ani kalp ölümü ile karşılaşmaktayız” diyerek şöyle konuştu:</p>
<p><b>ERKEN TEDAVİ HAYAT KURTARIR</b></p>
<p> “Ani kalp krizi sonrası ölümle kendini göstermeyen durumlarda ise zamanla kalp yetmezliği ya da ritim bozukluğuyla kendini gösterebilir. Erken tanı burada çok önemli. Erken zaman içerisinde tanı konulursa tedavi süreci de o kadar erken olabilir. Gizli kalp genetik olmaktan öte kişinin şikayetleri hissetmemesi veya tansiyon ve şeker hastalığı gibi durumlarda ağrı hissetmemesinden kaynaklanabilir. Bu hastalara erken dönemde tanı koyulması için mutlaka düzenli olarak doktor kontrolünde muayene olmalarında fayda vardır. Bir kişide gizli kalp olduğunu anlayabilmenin yolu ilk olarak ilgili kardiyoloji uzmanına başvurmasıdır. Yapılacak tetkik ve tahliller sonucunda bu hastalığı teşhis edebiliriz.</p>
<p><img decoding="async" src="https://www.muglayenigun.com//wp-content/uploads/2025/04/sahnede-kalp-krizi-vakalari-sebebi-gizli-kalp-mi-0-GIZsaRW3.jpeg"></p>
<p><b>GİZLİ KALPTE KRİTİK YAŞ 40</b></p>
<p>Gizli kalp hastalığında çoğu zaman hastalar tipik herhangi bir kalp şikayeti (göğüs ağrısı ve nefes darlığı gibi) yaşamazlar. Hastaların bazıları ise yaşadıkları karın ağrısı, terleme, lokal el, kol veya çene ağrısı gibi şikayetleri kalp ile ilgisi olmadığı düşünerek önemsemezler. Her yaşta görülebilmesine rağmen esas olarak 40 yaşından itibaren karşılaşmaktayız. Gizli kalp hastalığının tedavisi bu hastalığın tanısını koymakla başlar. Tanı konduktan sonra aşikar kalp hastalığı olarak kabul edip tedaviye başlanır. Öncelikle bir muayene ve sonrasında yapılacak tetkikler ile tanı koyarız. Tanı konduktan sonra mutlaka koroner anjiyografi yaparak kalp damarlarını görüntülenir ve gerekirse balon ve stent kullanarak tedavi ederiz.</p>
</p></div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.muglayenigun.com/sahnede-kalp-krizi-vakalari-sebebi-gizli-kalp-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prostat kanserinde hayat kurtaran yöntemler!</title>
		<link>https://www.muglayenigun.com/prostat-kanserinde-hayat-kurtaran-yontemler/</link>
					<comments>https://www.muglayenigun.com/prostat-kanserinde-hayat-kurtaran-yontemler/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yenigün Gazetesi]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 14 Sep 2024 17:58:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Biyopsi]]></category>
		<category><![CDATA[Kanser]]></category>
		<category><![CDATA[Prostat Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[Tanı]]></category>
		<category><![CDATA[Tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.muglayenigun.com/?p=263763</guid>

					<description><![CDATA[Erkeklerde en sık görülen kanser türlerinde yer alan prostat kanseri oldukça sinsi ilerlediği için ölümcül olabiliyor. Öyle ki dünyada her yıl bir milyondan fazla erkek prostat kanseri teşhisi alırken, 300 binden fazla hasta bu kanser nedeniyle hayatını kaybediyor.  Ancak erkeklerde akciğer kanserinden sonra kansere bağlı ölümler arasında 2. sırada yer alsa da, erken evrede tanı [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Erkeklerde en sık görülen kanser türlerinde yer alan prostat kanseri oldukça sinsi ilerlediği için ölümcül olabiliyor. Öyle ki dünyada her yıl bir milyondan fazla erkek prostat kanseri teşhisi alırken, 300 binden fazla hasta bu kanser nedeniyle hayatını kaybediyor.  Ancak erkeklerde akciğer kanserinden sonra kansere bağlı ölümler arasında 2. sırada yer alsa da, erken evrede tanı konulduğunda, bir başka deyişle kanserin henüz prostatın dışına yayılmadığı durumlarda, prostat kanserinde tam iyileşme sağlanabiliyor.  <strong>Acıbadem Ataşehir Hastanesi</strong> <strong>Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Sofikerim,</strong> son yıllarda geliştirilen ileri teknolojik yöntemler sayesinde prostat kanserine erken tanı konulmasında önemli adımlar atıldığına işaret ederek, &#8220;Örneğin, multiparametrik MRG (manyetik rezonans görüntüleme) ile füzyon biyopsisinin birlikte uygulanması prostat kanseri tanısında hem doğru hem de erken teşhis açısından önemli avantajlar sağlıyor. Bu yöntemler, özellikle şüpheli, ancak net tanı konulamayan ve tekrarlayan biyopsilere ihtiyaç duyulan durumlarda tercih ediliyor” diyor. </p>
<p><strong>Henüz belirti vermeden yakalanabiliyor! </strong></p>
<p>Prostat kanserinin neden oluştuğu kesin olarak bilinmemekle beraber; ileri yaş, ailede ve özellikle birinci derece akrabalarda prostat kanseri öyküsünün olması ile proteinden zengin beslenmenin riski artırdığı vurgulanıyor. Prostat kanseri erken evrelerde genellikle herhangi bir belirti vermediği için “sinsi kanser” olarak nitelendiriliyor. Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Sofikerim, <strong> </strong>bu nedenle hiçbir yakınması olmasa bile 50 yaş üstündeki her erkeğin yılda bir kez prostat kontrolünden geçmesinin ve kanda PSA değerlerine baktırmasının yaşamsal önem taşıdığına dikkat çekerek “Ailesinde prostat kanseri  öyküsü ve BRCA2 geni olan erkeklerin ise prostat kanseri taramasına 45 yaşından itibaren başlamaları gerekiyor. Bu sayede henüz belirti vermemiş olan kanser erken evrelerde tespit edilebiliyor” diyor.  </p>
<p><strong>Kanserli tümörün tam yerini belirliyor! </strong></p>
<p>Prostat kanserinin tanısında prostat spesifik antijen (PSA) testi, rektal muayene ve transrektal ultrasonografi (TRUS) eşliğinde alınan biyopsi yöntemlerine başvuruluyor. Prostat kanserinde kesin tanı biyopsi işlemiyle konuluyor. Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Sofikerim, son yıllarda prostatın yüksek çözünürlüklü çekimini gerçekleştirilen mp-MRG (Multiparametrik Manyetik Rezonans Görüntüleme) ve füzyon biyopsisinin birlikte uygulandığına, bu sayede prostat kanserinde doğru ve erken teşhis açısından büyük avantajlar  elde edildiğine işaret ederek, “Eskiden tümör olan bölgeye biyopsi yapıldığında iğnenin doğru yere denk gelmeme riski vardı. Dolayısıyla hastada yaklaşık yüzde 30 oranında kanseri tespit edememe durumu söz konusuydu. Günümüzde ise multiparametrik MRG ile elde edilen detaylı görüntüler, özel bir cihazda, gerçek zamanlı olarak transrektal ultrasonografinin görüntüleriyle birleştiriliyor. Her iki görselin eşleştirilmesi, yani görsel olarak klavuzluk etmeleri sayesinde, biyopsi iğnesiyle milimetrik sapma olmadan şüpheli tümörlerden parça alınabiliyor” diyor.</p>
<p><strong>Gereksiz biyopsileri önlüyor!  </strong></p>
<p>Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Sofikerim, mp-MRG ile füzyon biyopsisi yönteminde kanserli dokuların daha doğru tespit edilebildiğini belirterek, “Özellikle düşük ve yüksek riskli prostat kanserinde bu tanı yöntemiyle daha kesin sonuçlar elde ediliyor. Ayrıca mp-MRG’nin sağladığı detaylı görüntüler, gereksiz biyopsilerden ve buna bağlı komplikasyonlardan kaçınmayı mümkün kılabiliyor. Yöntemin sağladığı bir başka önemli fayda ise   kanserin evresi, yayılımı ve türü hakkında daha ayrıntılı bilgi alınması sayesinde daha kişiselleştirilmiş bir tedavi planı yapılmasına olanak tanıması” diyor. </p>
<p><strong>Robotik cerrahi ile yüksek başarı! </strong></p>
<p>Prostat kanserinin tedavisinde birçok tedavi seçeneği mevcut. Tedavi protokolüne doktor muayenesinin ve klinik testlerin sonuçlarına göre karar veriliyor. Prostat kanseri vücudun diğer bölgelerine yayılmamışsa, hastanın genel sağlık durumu ile yaşı uygunsa, en yaygın başvurulan ve etkili tedavi yöntemi ameliyat oluyor. Prostatektomi olarak adlandırılan yöntemle prostat ve çevresindeki dokular çıkarılıyor. Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Sofikerim, son yıllarda “da Vinci robotik cerrahi robotu” ile gerçekleştirilen ve “robotik radikal prostatektomi” olarak adlandırılan yöntemde çok yüksek başarı oranlarıyla iyileşme sağlanabildiğine işaret ederek, “Bu ameliyat aynı zamanda laparoskopik ve açık olarak da yapılabiliyor” diyor. Bunların yanı sıra radyasyon (ışın tedavisi) kriyoterapi, kemoterapi, yüksek yoğunluklu odaklanmış ultrason ve hormon tedavisi prostat kanserinde başvurulan diğer tedavi yöntemlerini oluşturuyor.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.muglayenigun.com/prostat-kanserinde-hayat-kurtaran-yontemler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Reflünün Tek Belirtisi Yediklerinizin Ağzınıza Gelmesi Değil</title>
		<link>https://www.muglayenigun.com/reflunun-tek-belirtisi-yediklerinizin-agziniza-gelmesi-degil/</link>
					<comments>https://www.muglayenigun.com/reflunun-tek-belirtisi-yediklerinizin-agziniza-gelmesi-degil/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yenigün Gazetesi]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 30 Aug 2024 19:47:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Endoskopi]]></category>
		<category><![CDATA[Hasta]]></category>
		<category><![CDATA[Reflü]]></category>
		<category><![CDATA[Tanı]]></category>
		<category><![CDATA[Tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.muglayenigun.com/?p=259999</guid>

					<description><![CDATA[Gastroözofagiyel reflü yani halk arasındaki adıyla reflü hastalığı mide içeriğinin yukarıya, yemek borusuna doğru geri kaçması olarak biliniyor. Hastalar genel olarak durumlarını ‘’yediklerim ağzıma geliyor’’ cümlesiyle özetliyor. Ancak kişi tanı konmuş reflüsü olmamasına rağmen, yemeği fazla kaçırdığı için de benzer şikayetlerle karşılaşabiliyor. İşte bu nedenle uzmanlar reflüyü fizyolojik ve patolojik olarak ikiye ayırıyor. Fizyolojik reflü [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3>Gastroözofagiyel reflü yani halk arasındaki adıyla reflü hastalığı mide içeriğinin yukarıya, yemek borusuna doğru geri kaçması olarak biliniyor. Hastalar genel olarak durumlarını ‘’yediklerim ağzıma geliyor’’ cümlesiyle özetliyor. Ancak kişi tanı konmuş reflüsü olmamasına rağmen, yemeği fazla kaçırdığı için de benzer şikayetlerle karşılaşabiliyor. İşte bu nedenle uzmanlar reflüyü fizyolojik ve patolojik olarak ikiye ayırıyor. Fizyolojik reflü yaşam tarzı değişiklikleri ile ortadan kalkabiliyorken, patolojik reflü ise uzun vadede Barrett Özofagusu’yla birlikte adenokanser riskine yol açabileceğinden tedavi edilmesi büyük önem taşıyor. Memorial Ankara Hastanesi Gastroenteroloji Bölümü’nden Prof. Dr. Benan Kasapoğlu, patolojik reflünün tanı ve tedavisi hakkında önemli bilgiler verdi.</h3>
<p><strong>Bu belirtiler reflüye işaret ediyor</strong></p>
<p>Reflüyle ilgili son dönem çalışmalar gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde hastalığın görülme sıklığının her geçen gün arttığını ortaya koydu. Yani bir başka deyişle reflü şüphesiyle sağlık kurumlarına başvuranların sayısı önceki yıllara oranla arttı. Hemen her yaşta rastlanabilen reflünün en sık görülen belirtileri ise şöyle sıralanabilir;</p>
<ol>
<li>Ağrılı yutma ve yutma güçlüğü</li>
<li>Besinlerin ağza gelmesi</li>
<li>Boğazda takılma hissi</li>
<li>Yemek borusunda yanma</li>
<li>Kronikleşmiş öksürük</li>
<li>Ses kısıklığı</li>
<li>Hırıltılı solunum</li>
<li>Bulantı ve kusma</li>
</ol>
<p>Kişinin yaşam kalitesini bozan ve özellikle yemek sonrası baş gösteren bu belirtiler bazen uykudan uyandıracak kadar ağır seyredebilir; dahası sırtta, boyunda, çenede, kollarda ve göğüste ağrıya neden olabildiği gibi kalp krizi belirtileri ile de karıştırılabilmektedir.</p>
<p><strong>Tanı için her zaman endoskopi şart değil</strong></p>
<p>Reflünün tanısı çoğunlukla klinik olarak konur. Hasta reflüye ait şikayetlerinden bahsettiğinde hekimin yönelttiği sorular eşliğinde reflü tanısına ulaşılır. Bazen de tedaviden tanıya gidilir. İlaç reçete edilen hastanın şikayetleri geriler ise kontrol muayenesinde reflü tanısı konulur. Yani endoskopi her zaman, her hasta için gerekli değildir. Ancak uzun süreli reflüsü olanlarda hastalığın derecesini, yemek borusundaki tahribatı ya da kalıcı değişiklikleri, ülser ve yara varlığını tespit edebilmek için endoskopi çok önemlidir. Bunun yanı sıra hasta 50 yaşını geçmiş ve yeni başlayan bir yutma güçlüğü yaşıyorsa, ağızdan ya da makattan kanama, büyük abdestte gizli kan testinde pozitiflik, tedavi edilemeyen demir eksikliği anemisi, devam eden sürekli kusmalar, ani gelişen kilo kaybı ya da iştahsızlıkla karşı karşıya ise endoskopik değerlendirmenin mutlaka yapılması gerekir. Ayrıca birinci derece akrabalarda yemek borusu ya da mide kanseri öyküsü varlığında da mutlaka endoskopi önerilir.</p>
<p>Reflü tanısında kullanılan bir diğer yöntem de Ph Metre’dir. Yemek borusuna asit kaçışı olup olmadığı hastanın burnundan yerleştirilen çok ince bir hortumla değerlendirilir. 24 saat süren izlem sırasında, söz konusu hortum ve bağlı olduğu makine yardımıyla yemek borusundaki asit seviyesi ölçülerek geriye doğru kaçış olup olmadığı net şekilde ortaya konur. Ancak eğer reflüye ait cerrahi bir müdahale planlanıyor ya da hekim uzun süreli reflüsü olan hastada komplikasyon gelişmiş olması endişesi taşıyor ise endoskopi ve PH Metre birlikte de kullanılabilir.</p>
<p><strong>Salçalı ve yağlı yemekler ile çikolata tüketimi şikayetleri artırabilir</strong></p>
<p>Reflü tanısı alan hastanın tedavisinde ilk aşama yaşam tarzı değişiklikleri ve diyettir. Fazla kilolularda kilo verme, yatak başının yükseltilmesi, gece yatmadan 2 saat önce yeme içmenin kesilmesi ilgili şikayetleri azaltacaktır. Özellikle çikolata, salça, yağlı ve baharatlı yiyecekler, kafeinli ve asitli içecekler, çiğ sebze-meyveler ile sigara ve alkol mide asidini artırdıkları için uzak durulmalıdır. Eğer beslenmede bunlara yer verilecek ise gece reflüsünden korunabilmek adına akşam saatlerinde ve birlikte tüketmemeye özen gösterilmelidir. Ayrıca reflüsü olan hasta sıkı kemer ve korse de kullanmamalıdır çünkü karın içi basınç artar ise reflü kötüleşir. Ancak tüm bu yaşam tarzı değişikliklerine rağmen hastanın şikayetleri geçmiyor ise mutlaka ilaç tedavisine başlanmalıdır. Bu noktada hekim tarafından proton pompa inhibitörü denilen ilaçlar ya da antiasit şuruplar reçete edilebilir.</p>
<p><strong>İlaç tedavisi yetersiz kaldığında endoskopik ve cerrahi yöntemlere başvurulabilir</strong></p>
<p>Medikal tedaviye de yanıt vermeyen hastalarda ise sonraki aşamaları düşünmek gerekir. Bunlardan biri endoskopik, diğeri ise cerrahi yöntemlerdir. Cerrahi yöntemler (ameliyat) sadece yemek borusu ile kapakçık arasındaki gevşeklik çok ilerlemiş hastalarda düşünülür. Kapakçık gevşekliği çok ilerlememiş ve o bölgede herhangi bir fıtık kesesi oluşmamış hastalar içinse günümüzde en çok başvurulan yöntemlerin başında endoskopik reflü tedavisi gelir.</p>
<p><strong>Stretta ile radyofrekans dalgaları kullanılarak, ameliyatsız tedavi mümkün</strong></p>
<p>Stretta adı verilen ve son dönemde oldukça popüler hale gelen radyofrekans ablasyon yönteminde, ağızdan girilen bir kateter yardımıyla bölgede radyofrekans dalgaları kullanılarak sıkılaşma sağlanır, mide asidinin geriye kaçışı engellenir. Daha çok mide kapakçığı açıklığı 3 cm’in altında olan genç hastalara uygulanabilmektedir. Ortalama yarım saat süren bu ameliyatsız yöntem sayesinde hasta aynı gün taburcu olabilir. Özellikle yaşam tarzı değişikliği, diyet ve ilaç tedavisiyle iyileşemeyen genç hastaları reflünün uzun vadeli risklerinden korumak için endoskopik tedaviler mutlaka düşünülmelidir.</p>
<p><strong>Stretta kimlere uygulanmaz?</strong></p>
<p>Endoskopik olarak gerçekleşen radyofrekans ablasyon yönteminde kullanılan akım karaciğer kistleri ve kalp ritim bozuklukları gibi hastalıkların tedavisinde yıllardır güvenle kullanılıyor olmasına rağmen şu kişilere uygulanmaz:</p>
<ul>
<li>3 cm’den büyük mide fıtığı olanlar</li>
<li>Yemek borusunda ileri derecede hasar ya da hücresel değişimi bulunanlar</li>
<li>Akalazya hastaları</li>
<li>18 yaşından küçükler</li>
<li>Hamileler</li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.muglayenigun.com/reflunun-tek-belirtisi-yediklerinizin-agziniza-gelmesi-degil/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
