Şüphe istisna, güven esas

Rahmetli Alparslan Türkeş 80’li yıllarda bizimde katıldığımız bir toplantıda hepimize yapmamız gerekenler ile ilgili talimatları verip, konuşmasını tamamladığında  “Evlatlarım sakın unutmayın şüphe istisna, güven esas olmalıdır.” şeklinde bir ifade kullanmıştı.

O zamanlar biraz gençliğin birazda teşkilatçılığın verdiği mahmurlukla “Şüphe istisna, güven esas olmalıdır” ifadesinin nasıl bir anlam içerdiği konusunda fazla kafa yormamıştık.

Aradan yıllar geçip yaş kemale erdiğinde “Güven esas olmalıdır” ifadesinin ne kadar muhteşem bir dünya görüşü olduğunu nerede ise attığımız her adımda biraz daha fazla özümsediğimizi biliyoruz.

Ne kadar önemli şeydir güven. Olmazsa olmaz. Yarına güven, devlete güven, babana güven, karına güven, çocuğuna güven, arabana güven, adalete güven, belediyeye güven, meclise güven, askere güven, polise güven, dosta güven, komşuya güven, müteahhitte güven, sağlığa güven, eğitime güven, kendine güven.

Askerimize güvenerek savaşa gireriz gözümüzü kırpmadan. Polisimize güvenip gece evimizde rahatça uyuruz.

Belediyeye güvenip işyerlerinde satılan gıdaları alıp yeriz. Kasabın etine, manavın sebzesine, lokantacının yemeğine güvenir yeriz.

Doktorun verdiği ilaca tedaviye güveniriz. İmamın kürsüden vaazına inanırız iman ederiz.

Ailemize güveniriz. Kalemizdir bizim. Akrabalarımıza, eşe, dosta, arkadaşa güveniriz. Asker arkadaşlarımız, dava arkadaşlarımız, mahpus arkadaşlarımız vardır.

Kavgaya gideriz,

yola gideriz,

ölüme gideriz onlarla.

Güven tamdır arkamıza bile bakmayız.

Hayata güveniriz.

Akşama eve gideceğimize, sabah işe gideceğimize güvenimiz vardır.

Sanki hayat ile senet imzalamışız gibi..

Ama arada ansızın güven sarsılır yıkılır. O soğuk ölüm gelir bulur zayıf zavallı kendine çok güvenen beşeri.

Güven tartışmasız en önemli şeydir. Yoksa yola, sokağa, caddeye çıkamayız. Uçağa binemeyiz, arabaya, trene, vapura binemeyiz.

Adliyenin kapısından içeri girerken ayaklarımız geri gidiyorsa, hastane kapısından içeri girerken kuşkumuz varsa, karakola girerken ürperiyorsak, birinci olduğumuz işte kaybetmekten korkuyorsak, ürettiğimiz şeyleri kalitesinden emin olduğumuz halde iade alıyorsak, doktora, hâkime, polise, din adamına, arkadaşımıza, belediye başkanımıza, rektörümüze, partimize, imamımıza, bakanımıza, bürokratımıza, patronumuza ,birbirimize kuşkuyla bakmaya başladıysak kendimizi gözden geçirmekte büyük fayda var.

Yarın ne olacak diye düşünmeye başlayan insan yerinde kalıcı olamaz. Gece rahat uyuyamaz.

Batıda o küçük komünist kalıntısı devletlerde her bireyin devletine dolayısıyla yarınına güveni tamdır.

Cebinde parası olmasa evde ekmeği olmasa bile yarınından korkmaz. Yüzü gülümsemeyle doludur. Bizim insanımız gibi somurtmaz, kaygı, kuşku bulamazsınız yüzünde.

Onlar her nasıl sağladılarsa bu güveni bizde bulup sağlamalıyız. Güveni tesis etmeliyiz.

Sokakta kimse hiç bir şeye güvenmiyor. Bunu söylemeye korksa bile yüzündeki ifade anlatıyor bunu.

Bir sorun var, bir kuşku, kaygı, vehim var. Bunu daha çok geç kalmadan tesis etmek için kurulması gereken birimler kurulmalı çalışmalara başlamalı.

Korku kaygı içindeki insanları rahatlatmak devletin temel görevlerinden olmalı.

Güvensiz bir toplum yarınına güveni olmayan insanların yaşadığı bir sistem tartışmasız özlenen bir gelecek olamaz.

Daha güvenli, adaletli, merhametli, yarınları tesis etmek görevi devletin kademesinde oturan her bireyin sorunu ve sorumluluğudur.

Bunun göz ardı edilmesi, görülmezden gelinmesi işi daha çetrefilli ve çözümü zor bir sona götürür ki bunu da kimse istemez.

Herkesin tüm toplumun yöneticilerine güvenle bakması için yöneticilere büyük iş düşüyor.

Ne diyordu Başbuğ “ Şüphe istisna, güven esas”

Bu Habere Yorum Yapın