<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Sağlık Haberleri | Muğla Yenigün Gazetesi</title>
	<atom:link href="https://www.muglayenigun.com/saglik/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.muglayenigun.com</link>
	<description>Muğla ve İlçe Haberleri</description>
	<lastBuildDate>Wed, 13 May 2026 11:26:05 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.muglayenigun.com/wp-content/uploads/2026/04/yenigun-gazete-logo-1-1.png</url>
	<title>Sağlık Haberleri | Muğla Yenigün Gazetesi</title>
	<link>https://www.muglayenigun.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Uzman Op. Dr. Gonca Göksu Bulgan: &#8220;Anne ve bebek sağlığı için erken tanı büyük önem taşıyor&#8221;</title>
		<link>https://www.muglayenigun.com/uzman-op-dr-gonca-goksu-bulgan-anne-ve-bebek-sagligi-icin-erken-tani-buyuk-onem-tasiyor/</link>
					<comments>https://www.muglayenigun.com/uzman-op-dr-gonca-goksu-bulgan-anne-ve-bebek-sagligi-icin-erken-tani-buyuk-onem-tasiyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[İhlas Haber Ajansı]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 13 May 2026 11:26:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.muglayenigun.com/uzman-op-dr-gonca-goksu-bulgan-anne-ve-bebek-sagligi-icin-erken-tani-buyuk-onem-tasiyor/</guid>

					<description><![CDATA[Medical Point Gaziantep Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Gonca Göksu Bulgan, gebelikte uygulanan ikili, üçlü ve dörtlü tarama testlerinin tanı değil, risk belirleme amaçlı olduğunu vurgulayarak; bu testlerin genetik hastalıkların erken teşhisi ve sağlıklı bir gebelik süreci için zamanında yapılmasının kritik önem taşıdığını belirtti.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h2>Medical Point Gaziantep Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Gonca Göksu Bulgan, gebelikte uygulanan tarama testleri hakkında önemli bilgiler verdi.</h2>
</p>
<p>Dr. Bulgan, &#8220;Gebelik süreci boyunca anne adaylarının en çok merak ettiği konuların başında prenatal tarama testleri geliyor. Anne karnındaki bebeğin gelişiminin değerlendirilmesi ve bazı genetik hastalık risklerinin erken dönemde belirlenebilmesi amacıyla uygulanan ikili, üçlü ve dörtlü tarama testleri; günümüzde gebelik takibinin önemli bir parçasını oluşturuyor&#8221; dedi.</p>
</p>
<p>&#8220;Bu testler tanı koymaz, riski belirler&#8221;</p>
</p>
<p>Dr. Bulgan, gebelikte yapılan ikili, üçlü ve dörtlü testlerin tanı testi değil, tarama testi olduğuna dikkat çekerek, &#8220;Bu testlerin temel amacı, Down sendromu başta olmak üzere bazı kromozomal anomaliler ve doğumsal riskler açısından bebeğin risk durumunu değerlendirmektir. Sonuçlar kesin tanı anlamına gelmez. Risk yüksek çıktığında ileri tanı yöntemlerine başvurulabilir&#8221; dedi.</p>
</p>
<p>&#8220;İkili test nedir&#8221;</p>
</p>
<p>Op. Dr. Gonca Göksu Bulgan, erken dönemde yapılan bu testin gebelik takibinde önemli bir yol gösterici olduğunu belirtti. Dr. Bulgan, &#8220;Gebeliğin 11 ile 14. haftaları arasında yapılan ikili tarama testi; ultrason değerlendirmesi ile annenin kan değerlerinin birlikte analiz edilmesiyle uygulanıyor. Bu testte bebeğin ense kalınlığı ölçülürken, anneden alınan kan örneğinde belirli biyokimyasal değerler inceleniyor. İkili test sayesinde özellikle: Down Sendromu (Trizomi 21), Edwards Sendromu (Trizomi 18) gibi kromozomal hastalıkların risk oranı hesaplanabiliyor. Üçlü tarama testi ise genellikle gebeliğin 16 ile 20. haftaları arasında uygulanıyor. Anne adayından alınan kan örneğinde üç farklı biyokimyasal parametre değerlendirilerek bebeğe ait ihtimaller riskler hesaplanıyor. Bu test ile: Down Sendromu. Nöral tüp defektleri. Bazı kromozomal anomaliler açısından risk değerlendirmesi yapılabiliyor&#8221; ifadelerine yer verdi.</p>
</p>
<p>&#8220;Dörtlü testin güvenilirliği daha yüksek&#8221;</p>
</p>
<p>Dörtlü testin, üçlü teste ek olarak bir biyokimyasal parametre daha içermesi nedeniyle risk hesaplamasında daha güçlü sonuçlar sunduğunu ifade eden Dr. Bulgan, &#8220;Dörtlü test, özellikle bazı kromozomal anomalilerin belirlenmesinde daha yüksek doğruluk oranına sahiptir. Ancak hiçbir tarama testi yüzde 100 kesin sonuç vermez. Bu nedenle test sonuçlarının uzman hekim tarafından değerlendirilmesi gerekir. Her gebelik özeldir. Bu nedenle yapılacak testler ve takip süreci anne adayının yaşına, sağlık durumuna ve gebelik öyküsüne göre planlanmalıdır&#8221; şeklinde konuştu.</p>
</p>
<p>Gebelik sürecinde düzenli doktor kontrollerinin hem anne hem de bebek sağlığı açısından büyük önem taşıdığını vurgulayan Dr. Bulgan, prenatal tarama testlerinin zamanında yapılmasının ihtimalleri risklerin erken değerlendirilmesine katkı sağladığını belirtti.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.muglayenigun.com/uzman-op-dr-gonca-goksu-bulgan-anne-ve-bebek-sagligi-icin-erken-tani-buyuk-onem-tasiyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yaşlı bireylerde düşme sonucu oluşan kırıklar önemsenmeli</title>
		<link>https://www.muglayenigun.com/yasli-bireylerde-dusme-sonucu-olusan-kiriklar-onemsenmeli/</link>
					<comments>https://www.muglayenigun.com/yasli-bireylerde-dusme-sonucu-olusan-kiriklar-onemsenmeli/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[İhlas Haber Ajansı]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 13 May 2026 09:11:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.muglayenigun.com/?p=414820</guid>

					<description><![CDATA[Bodrum'da yaşlı nüfusun artışıyla birlikte yükseliş gösteren geriatrik kırıklara dikkat çeken Opr. Dr. Serkan Akçay, osteoporoz ve kas kaybının riskleri artırdığını belirterek, özellikle kalça kırıklarının yaşam kalitesini ciddi şekilde tehdit ettiğini vurguladı. Akçay, cerrahi müdahale ile hastayı hızla ayağa kaldırmanın önemine değinirken; ev içi düzenlemeler, düzenli egzersiz ve kemik yoğunluğu takibi gibi basit önlemlerin kırıkları önlemede hayati rol oynadığını ifade etti.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h2>Muğla’nın Bodrum ilçesinde, yaşlı nüfusun artmasıyla birlikte geriatrik kırıkların görülme sıklığı da artarken, uzmanlar özellikle basit ev kazaları ve düşük enerjili düşmeler sonrası oluşan kırıkların ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğine dikkat çekti. Memorial Bodrum Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü’nden Opr. Dr. Serkan Akçay, geriatrik kırıkların yalnızca ortopedik bir problem olmadığını, yaşlı bireylerin yaşam kalitesini ve genel sağlığını doğrudan etkileyen önemli bir halk sağlığı sorunu olduğunu söyledi.</h2>
<p>İleri yaşla birlikte kemik mineral yoğunluğunda doğal azalma meydana geldiğini belirten Akçay, özellikle menopoz sonrası kadınlarda hızlanan osteoporoz nedeniyle kemiklerin daha kırılgan hale geldiğini ifade etti. Birçok yaşlı bireyin kemik erimesini kırık oluşana kadar fark etmediğini belirten Akçay, kas gücünün azalması, denge problemleri ve reflekslerde yavaşlamanın da düşme riskini artırdığını kaydetti.</p>
<p>Geriatrik yaş grubunda en sık görülen kırıkların başında kalça kırıklarının geldiğini söyleyen Akçay, basit bir düşme sonrası oluşabilen bu kırıkların yaşlı bireyin uzun süre yatağa bağımlı kalmasına neden olabildiğini ifade etti. Kalça kırığı sonrası ilk bir yıl içinde ölüm oranlarında belirgin artış görülebildiğini belirten Akçay, hareketsizliğe bağlı enfeksiyonlar, kas kaybı, damar tıkanıklıkları ve genel sağlık durumundaki bozulmaların bu süreçte etkili olduğunu vurguladı.</p>
<p>Kalça kırıklarının yanı sıra omurga çökme kırıkları, el bileği kırıkları, omuz çevresi kırıkları ve pelvis kırıklarının da ileri yaş grubunda sık görüldüğünü belirten Akçay, geriatrik kırıkların en önemli nedeninin düşmeler olduğunu söyledi.</p>
<p>Ev ortamındaki küçük ihmallerin ciddi sonuçlara yol açabileceğini ifade eden Akçay, kaygan halılar, yetersiz aydınlatma, banyoda tutunma aparatlarının bulunmaması, uygun olmayan terlik ve ayakkabılar ile dağınık kablo ve eşiklerin kırık riskini artırdığını dile getirdi. Ayrıca tansiyon ilaçları, uyku ilaçları ve bazı nörolojik tedavilerin de baş dönmesi ve denge kaybına yol açarak düşme riskini artırabileceğini belirtti.</p>
<p>Yaşlanmayla birlikte görülen kas erimesi yani sarkopeninin geriatrik kırıklarda önemli rol oynadığını söyleyen Akçay, kas gücündeki azalmanın hem düşme ihtimalini artırdığını hem de kırık sonrası iyileşme sürecini zorlaştırdığını kaydetti. Düzenli yürüyüş, direnç egzersizleri ve denge çalışmalarının ileri yaş grubunda hayati önem taşıdığını vurguladı.</p>
<p>Geriatrik kırıklarda tedavi planının kırığın tipi, hastanın genel sağlık durumu ve günlük yaşam beklentisine göre belirlendiğini ifade eden Akçay, günümüzde birçok hastada cerrahi tedavinin ön plana çıktığını söyledi. Cerrahi tedavide hastayı en kısa sürede ayağa kaldırmanın, yatağa bağlı komplikasyonları önlemenin ve bağımsız yaşamı korumanın amaçlandığını belirtti.</p>
<p>Tedavide vida-plak sistemleri, intramedüller çiviler ve özellikle kalça kırıklarında protez uygulamalarının tercih edilebildiğini kaydeden Akçay, bazı özel durumlarda ise ameliyatsız tedavi yöntemlerinin uygulanabildiğini ifade etti.</p>
<p>Geriatrik kırıkların büyük bölümünün alınacak basit önlemlerle önlenebileceğini belirten Akçay, düzenli kemik yoğunluğu ölçümü yaptırılması, kalsiyum ve D vitamini seviyelerinin kontrol edilmesi, ev içi aydınlatmanın güçlendirilmesi, kaymaz halı kullanılması, banyolara tutunma barları yerleştirilmesi ve kaymayan tabanlı ayakkabı tercih edilmesi gerektiğini söyledi.</p>
<p>Haftada en az 150 dakika fiziksel aktivite yapılmasının önemine dikkat çeken Akçay, düzenli yürüyüş alışkanlığı kazanılması, denge ve direnç egzersizlerinin ihmal edilmemesi gerektiğini ifade etti. Tai-chi ve pilates gibi dengeyi artıran aktivitelerin de faydalı olabileceğini kaydetti.</p>
<p>Düzenli kontrollerin ihmal edilmemesi gerektiğini belirten Akçay, görme ve işitme muayenelerinin yapılması, kullanılan ilaçların gözden geçirilmesi ile nörolojik ve kardiyolojik değerlendirmelerin aksatılmaması gerektiğini söyledi.</p>
<p>Geriatrik kırıkların yaşlı bireylerde yalnızca fiziksel değil psikolojik ve sosyal etkiler de oluşturduğunu vurgulayan Akçay, hareket kaybı sonrası gelişen yalnızlık, özgüven kaybı ve bağımlılık hissinin yaşam kalitesini ciddi şekilde etkileyebildiğini ifade etti. Erken tanı, doğru tedavi ve koruyucu önlemler sayesinde yaşlı bireylerin aktif ve bağımsız yaşamlarını uzun yıllar sürdürebileceğini sözlerine ekledi.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.muglayenigun.com/yasli-bireylerde-dusme-sonucu-olusan-kiriklar-onemsenmeli/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Opr. Dr. Zaim: &#8220;Bahar aylarında göz şikayetleri artabilir&#8221;</title>
		<link>https://www.muglayenigun.com/opr-dr-zaim-bahar-aylarinda-goz-sikayetleri-artabilir/</link>
					<comments>https://www.muglayenigun.com/opr-dr-zaim-bahar-aylarinda-goz-sikayetleri-artabilir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[İhlas Haber Ajansı]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 06 May 2026 07:48:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.muglayenigun.com/opr-dr-zaim-bahar-aylarinda-goz-sikayetleri-artabilir/</guid>

					<description><![CDATA[Bahar aylarında artan polen yoğunluğunun gözlerde kaşıntı, kızarıklık ve şişliğe yol açabileceğini belirten uzmanlar, alerjik konjonktivitin enfeksiyonla karıştırılmaması gerektiği konusunda uyarıyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h2>Bahar aylarında göz sağlığının göz ardı edilmemesi gerektiğini belirten Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Opr. Dr. Nükhet Zaim, &#8220;Bahar aylarında doğanın canlanmasıyla polen miktarında ciddi artış olur. Ağaç, çimen ve çiçek polenleri rüzgârla kolayca yayılır ve gözle temas eder. Özellikle açık havada uzun süre vakit geçiren kişilerde şikâyetler daha sık görülür&#8221; dedi.</h2>
</p>
<p>Medical Park Ordu Hastanesi Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Opr. Dr. Nükhet Zaim, bahar aylarında artış gösteren göz alerjileri hakkında detaylı açıklamalarda bulundu. Göz alerjisinin, bağışıklık sistemimizin aslında zararsız olan polen, ev tozu, hayvan tüyü gibi maddeleri tehdit olarak algılaması sonucu gelişen bir reaksiyon olduğunu söyleyen Opr. Dr. Zaim, &#8220;Bu maddeler göz yüzeyiyle temas ettiğinde histamin gibi kimyasallar salınır ve gözde kızarıklık, kaşıntı ve sulanma gibi belirtiler ortaya çıkar. Özellikle alerjik bünyeye sahip kişilerde bu reaksiyon daha hızlı ve şiddetli gelişebilir&#8221; ifadelerine yer verdi.</p>
<p>&#8220;Açık havada uzun süre vakit geçirenler risk altında&#8221;</p>
</p>
<p>Opr. Dr. Zaim, &#8220;Bahar aylarında doğanın canlanmasıyla polen miktarında ciddi artış olur. Ağaç, çimen ve çiçek polenleri rüzgârla kolayca yayılır ve gözle temas eder. Özellikle açık havada uzun süre vakit geçiren kişilerde şikâyetler daha sık görülür. Bunun yanı sıra, iklim değişiklikleri ve hava kirliliği de alerjik reaksiyonların şiddetini artırabilmektedir&#8221; şeklinde konuştu.</p>
<p>&#8220;Gözlerde kaşıntı olabilir&#8221;</p>
</p>
<p>Hastaların en çok gözlerde yoğun kaşıntı şikâyeti ile başvurduklarının altını çizen Opr. Dr. Zaim, &#8220;Bununla birlikte kızarıklık, sulanma, yanma hissi ve batma da sık görülür. Bazı durumlarda ışığa karşı hassasiyet gelişebilir ve göz kapaklarında hafif şişlik oluşabilir. Özellikle sabah saatlerinde belirtiler daha belirgin olabilir ve gün içinde alerjen maruziyetine bağlı olarak artış gösterebilir&#8221; diye konuştu.</p>
<p>&#8220;Alerjik konjonktivit ve enfeksiyon ayrımı&#8221;</p>
</p>
<p>Alerjik konjonktivit ile enfeksiyonların ayrımının oldukça önemli olduğunu kaydeden Opr. Dr. Zaim, &#8220;Alerjik durumlarda en belirgin şikâyet kaşıntıdır ve genellikle her iki göz birlikte etkilenir. Akıntı daha çok berrak ve suludur. Enfeksiyon kaynaklı durumlarda ise sarı-yeşil renkli yoğun akıntı, çapaklanma ve bazen göz kapaklarının birbirine yapışması görülür. Ayrıca enfeksiyonlar sıklıkla tek gözde başlayıp diğer göze geçebilir&#8221; ifadelerini kullandı.</p>
<p>&#8220;Klima kullanımı, kuru hava ve uzun süre ekran karşısında kalmak şikayetleri artırır&#8221;</p>
</p>
<p>Tetikleyici unsurlara değinen Opr. Dr. Zaim, &#8220;Polen, toz ve hava kirliliği gibi faktörler göz yüzeyinde tahrişe neden olur ve bağışıklık sistemini tetikleyerek inflamasyon oluşturur. Bunun sonucunda gözlerde kızarıklık, kaşıntı ve sulanma ortaya çıkar. Ayrıca klima kullanımı, kuru hava ve uzun süre ekran karşısında kalmak da göz yüzeyini kurutarak alerjik şikâyetleri artırabilir&#8221; dedi.</p>
<p>&#8220;Çocuklar ve genç erişkinlerde yaygın görülür&#8221;</p>
</p>
<p>Opr. Dr. Nükhet Zaim, alerjik bünyeye sahip kişilerde, özellikle astım, saman nezlesi ve egzama gibi hastalıkları olan bireylerde göz alerjisinin daha sık görüldüğünü belirterek, &#8220;Bunun yanı sıra, ailede alerji öyküsü bulunan kişilerde risk daha yüksektir. Çocuklar ve genç erişkinlerde de alerjik konjonktivit oldukça yaygın karşımıza çıkmaktadır&#8221; şeklinde konuştu.</p>
<p>Tedavide hangi yöntemler uygulanır?</p>
</p>
<p>Tedavi seçeneklerinden bahseden Opr. Dr. Zaim, &#8220;Tedavi hastanın şikâyetlerine ve alerjinin şiddetine göre planlanır. Antialerjik göz damlaları ve antihistaminik ilaçlar belirtileri kontrol altına almada etkilidir. Suni gözyaşı damlaları ise göz yüzeyini temizleyerek alerjenlerin uzaklaştırılmasına yardımcı olur. Daha ağır vakalarda kısa süreli ve mutlaka doktor kontrolünde kortizon içeren damlalar kullanılabilir&#8221; açıklamasında bulundu.</p>
<p>Kontakt lens kullanımına dikkat</p>
</p>
<p>Kontakt lenslerin alerjenlerin göz yüzeyinde daha uzun süre kalmasına neden olabileceğini anlatan Opr. Dr. Zaim, bu yüzden alerji dönemlerinde lens kullanımına ara verilmesini önerdi. Lens kullanımı devam edecekse hijyene çok dikkat edilmesi gerektiğini vurgulayan Opr. Dr. Zaim, lenslerin düzenli değiştirilmesi gerektiğini, günlük kullan-at lenslerin bu dönemde daha güvenli bir seçenek olabileceğine dikkat çekti.</p>
<p>&#8220;Göz alerjisinden korunmak için alınabilecek önlemler&#8221;</p>
</p>
<p>Göz alerjisinden korunmak için alınabilecek önlemlerden bahseden Opr. Dr. Zaim, şu bilgileri paylaştı:</p>
</p>
<p>&#8220;Polen yoğunluğunun yüksek olduğu sabah saatlerinde dışarı çıkmamak, dışarıda güneş gözlüğü kullanmak ve eve gelindiğinde yüz ile göz çevresini yıkamak oldukça önemlidir. Ayrıca ellerle gözleri ovuşturmaktan kaçınılmalı ve yaşam alanlarında temizlik ile havalandırmaya dikkat edilmelidir.&#8221;</p>
<p>&#8220;Uzman hekime danışılabilir&#8221;</p>
</p>
<p>Opr. Dr. Nükhet Zaim, &#8220;Şikâyetlerin uzun sürmesi, görmede azalma olması, şiddetli ağrı veya yoğun kızarıklık gelişmesi durumunda vakit kaybetmeden bir göz hastalıkları uzmanına başvurulmalıdır. Ayrıca kullanılan damlalara rağmen şikâyetler gerilemiyorsa mutlaka profesyonel destek alınmalıdır&#8221; diyerek sözlerini tamamladı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.muglayenigun.com/opr-dr-zaim-bahar-aylarinda-goz-sikayetleri-artabilir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Polenler ve hava kirliliği astımı tetikliyor&#8221;</title>
		<link>https://www.muglayenigun.com/polenler-ve-hava-kirliligi-astimi-tetikliyor/</link>
					<comments>https://www.muglayenigun.com/polenler-ve-hava-kirliligi-astimi-tetikliyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[İhlas Haber Ajansı]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 05 May 2026 06:41:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.muglayenigun.com/polenler-ve-hava-kirliligi-astimi-tetikliyor/</guid>

					<description><![CDATA[Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Berivan Usta, iklim değişikliği ve hava kirliliğinin astım ataklarını artırdığını belirterek, tedavinin belirtiler geçse dahi yarım bırakılmaması gerektiği konusunda uyardı.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h2>Astımın hava yollarında kronik iltihaplanmaya bağlı gelişen ve yaşam kalitesini etkileyen önemli bir solunum yolu hastalığı olduğunu belirten Göğüs Hastalıkları Uzmanı. Dr. Öğr. Üyesi Berivan Usta, &#8220;Astımın toplumda görülme sıklığı yaklaşık yüzde 9 civarındadır. Son yıllarda hastalığın görülme oranında artış söz konusudur. Egzoz dumanı, ev tozu akarları, polenler, küf ve kimyasal kokular en önemli tetikleyiciler arasında yer alır. İklim değişikliğiyle birlikte polenler daha uzun süre havada kalır ve bu durumda atak sıklığını artırabilir&#8221; dedi.</h2>
</p>
<p>VM Medical Park Florya Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Berivan Usta, 5 Mayıs Dünya Astım Günü dolayısıyla açıklamalarda bulundu.</p>
</p>
<p>Astımın nefes darlığı, hırıltı ve öksürük gibi belirtilerle kendini gösterdiğini söyleyen Dr. Öğr. Üyesi Usta, &#8220;Hastalar çoğu zaman şikâyetleri azaldığında hastalığın geçtiğini düşünerek tedaviyi bırakabiliyor. Oysa astım kronik bir hastalıktır ve belirtiler olmasa da altta yatan süreç devam eder&#8221; şeklinde konuştu.</p>
</p>
<p>&#8220;Hava kirliliği ve yaşam tarzı etkili&#8221;</p>
</p>
<p>Astımın artışında hava kirliliği, çarpık kentleşme, sigara kullanımı ve değişen yaşam tarzının etkili olduğunu aktaran Dr. Öğr. Üyesi Usta, &#8220;Egzoz dumanı, ev tozu akarları, polenler, küf ve kimyasal kokular en önemli tetikleyiciler arasında yer alır. İklim değişikliğiyle birlikte polenler daha uzun süre havada kalır ve bu durumda atak sıklığını artırabilir&#8221; diye konuştu.</p>
</p>
<p>&#8220;Çocuklarda daha farklı seyredebiliyor&#8221;</p>
</p>
<p>Çocukluk çağında görülen astımın çoğunlukla alerjik kökenli olduğunu ve yaşla birlikte hafifleyebildiğini söyleyen Dr. Öğr. Üyesi Usta, yetişkinlerde ise hastalığın daha kalıcı olma eğiliminde olduğunu ifade etti.</p>
</p>
<p>&#8220;Tedaviyle kontrol mümkün&#8221;</p>
</p>
<p>Astımın tamamen ortadan kalkmasa da doğru tedaviyle kontrol altına alınabildiğini vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Usta, &#8220;Düzenli ilaç kullanımı ve hekim takibiyle hastalar şikâyetsiz bir yaşam sürdürebilir. En önemli hata ise hastanın kendini iyi hissettiğinde tedaviyi bırakmasıdır&#8221; şeklinde konuştu.</p>
</p>
<p>&#8220;Astım krizinde hızlı müdahale önemli&#8221;</p>
</p>
<p>Astım atağı sırasında hastanın sakin kalmasının önemli olduğunu dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Usta, &#8220;Hızlıca ilaç kullanımı sağlanmalıdır. Konuşmada güçlük, dudaklarda morarma gibi belirtiler acil durum işaretidir. Bu durumda vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır&#8221; dedi.</p>
</p>
<p>&#8220;Günlük yaşamda alınacak önlemler&#8221;</p>
</p>
<p>Astım hastalarının yaşam tarzına dikkat etmesi gerektiğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Usta, &#8220;Ev ortamında toz ve alerjenler azaltılmalıdır. Düzenli havalandırma ve sigaradan uzak durmak önemlidir. Ayrıca ağır kokulu temizlik ürünlerinden kaçınılmalı, nevresimlerin sık yıkanması ve sağlıklı kilonun korunması da hastalık kontrolünde etkilidir. Astım kontrol altında olduğu sürece spor yapmak da faydalıdır. Düzenli egzersiz, akciğer kapasitesini artırarak hastalığın yönetimine katkı sağlar&#8221; diyerek sözlerini tamamladı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.muglayenigun.com/polenler-ve-hava-kirliligi-astimi-tetikliyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kanserle mücadelede yeni umut&#8230; Bor elementi tıpta öne çıkıyor</title>
		<link>https://www.muglayenigun.com/kanserle-mucadelede-yeni-umut-bor-elementi-tipta-one-cikiyor/</link>
					<comments>https://www.muglayenigun.com/kanserle-mucadelede-yeni-umut-bor-elementi-tipta-one-cikiyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yenigün Gazetesi]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 02 May 2026 09:20:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Bor]]></category>
		<category><![CDATA[Borun]]></category>
		<category><![CDATA[Dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[Etki]]></category>
		<category><![CDATA[Kanser]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.muglayenigun.com/?p=412560</guid>

					<description><![CDATA[Akciğer kanseri dünya genelinde milyonlarca can almaya devam ederken, bor elementi üzerine yapılan araştırmalar hedefe yönelik tedavi yöntemleri açısından umut verici sonuçlar ortaya koydu. Her yıl yaklaşık 1,75 milyon insanın hayatını kaybettiği bu hastalık, tıp dünyasını yeni ve daha etkili tedavi yöntemleri arayışına yönlendiriyor. Prof. Dr. Mükerrem Şahin, borun yalnızca sanayide değil, modern tıpta da önemli bir potansiyele sahip olduğunu vurguladı.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>
<h3><strong> </strong>Prof. Dr. Mükerrem Şahin, Doğayı Dinle Genel Yayın Yönetmeni Nizamettin Bilici’ye yaptığı değerlendirmede, borun yalnızca sanayide değil, modern tıpta da kritik bir potansiyele sahip olduğunu vurguladı.</h3>
<p>Şahin’in aktardığı bilgilere göre, borun en dikkat çekici kullanım alanlarından biri Bor Nötron Yakalama Terapisi (BNCT) olarak öne çıktı.</p>
<p>Bu yöntemde bor bileşikleri, seçici olarak tümör hücrelerinde biriktiği, ardından uygulanan düşük enerjili nötronlar, yalnızca kanserli hücreleri hedef alarak içeriden yok ettiği ve bu yaklaşımın klasik radyoterapiden farklı olarak sağlıklı dokulara minimum zarar verme potansiyeli taşıdığı belirtilirken, preklinik çalışmalarda elde edilen veriler, yöntemin dikkat çekici sonuçlar ortaya koyduğunu gösterdi.</p>
<p><strong>KANSER HÜCRELERİNİ ÇÖKERTEN MEKANİZMA</strong></p>
<p>Bor bileşiklerinin etkisi yalnızca hedefleme ile sınırlı değil.</p>
<p>Prof. Dr. Mükerrem Şahin, borun hücresel düzeyde de güçlü bir etki oluşturduğunu ifade ederek, &#8220;Bu etki; programlı hücre ölümü sürecini tetikleme, hücrenin enerji üretim merkezlerini devre dışı bırakma, kanser hücrelerinin çoğalmasını durdurma mekanizmalarla gerçekleşiyor. Özellikle küçük hücreli akciğer kanseri gibi tedavisi zor türlerde bu mekanizmaların büyük önem taşıdığı belirtiliyor&#8221; dedi.</p>
<p>Borun etkisi yalnızca tümör hücreleri ile sınırlı olmadığına dikkati çeken Prof. Dr. Şahin, &#8220;Aynı zamanda antibiyotik direnci geliştiren bakterilere karşı da dikkat çekici bir potansiyel taşıyor. Araştırmalarda bor bileşiklerinin, bakterilerin oluşturduğu koruyucu biyofilm tabakasını parçalayabildiği ifade ediliyor. Bu durum, akciğer enfeksiyonları başta olmak üzere birçok kronik hastalıkta borun destekleyici bir rol üstlenebileceğini ortaya koyuyor&#8221; diye konuştu.</p>
<p><strong>AKCİĞER DOKUSUNDA DOĞAL UYUM</strong></p>
<p>Şahin’in dikkat çektiği bir diğer önemli konu ise borun vücut içindeki dağılımı.</p>
<p>Bilimsel verilere göre bor, yalnızca kemiklerde değil, akciğer dokusunda da doğal olarak bulunan bir element. Bu durum, bor temelli tedavi yaklaşımlarının hedef dokuya uyum açısından avantaj sağlayabileceğini gösteriyor.</p>
<p>Bitkisel içeriklerle birlikte kullanılan bor bileşikleri, özellikle solunum sistemi sağlığını desteklemeye yönelik formülasyonlarda yer aldığını belirten Şahin, bu ürünlerin doğrudan tedavi yerine geçmese de, destekleyici bir yaklaşım olarak değerlendirildiğini söyledi.</p>
<p><strong>KRİTİK UYARI: DOZ HAYATİ ÖNEME SAHİP</strong></p>
<p>Bu arada Prof. Dr. Mükerrem Şahin, borun potansiyeline dikkat çekerken önemli bir uyarıda da bulundu.</p>
<p>Borun etkisinin doz ile doğrudan ilişkili olduğunu belirten Şahin, yüksek dozlarda istenmeyen etkilerin ortaya çıkabileceğini vurgularken, bor temelli yaklaşımların mutlaka uzman kontrolünde uygulanması gerektiğinin altını çizdi.</p>
<p>Bor elementi üzerine yapılan çalışmaların akciğer kanseri başta olmak üzere birçok hastalıkta yeni bir dönemin kapısını aralayabileceğine dikkati çekerek, &#8220;Henüz klinik uygulamaların tüm aşamaları tamamlanmamış olsa da, mevcut bilimsel veriler borun geleceğin tedavi yöntemleri arasında yer alabileceğine işaret ediyor. Doğanın sunduğu bu sade elementin, modern tıbbın en zorlu hastalıklarından biri olan kanserle mücadelede önemli bir rol üstlenip üstlenmeyeceği ise önümüzdeki yıllarda daha net ortaya çıkacak&#8221; diye konuştu.</p>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.muglayenigun.com/kanserle-mucadelede-yeni-umut-bor-elementi-tipta-one-cikiyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Diş ipi doğru kullanılmadığında fayda değil zarar!</title>
		<link>https://www.muglayenigun.com/dis-ipi-dogru-kullanilmadiginda-fayda-degil-zarar/</link>
					<comments>https://www.muglayenigun.com/dis-ipi-dogru-kullanilmadiginda-fayda-degil-zarar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yenigün Gazetesi]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 02 May 2026 09:20:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Diş]]></category>
		<category><![CDATA[Doğru]]></category>
		<category><![CDATA[Güler]]></category>
		<category><![CDATA[Kullanım]]></category>
		<category><![CDATA[Tek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.muglayenigun.com/?p=412563</guid>

					<description><![CDATA[Uzmanlar diş ipinin, ağız ve diş sağlığında ihmal edilmemesi gereken temel bakım adımlarından biri olduğunu belirtirken, sert ve ani hareketlerin, diş etine doğrudan baskı yaparak travmaya neden olabileceğine dikkat çekti. Periodontoloji Umzanı Dr. Öğr. Üyesi Güler, diş ipinin genellikle akşam yatmadan önce ve diş fırçalandıktan sonra kullanılmasını önerdi.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>
<h3><strong> </strong>Periodontoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Kübra Güler, diş ipinin doğru teknikle kullanımının ağız ve diş sağlığındaki önemi, kullanım yöntemi ve olası yanlış inanışlar hakkında açıklamalarda bulundu.</h3>
<p>Ağız ve diş sağlığını korumanın en önemli adımlarından birinin, yalnızca diş fırçalamakla yetinmeyip diş aralarının da etkili şekilde temizlenmesi olduğunu ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Kübra Güler, “Bu noktada diş ipi kullanımı, günlük ağız bakım rutininin vazgeçilmez bir parçasıdır. Ancak doğru teknikle uygulanmadığında istenilen faydayı sağlamadığı gibi diş etlerine zarar da verebilir.” dedi.</p>
<p>Diş ipi kullanımına başlarken yaklaşık 30-40 santimetre uzunluğunda bir parça koparmak gerektiğini kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Güler, “Daha kısa bir ip, parmaklara yeterince sarılamayacağı için kullanım sırasında kayabilir ve kontrolü zorlaştırır. Koparılan diş ipi, iki elin orta parmaklarına sarılarak sabitlenir. Bu sayede ip, kullanım sırasında kaymaz ve daha kontrollü hareket ettirilebilir. Üst dişlerin temizliğinde baş parmaklar, alt dişlerde ise işaret parmakları kullanılarak daha rahat bir uygulama sağlanır.” şeklinde konuştu.</p>
<p><img decoding="async" src="https://www.muglayenigun.com/wp-content/uploads/2026/05/dis-ipi-dogru-kullanilmadiginda-fayda-degil-zarar-0-qP4azx6h.jpeg" /></p>
<p><strong>DİŞ İPİNİN AMACI, DİŞİ SARARAK YÜZEY TEMİZLİĞİ SAĞLAMAK!</strong></p>
<p>Diş ipinin temel amacının, yalnızca diş aralarına girip çıkmak olmadığına dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Kübra Güler, “Asıl hedef, dişin yüzeyine temas ederek dişin çevresini saracak şekilde temizlik sağlamaktır. Diş ipi, iki diş arasına nazikçe yerleştirildikten sonra temas noktasından hafif bir hareketle geçirilir ve diş etinin yaklaşık 1 mm altına kadar ilerletilir. Ardından ip, dişe ‘C’ şeklinde sarılarak yukarı doğru çekilir. Aynı işlem, komşu diş için de tekrarlanır. Böylece iki diş arasındaki her iki yüzey de etkin şekilde temizlenmiş olur. Tüm diş araları bu yöntemle tek tek temizlenmelidir.”</p>
<p><strong>DİŞ İPİ KULLANIMININ AKŞAM YATMADAN ÖNCE YAPILMASI DAHA UYGUN!</strong></p>
<p>Diş ipi kullanımının günde bir kez, tercihen akşam yatmadan önce yapılmasını öneren Dr. Öğr. Üyesi Kübra Güler, “Bunun nedeni, gece uyku sırasında tükürük salgısının azalmasıdır. Tükürük miktarının düşmesiyle birlikte ağızda kalan yiyecek artıkları bakteri plağına dönüşür ve bu durum çürük ile diş eti hastalıklarına zemin hazırlar. Bu nedenle gece yatmadan önce hem dişlerin fırçalanması hem de diş aralarının temizlenmiş olması büyük önem taşır.” dedi.</p>
<p>Diş ipi kullanımında en doğru yaklaşımın, önce dişlerin fırçalanması, ardından diş ipi ile ara yüz temizliğinin yapılması olduğunu kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Güler, “Diş fırçası, dişlerin görünen yüzeylerini temizlerken, diş ipi ulaşılması zor olan ara yüzlerde etkili olur.” bilgisini paylaştı.</p>
<p>Yanlış teknikle kullanıldığında diş ipinin diş etine zarar verebileceği uyarısını yapan Dr. Öğr. Üyesi Kübra Güler, “İnce ve keskin yapısı nedeniyle agresif hareketlerle kullanıldığında diş etinde kesilmelere yol açabilir. Bu nedenle diş ipini dişlerin arasından geçirirken aceleci davranmamak gerekir.” dedi.</p>
<p>İpin, temas noktasından yavaş ve kontrollü şekilde geçirilmesi gerektiğini vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Güler, “Sert ve ani hareketler, diş etine doğrudan baskı yaparak travmaya neden olabilir. Oysa doğru kullanımda ip, diş etine zarar vermeden diş yüzeyine sarılarak temizleme işlemini gerçekleştirir. Diş ipinin dişlerin arasını açtığı yönündeki inanış da yaygındır. Ancak bu doğru değildir. Doğru teknikle kullanılan diş ipi diş aralarını açmaz. Aksine, yanlış ve sert kullanım diş etine zarar vererek çekilmelere neden olabilir. Bu da zamanla diş aralarında boşluk oluştuğu izlenimini yaratabilir. Özellikle dişleri sıkı temas eden kişilerde diş ipi kullanımı zor olabilir, ancak bu durum kullanımın bırakılmasını gerektirmez.” açıklamasını yaptı..</p>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.muglayenigun.com/dis-ipi-dogru-kullanilmadiginda-fayda-degil-zarar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bahar Alerjisi Kabusa Dönüşmesin: Uzmanından Kritik &#8220;Polen&#8221; Uyarısı!</title>
		<link>https://www.muglayenigun.com/bahar-alerjisi-kabusa-donusmesin-uzmanindan-kritik-polen-uyarisi/</link>
					<comments>https://www.muglayenigun.com/bahar-alerjisi-kabusa-donusmesin-uzmanindan-kritik-polen-uyarisi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[İhlas Haber Ajansı]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 27 Apr 2026 10:11:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.muglayenigun.com/bahar-alerjisi-kabusa-donusmesin-uzmanindan-kritik-polen-uyarisi/</guid>

					<description><![CDATA[Bahar aylarında artan polenlerin hava kirliliğiyle birleşerek alerji riskini katladığını belirten Prof. Dr. Tuğba Songül Tat, tedavi edilmeyen alerjik rinitin astıma dönüşebileceği konusunda uyardı.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h2>Medical Point Gaziantep Hastanesi Alerji ve İmmünoloji Uzmanı Prof. Dr. Tuğba Songül Tat, bahar aylarında ağaç, çimen ve yabani ot polenlerinin havada yoğunlaşmasının; burun akıntısı, hapşırık, gözlerde kaşıntı ve sulanma gibi belirtileri artırdığını belirtti.</h2>
</p>
<p>Prof Dr. Tat, özellikle şehir yaşamında hava kirliliği ile birleşen polenlerin şikayetlerin daha da şiddetlenmesine yol açtığını vurguladı.</p>
</p>
<p>&#8220;Basit bir nezle gibi görülmemeli&#8221;</p>
</p>
<p>Prof. Dr. Tuğba Songül Tat, alerjik rinitin çoğu zaman basit bir soğuk algınlığı ile karıştırıldığını ancak uzun süreli ve tekrarlayan belirtilerin mutlaka dikkate alınması gerektiğini söyleyerek, tedavi edilmediği takdirde bu durumun sinüzit ve astım gibi daha ciddi solunum yolu hastalıklarına zemin hazırlayabileceğini ifade etti.</p>
</p>
<p>Kimler risk altında</p>
</p>
<p>Prof. Dr. Tat, &#8220;Alerji öyküsü bulunan bireyler, ailesinde alerjik hastalık olanlar, çocuklar ve genç yetişkinler, yoğun polen maruziyeti olan bölgelerde yaşayanlar&#8221; dedi.</p>
</p>
<p>Korunmak yöntemleri</p>
</p>
<p>Prof. Dr. Tuğba Songül Tat, polen alerjisine karşı alınabilecek basit önlemleri şöyle sıraladı:</p>
</p>
<p>&#8220;Sabah erken saatlerde ve rüzgarlı havalarda dışarı çıkmamaya özen göstermek. Eve geldikten sonra kıyafet değiştirmek ve duş almak. Pencereleri özellikle polen yoğun saatlerde kapalı tutmak. Güneş gözlüğü kullanarak göz temasını azaltmak. Doktor önerisiyle uygun alerji ilaçlarını kullanmak.&#8221;</p>
</p>
<p>&#8220;Erken tanı ve doğru tedavi önemli&#8221;</p>
</p>
<p>Alerji belirtileri yaşayan bireylerin vakit kaybetmeden bir uzmana başvurması gerektiğini belirten Prof. Dr. Tuğba Songül Tat, kişiye özel tedavi planlarının hastalığın kontrol altına alınmasında büyük rol oynadığını ifade etti.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.muglayenigun.com/bahar-alerjisi-kabusa-donusmesin-uzmanindan-kritik-polen-uyarisi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Alzheimer tedavisinde yeni umut&#8230; Nöromodülasyon yöntemleri öne çıkıyor</title>
		<link>https://www.muglayenigun.com/alzheimer-tedavisinde-yeni-umut-noromodulasyon-yontemleri-one-cikiyor/</link>
					<comments>https://www.muglayenigun.com/alzheimer-tedavisinde-yeni-umut-noromodulasyon-yontemleri-one-cikiyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yenigün Gazetesi]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 26 Apr 2026 11:29:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.muglayenigun.com/?p=411171</guid>

					<description><![CDATA[Uzmanlar, ilaçların hastalığı durduramadığını, ancak nöromodülasyon tekniklerinin süreci yavaşlatmada umut vadettiğini belirtiyor. Nöroloji Uzmanı Dr. Celal Şalçini, bu nedenle son yıllarda nöromodülasyon yöntemlerinin giderek daha fazla önem kazandığını söyledi.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>
<h3><strong> </strong>Nöroloji Uzmanı Dr. Celal Şalçini, Alzheimer ve demans tedavisinde ilaç dışı yöntemlerin giderek daha fazla önem kazandığını belirterek, nöromodülasyon tekniklerinin hastalığın seyrini yavaşlatmada umut verici sonuçlar sunduğunu açıkladı.</h3>
<p>Alzheimer hastalığı’nın küresel ölçekte artan bir halk sağlığı sorunu olduğunu vurgulayan Dr. Şalçini, mevcut ilaç tedavilerinin hastalığı durduramadığını, yalnızca semptomları sınırlı ölçüde hafiflettiğini ifade etti. Anti-amiloid tedavilere yönelik çalışmaların sürdüğünü ancak yan etkiler ve maliyet gibi nedenlerle henüz yaygın kullanıma girmediğini söyledi. Nöromodülasyonun; elektrik, manyetik alan, ışık ve ses dalgaları gibi fiziksel uyarılarla beyin fonksiyonlarını doğrudan etkileyen bir yaklaşım olduğunu belirten Şalçini, bu yöntemlerin sinaptik plastisiteyi artırarak beyin ağlarını güçlendirmeyi hedeflediğini dile getirdi. Alzheimer’ın artık yalnızca protein birikimiyle değil, aynı zamanda bir “bağlantı hastalığı” olarak değerlendirildiğini de sözlerine ekledi.</p>
<p>Non-invaziv yöntemlerin günümüzde daha yaygın kullanıldığını belirten Şalçini, özellikle rTMS uygulamasının öne çıktığını ifade etti. Bir diğer yöntem olan tDCS’nin ise düşük yoğunluklu elektrik akımıyla nöronal uyarılabilirliği düzenlediğini ve özellikle hafif bilişsel bozukluklarda etkili olabildiğini aktardı. Ayrıca ultrason temelli Transkraniyal Pulse Stimülasyonu ve odaklanmış ultrason uygulamalarının da derin beyin yapılarına ulaşarak nöroplastisiteyi artırabildiğini ifade etti.</p>
<p>Işık temelli tedaviler ve 40 Hz frekanslı uyarımların da son yıllarda dikkat çektiğini belirten Şalçini, bu yöntemlerin beyin hücreleri üzerindeki olumlu etkilerinin araştırıldığını kaydetti. Tüm bu gelişmelere rağmen demans tedavisinde tek bir standart yaklaşım bulunmadığını vurgulayan Şalçini, tedavi planlarının hastaya özel olarak şekillendirilmesi gerektiğini söyledi. Nöromodülasyon tekniklerinin ilaç tedavileri ve bilişsel rehabilitasyonla birlikte uygulanmasının daha etkili sonuçlar verebileceğini ifade etti.</p>
<p>Uzmanlar, nöromodülasyon yöntemlerinin umut verici olmakla birlikte henüz gelişim aşamasında olduğunu ve uzun vadeli etkilerinin netleşmesi için daha fazla bilimsel çalışmaya ihtiyaç duyulduğunu belirtiyor.</p>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.muglayenigun.com/alzheimer-tedavisinde-yeni-umut-noromodulasyon-yontemleri-one-cikiyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yaşlanan nüfusta aşılamanın önemi artıyor&#8230; 65+ yaş aşıları hayati önemde</title>
		<link>https://www.muglayenigun.com/yaslanan-nufusta-asilamanin-onemi-artiyor-65-yas-asilari-hayati-onemde/</link>
					<comments>https://www.muglayenigun.com/yaslanan-nufusta-asilamanin-onemi-artiyor-65-yas-asilari-hayati-onemde/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yenigün Gazetesi]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 26 Apr 2026 11:29:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Aşılar]]></category>
		<category><![CDATA[Geriatri]]></category>
		<category><![CDATA[Halil]]></category>
		<category><![CDATA[Yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.muglayenigun.com/?p=411167</guid>

					<description><![CDATA[Türkiye'de 65 yaş üstü nüfusun yüzde 11'e ulaşması, ülkemizin hızla yaşlanan bir topluma dönüştüğünü ortaya koyuyor. Akademik Geriatri Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Meltem Gülhan Halil, 24-30 Nisan Aşı Haftası kapsamında özellikle 65 yaş sonrası dönemde bazı aşıların belirli aralıklarla tekrarlanması gerektiğini vurguladı.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>
<h3><strong> </strong>Aşıların bir kısmı ömür boyu koruyuculuk sağlamadığı için, özellikle 65 yaş sonrasında belirli aşıların düzenli aralıklarla tekrarlanması büyük önem taşır.</h3>
<p>Akademik Geriatri Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Meltem Gülhan Halil, geriatrinin yalnızca hastalıkları değil, bireyin genel sağlık durumu ve yaşam kalitesini bütüncül olarak ele aldığını belirterek, 65 yaş sonrasında demans (bunama), depresyon, osteoporoz (kemik erimesi), idrar kaçırma, malnütrisyon (yetersiz beslenme) ve sarkopeni (kas kaybı) gibi sağlık sorunlarının görülme sıklığı arttığına dikkati çekerek, bu sorunların yaşlanmanın doğal bir parçası olarak kabul edildiği için dile getirilemeyebildiğini söyledi. Hiçbir şikâyeti olmasa bile her yaşlı bireyin yılda en az bir kez geriatri değerlendirmesinden geçmesini önerdiklerini belirten Prof. Dr. Halil, &#8220;Bu yaklaşım hem geriatrik sendromların erken dönemde fark edilmesini hem de koruyucu hekimlik uygulamalarının hayata geçirilmesini sağlar. Örneğin kemik erimesi (osteoporoz) taraması 65 yaş üzerindeki tüm kadınlara, 70 yaş üzerindeki tüm erkeklere önerilmektedir. Bunun yanında aşılar ve kanser taramaları gibi koruyucu sağlık uygulamaları da sağlıklı yaşlanmanın vazgeçilmez bir parçasıdır” dedi.</p>
<p><img decoding="async" src="https://www.muglayenigun.com/wp-content/uploads/2026/04/yaslanan-nufusta-asilamanin-onemi-artiyor-65-yas-asilari-hayati-onemde-0-JLDQ5ArK.png" /></p>
<p>Aşıların hastalıkları ortaya çıkmadan önleyerek bireysel ve toplumsal sağlığın korunmasında hayati bir rol oynadığını ifade eden Prof. Dr. Meltem Gülhan Halil, &#8220;Türkiye, aşılama alanında önemli başarılar elde etmiş bir ülke olup, toplumsal bağışıklama sayesinde birçok hastalığın görülme sıklığı da belirgin şekilde azalmıştır. Ayrıca aşılar, tedavi maliyetlerini önleyerek sağlık sistemine ekonomik katkı sağlar” diye belirten Prof. Dr. Meltem Gülhan Halil, sözlerine şöyle devam etti: “Ben bir geriatri uzmanı olarak özellikle yaşlı nüfusa vurgu yapmak isterim. Aşılar çoğunlukla çocukluk dönemiyle ilişkilendirilse de aslında her yaş grubunda koruyucu sağlık açısından son derece önemli bir yere sahiptir. Özellikle yaşlı nüfusun artmasıyla birlikte geriatrik grupta aşılama çok daha kritik hale gelmiştir&#8221; diye konuştu.</p>
<p>Yaşla birlikte bağışıklık sisteminde doğal bir zayıflama meydana geldiğini belirten Halil, diyabet, kalp hastalıkları ve KOAH gibi kronik hastalıkların da enfeksiyon riskini artırdığını ifade etti.</p>
<p>Akademik Geriatri Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Meltem Gülhan, uzun süreli hareketsizliğin kas kaybı, düşme ve bağımlılık riskini artırdığını vurguladı.</p>
<p>Bazı aşıların yılın her döneminde yapılabildiğini, ancak özellikle solunum yolu viral enfeksiyonları açısından belirli riskli dönemler bulunduğunu belirten Prof. Dr. Halil, aşılama zamanlamasının önemine dikkat çekerek, “İleri yaş grubunda influenza (grip), RSV ve pnömokok gibi etkenler ciddi solunum yolu enfeksiyonlarına yol açabilir. İnfluenza ve RSV enfeksiyonları özellikle sonbahar aylarından itibaren artar, kış mevsiminde ise en yüksek seviyeye ulaşır. Bu nedenle bu dönemler, özellikle riskli gruplarda aşılama açısından kritik önem taşır. Buna karşılık tetanos, zona, hepatit ve pnömokok gibi bazı aşılar mevsimden bağımsız olarak yılın herhangi bir döneminde uygulanabilmektedir.” diye konuştu.</p>
<p>Halil, 65 yaş üstü bireylerin, hekimlerine başvurduklarında mutlaka aşılanma programı hakkında bilgi almaları ve önerilen aşıları zamanında yaptırmaları büyük önem taşıdığının altını çizdi.</p>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.muglayenigun.com/yaslanan-nufusta-asilamanin-onemi-artiyor-65-yas-asilari-hayati-onemde/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Diz biyomekaniğini bozan süreç: Lipödem</title>
		<link>https://www.muglayenigun.com/diz-biyomekanigini-bozan-surec-lipodem/</link>
					<comments>https://www.muglayenigun.com/diz-biyomekanigini-bozan-surec-lipodem/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yenigün Gazetesi]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 26 Apr 2026 11:29:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Diz]]></category>
		<category><![CDATA[Eklem]]></category>
		<category><![CDATA[Lipödem]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.muglayenigun.com/?p=411163</guid>

					<description><![CDATA[Prof. Dr. Ahmet Karacalar, lipödemin diz eklemlerinde yük artışı ve deformite yaratarak osteoartriti tetiklediğini belirtti. Karacalar, lipödem tedavisi olmadan diz sorunlarının çözümünün mümkün olmadığını vurguladı.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>
<h3><strong> </strong>Lipödemin sadece estetik bir problem değil, kronik bir hastalık olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Ahmet Karacalar, lipödemin diz eklemleri üzerindeki teknik hasarını verilerle açıkladı.</h3>
<p>Lipödemde deri altı yağ dokusunun artışı, diz biyomekaniğini doğrudan etkilediğini ifade eden Prof. Dr. Karacalar, &#8220;Artmış doku kütlesi diz eklemine binen yükü artırır. Bu durum, eklem ekseninde bozulmalara (valgus/varus deformiteleri) yol açabilir. Doku kütlesindeki artış yürüme paternini ve kas aktivasyonunu değiştirir. Bu mekanik değişiklikler diz ekleminde dejeneratif süreçleri hızlandırır&#8221; dedi.</p>
<p><strong>LİPÖDEM TEDAVİSİ OLMADAN DİZDEKİ SORUN ÇÖZÜLMEZ</strong></p>
<p>Diz ağrılarında sadece ortopedik müdahalenin yeterli olmayabileceğini belirten Karacalar, &#8220;Lipödem erken dönemde fark edildiğinde, yaşam kalitesini artırmaya yönelik yöntemlerle kontrol altına alınabilir. Unutulmamalıdır ki; lipödem tedavisi olmadan diz eklemi sorunlarının tedavisi başarılı olmayacaktır. Uzun süredir devam eden ve nedeni açıklanamayan diz ağrılarında mutlaka bütüncül bir tıbbi değerlendirme yapılmalıdır.&#8221; diye konuştu.</p>
<p><img decoding="async" src="https://www.muglayenigun.com/wp-content/uploads/2026/04/diz-biyomekanigini-bozan-surec-lipodem-0-uAuMaZC5.jpeg" /></p>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.muglayenigun.com/diz-biyomekanigini-bozan-surec-lipodem/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Doç. Dr. Sezgin Bahadır Tekin: &#8220;Sırt ağrısı sadece yorgunluk değil: Kifozu göz ardı etmeyin&#8221;</title>
		<link>https://www.muglayenigun.com/doc-dr-sezgin-bahadir-tekin-sirt-agrisi-sadece-yorgunluk-degil-kifozu-goz-ardi-etmeyin/</link>
					<comments>https://www.muglayenigun.com/doc-dr-sezgin-bahadir-tekin-sirt-agrisi-sadece-yorgunluk-degil-kifozu-goz-ardi-etmeyin/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[İhlas Haber Ajansı]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 22 Apr 2026 07:20:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.muglayenigun.com/doc-dr-sezgin-bahadir-tekin-sirt-agrisi-sadece-yorgunluk-degil-kifozu-goz-ardi-etmeyin/</guid>

					<description><![CDATA[Ortopedi Uzmanı Doç. Dr. Sezgin Bahadır Tekin, sırt ağrılarının hafife alınmaması gerektiğini belirterek, erken teşhis edilen kifozun fizik tedavi ve doğru duruş alışkanlıklarıyla düzeltilebileceğini açıkladı.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h2>Medical Point Gaziantep Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Sezgin Bahadır Tekin, kifozun erken dönemde fark edilmesinin tedavi başarısı açısından büyük önem taşıdığını belirtti.</h2>
</p>
<p>Doç. Dr. Tekin, &#8220;Kifoz, omurganın normalden fazla öne doğru eğilmesiyle ortaya çıkar. Özellikle ergenlik döneminde başlayan duruş bozuklukları zamanla kalıcı hale gelebilir. Ancak yetişkinlerde de yanlış duruş alışkanlıkları nedeniyle gelişebilir&#8221; dedi.</p>
</p>
<p>&#8220;Belirtiler göz ardı edilmemeli&#8221;</p>
</p>
<p>Doç. Dr. Sezgin Bahadır Tekin, &#8220;Günümüzde masa başı çalışma alışkanlıklarının artması, uzun süreli ekran kullanımı ve hareketsiz yaşam tarzı, omurga sağlığını tehdit eden önemli faktörler arasında yer alıyor. Sıklıkla ‘yorgunluk’ olarak geçiştirilen sırt ağrıları ise aslında daha ciddi bir problemin, kifozun (kamburluk) habercisi olabilir. Kifozun en yaygın belirtileri arasında sırt ağrısı, omuzlarda öne düşme, kambur duruş ve uzun süre ayakta kalınca artan yorgunluk hissi yer alıyor. İleri vakalarda ise nefes darlığı ve hareket kısıtlılığı görülebiliyor&#8221; dedi.</p>
</p>
<p>Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Sezgin Bahadır Tekin, &#8220;Birçok kişi sırt ağrısını günlük yorgunluğa bağlayarak doktora başvurmayı erteliyor. Oysa erken teşhisle kifozun ilerlemesi durdurulabilir ve hatta büyük ölçüde düzeltilebilir&#8221; ifadelerini kullandı.</p>
</p>
<p>&#8220;Doğru duruş alışkanlığı şart&#8221;</p>
</p>
<p>Doç. Dr. Sezgin Bahadır Tekin, &#8220;Kifozdan korunmanın en etkili yollarından birinin doğru duruş alışkanlıkları kazanmak olduğunu vurgulayan Tekin, özellikle masa başı çalışanların ve öğrencilerin oturma pozisyonlarına dikkat etmesi gerekiyor. Düzenli egzersiz, sırt kaslarını güçlendiren aktiviteler ve ergonomik çalışma ortamları da omurga sağlığını korumada önemli rol oynuyor&#8221; ifadelerini kullandı.</p>
</p>
<p>&#8220;Erken tanı ile etkili tedavi mümkün&#8221;</p>
</p>
<p>Kifoz tedavisinin hastalığın derecesine göre planlandığını ifade eden Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Sezgin Bahadır Tekin, &#8220;Hafif vakalarda egzersiz ve fizik tedavi yeterli olabilirken, ileri düzeydeki eğriliklerde korse kullanımı veya cerrahi müdahale gerekebilir. Bu nedenle belirtiler fark edildiğinde vakit kaybetmeden uzman bir hekime başvurulmalıdır&#8221; diye konuştu.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.muglayenigun.com/doc-dr-sezgin-bahadir-tekin-sirt-agrisi-sadece-yorgunluk-degil-kifozu-goz-ardi-etmeyin/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklar ve Şiddet Konusunda Dikkat Edilmesi Gerekenler</title>
		<link>https://www.muglayenigun.com/cocuklar-ve-siddet-konusunda-dikkat-edilmesi-gerekenler/</link>
					<comments>https://www.muglayenigun.com/cocuklar-ve-siddet-konusunda-dikkat-edilmesi-gerekenler/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yenigün Gazetesi]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 19 Apr 2026 09:57:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Baş]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[Şiddet]]></category>
		<category><![CDATA[Yalnızca]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.muglayenigun.com/?p=409682</guid>

					<description><![CDATA[Son günlerde yaşanan okul saldırıları; çocuklar arasında şiddet, akran zorbalığı ve uyum problemlerini yeniden gündeme getirdi.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h4>Son günlerde yaşanan okul saldırıları; çocuklar arasında şiddet, akran zorbalığı ve uyum problemlerini yeniden gündeme getirdi. Uzmanlar bu tür olayların yalnızca tekil trajediler olarak ele alınmaması gerektiğini belirtiyor. Bir çocuğun, kendi yaşının çok ötesinde yıkıcı sonuçlar doğuran bir eyleme yönelmesi; bireysel bir olay olmanın ötesinde, toplumsal düzeyde değerlendirilmesi gereken ciddi bir soruna işaret ediyor. Bu olaylar, yalnızca mağdurların hayatında geri dönülmez kırılmalar yaratmakla kalmıyor; aynı zamanda tüm toplumda derin bir güvensizlik, kaygı ve incinme duygusu oluşmasına da neden oluyor. Memorial Şişli Hastanesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı (Çocuk Psikiyatrisi) Bölümü’nden Uz. Dr. Berna Aygün, çocuklarda artan şiddet olaylarının nedenleri ve korunma yöntemleri hakkında bilgi verdi.</h4>
<p><strong>Hem çocuk hem de ailelerin güven duygusu zedeleniyor</strong></p>
<p>Şiddet olaylarına maruz kalan, tanık olan ya da bu olayları medya aracılığıyla takip eden çocuklar yalnızca fiziksel değil, ruhsal olarak da etkilenmektedir. Dünya, çocuklar için öngörülebilir ve güvenli bir yer olmaktan uzaklaşırken; akran ilişkileri de tehdit algısıyla şekillenmeye başlamaktadır. Aileler açısından ise çocuklarını emanet ettikleri eğitim ortamlarına duyulan temel güven sarsılmaktadır. Bu durum bireysel travmaların ötesine geçerek, toplumsal ölçekte bir kırılganlık yaratmaktadır. Çünkü bir toplum, çocuklarının birbirine zarar verdiği noktada, kendi geleceğine dair en temel değerlerini de kaybetme riskiyle karşı karşıyadır.</p>
<p><strong>Şiddetin ardındaki psikososyal gerçeklik</strong></p>
<p>Bir çocuğun bu denli yıkıcı davranışlar sergilemesi, yalnızca “ne yaptığı” ile değil, “neyi taşıyamadığı” ile ilgilidir. Çocuk, ifade edemediği, anlamlandıramadığı ve düzenleyemediği yoğun duyguları davranış yoluyla dışa vurur. Bu tür şiddet davranışları; öfkenin yanı sıra utanç, değersizlik ve görünmezlik duygularının da bir yansımasıdır. Çocuk, kendi içinde düzenleyemediği bu duyguları, dış dünyada ve çoğu zaman başkaları üzerinden ifade etmeye çalışır. Bu noktada unutulmaması gereken en önemli gerçek şudur: Hiçbir çocuk bu ölçekte bir yıkıcılığı tek başına üretmez. Bu tür davranışlar; çocuğun içinde bulunduğu ailevi, sosyal ve kurumsal ilişkiler ağı ile daha geniş toplumsal koşulların bir ürünüdür.</p>
<p><strong>Duygularıyla baş başa kalan çocuklar yıkıcı sonuçlara neden olabiliyor</strong></p>
<p>Günümüz çocukları, giderek daha fazla uyarana maruz kalırken; aynı ölçüde duygusal olarak desteklenemeyen bir ortamda büyümektedir. Ailelerin ekonomik ve sosyal zorlukları, çocukların duygularını sağlıklı biçimde düzenleyebilecekleri alanları daraltmaktadır. Ebeveynler, öğretmenler ve kurumsal yapılar çocuklar için yeterince erişilebilir ve destekleyici olmadığında, çocuklar duygularıyla baş başa kalmakta; bu durum zamanla birikerek yıkıcı sonuçlara yol açabilmektedir. Bununla birlikte; sosyal eşitsizlikler, eğitim sistemindeki yapısal sorunlar, ruh sağlığı hizmetlerinin yetersizliği ve kamusal alanda şiddetin normalleşmesi gibi faktörler de bu süreci derinleştirmektedir. Bu nedenle çocuk ruh sağlığı, yalnızca bireysel değil, doğrudan bir kamu politikası meselesi olarak ele alınmalıdır.</p>
<p>Şiddeti yeniden üreten dilden uzak durulmalı</p>
<p><strong>TV ve kamusal dilde şiddet dilinden uzaklaşılmalı</strong></p>
<p>Bu tür olayların önlenmesi, yalnızca daha fazla denetim ya da cezai yaptırımlarla mümkün değildir. Kalıcı çözüm, şiddeti doğuran koşulların ortadan kaldırılmasını gerektirir. Bu kapsamda;</p>
<ul>
<li>Okullarda duygusal gelişimi destekleyebilecek sistemler geliştirilmeli</li>
<li>Çocuk ve ergen ruh sağlığı hizmetleri yaygın, erişilebilir ve sürdürülebilir hale getirilmeli</li>
<li>Aileler ve eğitimciler desteklenmeli</li>
<li>Travma duyarlı eğitim modelleri geliştirilmeli</li>
<li>TV ve kamusal dilde şiddetin yeniden üretilmesini engelleyecek sorumlu bir yaklaşım benimsenmeli</li>
</ul>
<p>Tüm bu adımlar, yalnızca bireysel iyilik halini değil; toplumsal güvenliği ve dayanıklılığı da güçlendirecektir. Çocuklar, içinde bulundukları dünyanın dilini konuşurlar. Bir çocuğun şiddete yönelmesi, yalnızca bireysel bir sorun değil; o çocuğun içinde büyüdüğü toplumsal yapının da bir yansımasıdır. Bu nedenle yapılması gereken, yalnızca şiddeti bastırmak değil; şiddeti ortaya çıkaran duygusal, ilişkisel ve yapısal süreçleri anlamak ve dönüştürmektir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.muglayenigun.com/cocuklar-ve-siddet-konusunda-dikkat-edilmesi-gerekenler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şiddet eğilimi bazı belirtiler verebiliyor!</title>
		<link>https://www.muglayenigun.com/siddet-egilimi-bazi-belirtiler-verebiliyor/</link>
					<comments>https://www.muglayenigun.com/siddet-egilimi-bazi-belirtiler-verebiliyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yenigün Gazetesi]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 19 Apr 2026 09:57:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Bağ]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[Dönem]]></category>
		<category><![CDATA[Gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[Yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.muglayenigun.com/?p=409679</guid>

					<description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Çocuk ve Ergen Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Neriman Kilit, ekran kullanımının çocukların bağlanma, gelişim ve davranış süreçleri üzerindeki olumsuz etkileri ile sağlıklı ebeveyn tutumunun önemini hakkında bilgi verdi.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Çocuk ve Ergen Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Neriman Kilit, ekran kullanımının çocukların bağlanma, gelişim ve davranış süreçleri üzerindeki olumsuz etkileri ile sağlıklı ebeveyn tutumunun önemini hakkında bilgi verdi.</h3>
<p><strong>Çocukta  şiddet eğilimi sinyalerine dikkat! </strong></p>
<p>Şiddet eğiliminin çoğunlukla çevresel faktörlerle şekillendiğine değinen Dr. Öğr. Üyesi Neriman Kilit, “Genetik yatkınlık söz konusu olsa bile, doğru değerler kazandırıldığında çocuk bu eğilimleri kontrol etmeyi öğrenebilir.” dedi.</p>
<p>Şiddete eğilimli olabilecek çocuklarda bazı erken sinyaller gözlemlenebileceğini söyleyen Dr. Öğr. Üyesi Kilit, şöyle devam etti:</p>
<p>“Sınırları kabul etmeme, akranlarına karşı saldırgan davranışlar, zorbalık, hayvanlara karşı duyarsızlık, yenilgiyi kabullenememe, öfke patlamaları, tehditkâr konuşmalar, intikam içerikli ifadeler  ve dijital oyunlara aşırı bağımlılık bu belirtiler arasında yer alır. Bu tür durumlarda problemi görmezden gelmek yerine bir uzmandan destek almak önemlidir. Ebeveynlik, öğrenilen bir süreçtir ve herkes bu süreçte dengeyi bulmaya çalışır. Çocuğa sınırsız özgürlük tanımak kadar aşırı sert tutumlar da gelişimi olumsuz etkiler. Sağlıklı disiplin; kararlı, tutarlı ve sevgi temelli bir yaklaşım gerektirir.”</p>
<p><strong>Ekranla meşguliyet, ebeveyn–bebek bağını zayıflatıyor! </strong></p>
<p>Dijital dünyanın hayatımıza yoğun biçimde girmesinin, çocuk gelişiminin birçok aşamasını doğrudan ya da dolaylı olarak etkileyebildiğini dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Neriman Kilit, “Bu nedenle her gelişim dönemini doğru anlamak ve bu dönemlerde çocuğun ihtiyaçlarını sağlıklı şekilde karşılamak büyük önem taşıyor.” dedi.</p>
<p>İnsan hayatının ilk yılının, temel güven duygusunun oluştuğu en kritik evre olduğuna dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Kilit, “Bu dönem ‘bağlanma dönemi’ olarak adlandırılır. Bebek, öncelikle anneyle, ardından babayla güvenli bir bağ kurarak dünyayı güvenli bir yer olarak algılamayı öğrenir. Ancak ebeveynlerin bu süreçte sürekli ekranla meşgul olması, bebekle kurulan göz teması, temas ve duygusal iletişimi zayıflatabilir. Bu durum da güvenli bağlanmanın sağlıklı şekilde gelişmesini engelleyerek ilerleyen yıllarda psikolojik sorunlara zemin hazırlayabilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Ekran karşısında geçirilen uzun süreler, çocuğun farkındalık kazanmasını zorlaştırıyor!</strong></p>
<p>2 ila 3 yaş arası dönemin, çocuğun özerklik kazanmaya başladığı bir evre olduğunu kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Neriman Kilit, “Tuvalet eğitiminin de bu döneme denk gelmesi tesadüf değildir. Çocuk bu süreçte kendi bedensel farkındalığını geliştirir; açlık, tokluk ve tuvalet gibi temel ihtiyaçlarını tanımayı öğrenir.” dedi.</p>
<p>Ancak ekran karşısında geçirilen uzun sürelerin, çocuğun bu farkındalıkları kazanmasını zorlaştıracağına vurgu yapan Dr. Öğr. Üyesi Neriman Kilit, şunları söyledi:</p>
<p>“Aynı şekilde ebeveynin de sürekli telefonla meşgul olması, çocuğun rehberlik alma sürecini sekteye uğratır. 3 ila 6 yaş arası ise ‘oyun çağı’ olarak tanımlanır. Bu dönemde çocukların hayal gücünü geliştiren oyunlar oynaması son derece önemlidir. Evcilik gibi sembolik oyunlar, çocuğun duygusal ve sosyal gelişimine katkı sağlar. Buna karşın, şiddet içerikli dijital oyunlara maruz kalmak, hayal gücünün gelişimini sınırlandırabilir. Bu yaşlardan itibaren çocukların disiplinle tanışması, kreş ortamında yaşıtlarıyla etkileşim kurması ve paylaşmayı öğrenmesi gerekir. Sürekli şiddet içerikleriyle büyüyen bir çocuğun empati ve vicdan gelişimini sağlıklı şekilde tamamlaması ise oldukça güçleşir.”</p>
<p><strong>Sanal ve kolay başarı algısı gelişimi zayıflatıyor! </strong></p>
<p>7 ila 11 yaş arası dönemin, okul çağı olduğunu ve çocukların bu dönemde başarıya yöneldiklerine işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Neriman Kilit, “Akademik, sportif ya da sanatsal alanlarda takdir edilmek, özgüvenlerinin temelini oluşturur. Ancak günümüzde çalışmadan kazanma fikrinin öne çıkarılması, çocukların emek ve üretim kavramlarından uzaklaşmasına neden olabilmektedir. Oysa bireyin kendini değerli hissetmesi, ürettiğini görmesi ve bir işe katkı sağladığını fark etmesiyle mümkündür. Bu dönemde sorumluluk bilinci kazandırmak da önemlidir. Gerçek sorumluluklar yerine sanal dünyaya yönelen çocuklar, hayatın gerçek dinamiklerinden kopabilir.” dedi.</p>
<p>Ergenlik sürecinde ise bireyin kişiliğinin daha belirgin hale geldiğini dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Kilit, “Bu dönemde iki temel unsur öne çıkar: Aile ve çevre tarafından şekillenen üst benlik ile toplumun bireyden beklentileri. Eğer çocukluk döneminde sağlıklı bir değer sistemi oluşturulmamışsa ve toplum da kolay yoldan başarı, dış görünüş odaklılık gibi mesajlar veriyorsa, genç birey ciddi bir kimlik karmaşası yaşayabilir.” diyerek sözlerini tamamladı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.muglayenigun.com/siddet-egilimi-bazi-belirtiler-verebiliyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sağlığa Evet Derneği’nden &#8216;elektronik sigara&#8217; uyarısı!</title>
		<link>https://www.muglayenigun.com/sagliga-evet-derneginden-elektronik-sigara-uyarisi/</link>
					<comments>https://www.muglayenigun.com/sagliga-evet-derneginden-elektronik-sigara-uyarisi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yenigün Gazetesi]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 17 Apr 2026 10:52:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Dernek]]></category>
		<category><![CDATA[Tütün]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.muglayenigun.com/?p=409303</guid>

					<description><![CDATA[Sağlığa Evet Derneği, gündemdeki yeni tütün kontrolü kanun teklifine ilişkin kaygılarını açıkladı. Dernek, düzenlemenin mevcut kazanımları zayıflatabileceğini ve elektronik sigara gibi ürünlerin önünü açabileceğini savundu.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>
<h3><strong> </strong>Sağlığa Evet Derneği, son günlerde kamuoyuna yansıyan yeni tütün kontrolü kanun teklifi hazırlıklarına ilişkin yazılı bir açıklama yaptı. Dernek, teklifin mevcut tütünle mücadele politikalarını zayıflatabileceği uyarısında bulundu.</h3>
<p>Açıklamada, kanun hazırlık sürecinin meslek örgütleri, uzmanlık dernekleri ve sivil toplum kuruluşlarından habersiz yürütüldüğü öne sürülerek, bunun ciddi bir eksiklik olduğu vurgulandı. Dernek, sürecin şeffaf olmamasının kamuoyunda kaygı yarattığını belirtti.</p>
<p>Türkiye’nin 2008 yılından bu yana uyguladığı “Yüzde 100 dumansız hava sahası” ilkesinin tehlikeye girebileceği ifade edilen açıklamada, yeni düzenlemede yer aldığı iddia edilen “sigara içme alanları” uygulamasının mevcut yasal düzenlemeleri işlevsiz hale getirebileceği savunuldu. Dernek özellikle elektronik sigara, ısıtılmış tütün ürünleri ve nikotin poşetlerine ilişkin düzenlemelere dikkat çekti. Bu ürünlerin “tütün ürünü” kapsamına alınmasının yasaklama değil, aksine serbestleşme anlamına gelebileceği belirtilerek, söz konusu ürünlerin üretim, ithalat ve satışının tamamen yasaklanması gerektiği ifade edildi.</p>
<p><img decoding="async" src="https://www.muglayenigun.com/wp-content/uploads/2026/04/sagliga-evet-derneginden-elektronik-sigara-uyarisi-0-2BBVALp6.png" /></p>
<p>Açıklamada ayrıca, mevcut yasakların uygulanmasında denetim eksiklikleri bulunduğu ve satış noktalarındaki ihlallere yeterli yaptırım uygulanmadığı da dile getirildi. Yeni düzenlemenin hedeflerine ilişkin soru işaretlerine dikkat çeken dernek, halk sağlığını korumaya yönelik adımların geciktirilmemesi gerektiğini vurguladı.</p>
<p>Sağlığa Evet Derneği, yetkililere çağrıda bulunarak, mevcut tütünle mücadele kazanımlarının korunması ve özellikle gençleri tehdit eden yeni nesil ürünlere karşı daha net ve kararlı bir duruş sergilenmesi gerektiğini kaydetti.</p>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.muglayenigun.com/sagliga-evet-derneginden-elektronik-sigara-uyarisi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Obezite hastalığı bel ağrısını tetikliyor!</title>
		<link>https://www.muglayenigun.com/obezite-hastaligi-bel-agrisini-tetikliyor/</link>
					<comments>https://www.muglayenigun.com/obezite-hastaligi-bel-agrisini-tetikliyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yenigün Gazetesi]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 17 Apr 2026 10:52:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[Bel]]></category>
		<category><![CDATA[Fıtık]]></category>
		<category><![CDATA[Hasta]]></category>
		<category><![CDATA[Tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.muglayenigun.com/?p=409299</guid>

					<description><![CDATA[Sağlık ve yaşam koşullarınıniyileşmesi nedeniyle artan yaşlı nüfusun yanı sıra obeziteoranlarının da yükseldiği günümüzde eklem ve bel ağrılarınabağlı şikayetler de artıyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>
<h3><strong> </strong> Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Arman Öztürk, uzayan ortalama yaşam süresi, hareketsizlik ve sağlıksız beslenme alışkanlıklarınınbel hastalıklarına davetiye çıkardığını söyledi.</h3>
<p>Omurganın vücudun temel taşıyıcısıolduğunu ve artan yaşla birlikte kas &#8211; iskelet yapısınınbozulmaya başladığını belirten Uzm. Dr. Arman Öztürk, herbel ağrısının fıtık nedeniyle olmadığını bu konuda uzman hekimin doğru tedaviyi uygulaması gerektiğini söyledi.</p>
<p><strong>TEDAVİ KİŞİYE ÖZEL PLANLANMALI</strong></p>
<p>Bel ağrısı tedavisinin kişiye özelplanlanması gerektiğine dikkat çeken Uzm. Dr. Öztürk, “Belağrısı uzun süredir var olan ve tıp insanlarının da üzerinde durduğu önemli konulardan biri olduğuna dikkati çekerek, &#8220;Eğer hastada bel ağrısı ve hafifkalça ağrısı varsa, ağrı bacağa ve dizin altına doğruyayılmıyorsa, kuvvet kaybı ve ciddi uyuşma yoksa ya da idrar,büyük abdest tutamama gibi belirtiler yoksa bel fıtığı olma ihtimali de düşük oluyor. Bu belirtilerin olmadığı belağrılarının neredeyse yüzde 90&#8217;ı fıtık ilişkisiz olarak belirlenmiş. Hatta kişinin MR&#8217;ında fıtık çıksa bile bu ağrınınfıtık ilişkisiz olduğu gösterilmiş. Çünkü her fıtığın derecesi aynı olmuyor, vücut zaman içinde kendisini onarabiliyor. Fıtık aslında omurga yaşlanmasının doğal bir eşlikçisiolarak görülüyor” diye konuştu.</p>
<p><img decoding="async" src="https://www.muglayenigun.com/wp-content/uploads/2026/04/obezite-hastaligi-bel-agrisini-tetikliyor-0-7nihIwVm.jpeg" /></p>
<p><strong>AŞIRI KİLO VE HAREKETSİZ YAŞAM RİSKİ ARTIRIYOR</strong></p>
<p>Bel ağrısında muayene hasta hikayesi ve şikayetlerinin yol gösterici olduğunu kaydeden Uzm. Dr. Arman Öztürk, “Hastanın MR sonucuna göre fıtık olmadığınakarar verdiğimizde eğer aşırı kilo varsa hastanın kilo vermesi için yönlendirdiklerini belirterek, &#8220;Verilen her kilo bel üzerindeki baskınında azalmasını sağlıyor. Hastamızın günlük yaşam aktivitelerini düzenliyoruz. Bunlar, araba kullanırken cüzdanı cebine bir cebine koyup asimetrik oturuşlar yapmamak. Masa veya bilgisayar başında çok çalışıyorsa kambur ya da kaykılarak oturuşlar yapmamak. Ağır sırt çantaları ya da tek kola takılan asimetrik yükleri mümkün olduğunca hayatından uzaklaştırmak&#8221; olarak sıraladı.</p>
<p>Cerrahi müdahalenin en son çare olarak uygulandığını dile getiren Uzm. Dr. Öztürk, “ Eğer hastanın bacağında kuvvet kaybı veciddi uyuşma varsa ya da idrar, büyük abdest tutamama gibi belirtiler bulunuyorsa hızlıca cerrahi müdahaleye yönlendiriyoruz. Tabi bel ağrısı için önerdiğimiz günlük yaşam aktivitelerinin düzenlenmesi ve obeziteden uzak durulması gibikonular burada da geçerli oluyor. Her hastanın durumu farklılık gösterdiği için tanı ve tedavinin de mutlaka uzman hekimlergözetiminde yürütülmesi büyük önem taşıyor” diye konuştu.</p>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.muglayenigun.com/obezite-hastaligi-bel-agrisini-tetikliyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kalp krizi gençleşiyor: Modern yaşam tarzı en önemli faktör</title>
		<link>https://www.muglayenigun.com/kalp-krizi-genclesiyor-modern-yasam-tarzi-en-onemli-faktor/</link>
					<comments>https://www.muglayenigun.com/kalp-krizi-genclesiyor-modern-yasam-tarzi-en-onemli-faktor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[İhlas Haber Ajansı]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 15 Apr 2026 07:31:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.muglayenigun.com/kalp-krizi-genclesiyor-modern-yasam-tarzi-en-onemli-faktor/</guid>

					<description><![CDATA[Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Mustafa Can, 30’lu yaşlarda hızla artan kalp krizi vakalarına karşı uyararak, sinsi belirtilerin yorgunlukla karıştırılmaması gerektiğini vurguladı.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h2>Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Mustafa Can, son yıllarda kalp krizi vakalarının giderek daha genç yaş gruplarında görülmeye başladığına dikkat çekti. Özellikle 30’lu yaşlarda artan vakaların yaşam tarzıyla doğrudan ilişkili olduğunu belirten Prof. Dr. Can, bu tablonun ciddi bir halk sağlığı sorunu haline geldiğini vurguladı.</h2>
</p>
<p>Genç bireylerin göğüs ağrısı, nefes darlığı ve çarpıntı gibi belirtileri çoğu zaman önemsemediğini belirten Medicana Zincirlikuyu Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Mustafa Can, erken tanının hayat kurtardığını hatırlattı. Sağlıklı beslenme, düzenli egzersiz ve stres yönetimiyle kalp krizinin büyük ölçüde önlenebileceğini de belirten Prof. Dr. Mehmet Mustafa Can, düzenli kontrollerin ihmal edilmemesi gerektiğini söyledi.</p>
<p>30’lu yaşlarda alarm veren tablo</p>
</p>
<p>Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Mustafa Can, son yıllarda kalp krizi vakalarının yalnızca ileri yaş grubunda değil, 30’lu hatta 20’li yaşlarda dahi görülmeye başladığını belirterek önemli uyarılarda bulundu. Bu değişimin en büyük nedeninin modern yaşam alışkanlıkları olduğuna dikkat çeken uzman, genç yaşta kalp krizi riskinin artık göz ardı edilemeyecek boyutlara ulaştığını söyledi.</p>
<p>&#8220;Modern yaşam tarzı kalbi yoruyor&#8221;</p>
</p>
<p>Hareketsiz yaşam, fast food ağırlıklı beslenme, yoğun iş temposu ve kronik stresin kalp sağlığını ciddi şekilde tehdit ettiğini belirten Prof. Dr. Mehmet Mustafa Can, özellikle masa başı çalışan gençlerde riskin daha da arttığını ifade etti. Prof. Dr. Can, &#8220;Gün içinde neredeyse hiç hareket etmeyen, düzensiz beslenen ve yüksek stres altında yaşayan bireylerde kalp damar hastalıkları çok daha erken yaşta ortaya çıkabiliyor&#8221; dedi.</p>
<p>Sigara ve enerji içecekleri riski katlıyor</p>
</p>
<p>Gençler arasında yaygın olan sigara, özellikle de elektronik sigara kullanımının yanı sıra enerji içeceklerinin de kalp ritmini olumsuz etkilediğini vurgulayan Medicana Zincirlikuyu Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Mustafa Can, bu alışkanlıkların kalp krizi riskini katladığını belirtti. Prof. Dr. Mehmet Mustafa Can, Özellikle yoğun kafein tüketiminin kalp üzerinde ani ve ciddi etkiler oluşturabileceğine de dikkat çekti.</p>
<p>&#8220;Düzenli kontrol hayat kurtarır&#8221;</p>
</p>
<p>Kalp krizinin her zaman şiddetli göğüs ağrısıyla ortaya çıkmadığını hatırlatan Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Mustafa Can, genç bireylerde belirtilerin daha sinsi olabileceğini söyledi. Göğüste baskı hissi, nefes darlığı, çarpıntı, ani yorgunluk ve soğuk terleme gibi şikâyetlerin mutlaka dikkate alınması gerektiğini belirten Prof. Dr. Mehmet Mustafa Can, &#8220;Gençler bu belirtileri çoğu zaman yorgunluk ya da stres olarak yorumlayıp doktora başvurmuyor. Oysa erken müdahale hayat kurtarır&#8221; dedi. Ailede kalp hastalığı öyküsü olan bireylerin daha dikkatli olması gerektiğini vurgulayan Can, belirli aralıklarla yapılan kalp kontrollerinin muhtemel riskleri önceden ortaya çıkarabileceğini belirtti.</p>
<p>&#8220;Kalbinizi korumak sizin elinizde&#8221;</p>
</p>
<p>Kalp krizinden korunmanın mümkün olduğunu ifade eden Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Mustafa Can, sağlıklı yaşam alışkanlıklarının önemine değinerek şu önerilerde bulundu:</p>
</p>
<p>&#8220;Düzenli egzersiz yapmak, dengeli beslenmek, sigaradan uzak durmak, stresten mümkün olduğunca kaçınmak ve yeterli uyku almak.&#8221;</p>
</p>
<p>Prof. Dr. Mehmet Mustafa Can, &#8220;Kalbinizi korumak için küçük ama etkili adımlar atabilirsiniz. Unutulmamalıdır ki kalp sağlığı, yaşam kalitesinin temelidir&#8221; diyerek sözlerini tamamladı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.muglayenigun.com/kalp-krizi-genclesiyor-modern-yasam-tarzi-en-onemli-faktor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bodrum’da Prostat Tedavisinde Yeni Dönem</title>
		<link>https://www.muglayenigun.com/bodrumda-prostat-tedavisinde-yeni-donem/</link>
					<comments>https://www.muglayenigun.com/bodrumda-prostat-tedavisinde-yeni-donem/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[İhlas Haber Ajansı]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 14 Apr 2026 10:19:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.muglayenigun.com/bodrumda-prostat-tedavisinde-yeni-donem/</guid>

					<description><![CDATA[Acıbadem Bodrum Hastanesi Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Serdar Yalçın, iyi huylu prostat büyümesi tedavisinde kullanılan ve 15 dakikada tamamlanan Rezum (su buharı) yöntemini Bodrum’da ilk kez uygulamaya başladıklarını duyurdu.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h2>Prostat büyümesi tedavisinde kullanılan Rezum (su buharı tedavisi) yöntemi Acıbadem Bodrum Hastanesi’nde ilk kez uygulanmaya başlandı.</h2>
</p>
<p>İyi huylu prostat büyümesi nedeniyle ortaya çıkan idrar yapma ile ilişkili sorunlarda kullanılan Rezum adlı yöntemi uygulayan Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Serdar Yalçın, &#8220;Rezum yöntemi, prostat dokusuna kontrollü su buharı enerjisi verilmesi prensibine dayanıyor. İşlem sırasında verilen su buharı prostat dokusu içerisinde yayılıyor ve hücresel düzeyde etki oluşturarak büyümüş dokunun zamanla küçülmesini sağlıyor&#8221; dedi.</p>
<p>Prostat büyümesi yaşam kalitesini etkiliyor</p>
</p>
<p>Prostat büyümesinin özellikle 50 yaş üzerindeki erkeklerde sık görülen bir sağlık sorunu olduğunu belirten Yalçın, &#8220;Prostat büyümesi; idrar yapma güçlüğü, sık idrara çıkma ve gece idrara kalkma gibi şikayetlere neden olarak hastaların yaşam kalitesini düşürebiliyor. Gelişen teknoloji sayesinde artık daha konforlu ve modern tedavi seçenekleri uygulanabiliyor&#8221; diye konuştu.</p>
<p>&#8220;Rezum sırasında kullanılan enerji aslında su buharının taşıdığı doğal termal enerjidir&#8221;</p>
</p>
<p>Rezum yönteminin prostat dokusuna kontrollü su buharı enerjisi verilmesi prensibine dayandığını belirten Yalçın, şunları ekledi: &#8220;İşlem sırasında verilen su buharı prostat dokusu içerisinde yayılıyor ve hücresel düzeyde etki oluşturarak büyümüş dokunun zamanla küçülmesini sağlıyor. Rezum sırasında kullanılan enerji aslında su buharının taşıdığı doğal termal enerjidir. Prostat dokusuna verilen bu kontrollü enerji, büyümüş dokunun küçülmesini sağlar. İşlem sonrasında vücudun kendi iyileşme mekanizması devreye girer ve prostat dokusu zaman içinde küçülerek idrar akımı rahatlar&#8221;</p>
<p>&#8220;İşlem 10-15 dakika sürüyor&#8221;</p>
</p>
<p>Rezum yönteminin en önemli avantajının kısa sürmesi olduğunu ifade eden Yalçın, &#8220;İşlem genellikle 10-15 dakika içinde tamamlanır. Çoğu hasta kısa sürede günlük yaşamına dönebilir. Rezum yöntemi; özellikle sık idrara çıkan, gece sık sık idrara kalkan, idrar akımı zayıf olan ve idrarın tam boşaltılmasında sorun yaşayan kişiler için uygun bir seçenek olur&#8221; ifadelerini kullandı.</p>
<p>&#8220;Klasik prostat ameliyatlarına kıyasla minimal invaziv bir yöntem&#8221;</p>
</p>
<p>Rezum yönteminin klasik prostat ameliyatlarına kıyasla minimal invaziv bir yöntem olduğunu belirten Yalçın, &#8220;İşlem sırasında kesi yapılmaz. Doğal idrar kanalından girilerek prostat dokusuna müdahale edilir. Bu sayede cerrahi operasyon gerektirmeden prostat dokusunun küçülmesi hedefleniyor&#8221; dedi.</p>
<p>&#8220;50 yaş üzerindeki erkekler düzenli kontrol yaptırmalı&#8221;</p>
</p>
<p>Prostat büyümesine bağlı şikâyetlerin erken dönemde değerlendirilmesinin tedavi seçeneklerini artırdığını vurgulayan Yalçın, &#8220;Özellikle 50 yaş üzerindeki erkekler düzenli ürolojik kontrol yaptırmalı&#8221; uyarısında bulundu.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.muglayenigun.com/bodrumda-prostat-tedavisinde-yeni-donem/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İşitme cihazı alırken dikkat edilmesi gerekenler</title>
		<link>https://www.muglayenigun.com/isitme-cihazi-alirken-dikkat-edilmesi-gerekenler/</link>
					<comments>https://www.muglayenigun.com/isitme-cihazi-alirken-dikkat-edilmesi-gerekenler/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[İhlas Haber Ajansı]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 14 Apr 2026 07:22:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.muglayenigun.com/isitme-cihazi-alirken-dikkat-edilmesi-gerekenler/</guid>

					<description><![CDATA[Odyometrist Ahmet Avcı, işitme cihazlarının kişiye özel ayarlanması gerektiğini belirterek, medikal olmayan ses yükselticilerin işitme sağlığı için büyük bir risk oluşturduğuna dikkat çekti.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h2>Eskişehir’de odyometrist olan Ahmet Avcı, kişiye uygun ve doğru işitme cihazı belirlenmesinin önemine dikkat çekerek, &#8220;Uygun olmayan bir cihaz kulağa fayda yerine zarar verebilir, kullanılmamalıdır&#8221; dedi.</h2>
</p>
<p>Kulağın içine veya arkasına takılan işitme cihazı, işitme kaybı yaşayan bireylerin sesleri daha net ve yüksek duymasını sağlıyor. Mikrofon, amplifikatör ve hoparlörden oluşan cihazlar, dış sesleri toplayıp işleyip kulak kanalına ileterek yaşam kalitesini artırmayı hedefliyor. Odyometrist Ahmet Avcı, işitme cihazı alırken dikkat edilmesi gerekenlerle ilgili uyarılarda bulundu.</p>
<p>&#8220;İşitme cihazı belirlenirken uzman tarafından değerlendirilmeli&#8221;</p>
</p>
<p>Kişiye uygun ve doğru işitme cihazının belirlenmesinin önemli olduğunu söyleyen Ahmet Avcı, &#8220;İşitme cihazını deneme, uygulama, ayarlama, bilgilendirme gibi hizmetler odyoloji uzmanları tarafından yapılmalıdır. Kullanılacak cihaz tipi, kulak kalıbı ve kalıbın akustik özellikleri hastanın işitme kaybına, yaşına, kulak yapısına ve özelliklerine göre belirlenir. Hastanın yaşı, kulak yapısının durumu sebebiyle çok özel bir takım cihaz uygulamaları gerekebilir. İşitme cihazı seçimi ve ayarlanmasında işitme ve anlama seviyesi, iş ve ev faaliyetleri, kullanılan ilaçlar, mevcut hastalıklar ve fiziksel durum gibi değişkenler dikkate alınır. Tek kulağa ya da her iki kulağa cihaz gerekip gerekmediği değerlendirilir. İki taraflı kayıplarda iki kulağa cihaz kullanmak seslerin dengelenmesinde, gürültülü ortamlarda kelimeleri anlama düzeyinin gelişmesinde ve seslerin kaynağının belirlenmesinde önemlidir. İşitme cihazı belirlenirken hastanın bireysel özellikleri ve ihtiyaçları da ilgili uzman tarafından dikkate alınmalıdır&#8221; dedi.</p>
<p>&#8220;Cihaz yatarken kullanılmamalıdır&#8221;</p>
</p>
<p>İşitme cihazlarının genel kullanım özellikleri ve bakımı ile ilgili detaylara değinen Ahmet Avcı, &#8220;Cihazınızın kullanımı satın aldığınız cihazın marka ve modeline göre değişir. Uzmanınızın tavsiyelerine uymak çok önemlidir. Sudan, terden, tozdan mutlak suretle korunmalıdır. Düzenli olarak periyodik bakımları yapılmalıdır. Cihaz yatarken kullanılmamalıdır. Cihazınızı yüksek ısıdan koruyun&#8221; ifadelerini kullandı.</p>
<p>&#8220;İşitme cihazlarının bir uzman tarafından ayarlanması önerilir&#8221;</p>
</p>
<p>Ahmet Avcı, müşterilerinin sıkça kendilerine yönelttiği, &#8220;Ses yükseltme cihazı kullansam olur mu&#8221; sorusuna da cevap verdi. İşitme sağlığını bozduğu için ses yükseltme cihazlarını önermediklerini belirten odyometrist Ahmet Avcı, işitme cihazı ile ses yükseltici arasındaki farkı ise şöyle anlattı:</p>
</p>
<p>&#8220;İşitme cihazları, özel olarak işitme kaybı olan bireylerin ihtiyaçlarını karşılamak için tasarlanmış medikal cihazlardır. Ses yükselticiler ise genellikle genel amaçlı ses artırıcı cihazlardır. İşitme cihazları, işitme uzmanları tarafından bireysel ihtiyaçlara göre ayarlanır ve programlanırken, ses yükselticiler genellikle basit bir şekilde tasarlanmış ve daha az ayar seçeneği sunar. İşitme cihazları, uzun vadeli kullanım için tasarlanmıştır ve genellikle uzun süreli konfor ve güvenilirlik sağlar. Ses yükselticilerin ise işitme cihazları kadar uzun süreli ve etkili olmadığı görülmüştür. Sonuç olarak, işitme cihazları ve ses yükselticiler arasındaki temel fark, tasarım amaçları ve işlevsellik seviyeleridir. İşitme kaybı olan bireyler için cihazların profesyonel bir işitme uzmanı tarafından önerilmesi ve ayarlanması tavsiye edilir.&#8221;</p>
<p><img decoding="async" width="1600" height="1200" src="https://www.muglayenigun.com/wp-content/uploads/2026/04/isitme-cihazi-alirken-dikkat-edilmesi-gerekenler_29102bb81e01.webp" class="attachment-full size-full" alt="" loading="lazy" /><img decoding="async" width="1600" height="1200" src="https://www.muglayenigun.com/wp-content/uploads/2026/04/isitme-cihazi-alirken-dikkat-edilmesi-gerekenler_693386a7227f.webp" class="attachment-full size-full" alt="" loading="lazy" /></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.muglayenigun.com/isitme-cihazi-alirken-dikkat-edilmesi-gerekenler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bel sağlığını korumak için yapılması gerekenler</title>
		<link>https://www.muglayenigun.com/bel-sagligini-korumak-icin-yapilmasi-gerekenler/</link>
					<comments>https://www.muglayenigun.com/bel-sagligini-korumak-icin-yapilmasi-gerekenler/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yenigün Gazetesi]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 12 Apr 2026 13:51:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[Bel]]></category>
		<category><![CDATA[Bel Ağrıları]]></category>
		<category><![CDATA[Bel Ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[Süre]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.muglayenigun.com/?p=408092</guid>

					<description><![CDATA[Doç.Dr.Ahmet İnanır, bel ağrılarının nedenlerini ve korunma yollarını açıkladı. Ağrının bir belirti olduğunu, asıl tedavinin nedenini ortadan kaldırmak olduğunu belirten Doç. Dr. İnanır, fazla kilo, yanlış duruş ve stresin bel sorunlarına yol açabileceğini söyledi.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>
<h3>İnsanların çoğu hayatının herhangi bir döneminde mutlak surette bir defa da olsa bel ağrısı yaşar.</h3>
<p>Peki bel sağlığını korumak ve gelecek yıllarda gelişebilecek bel ağrılarından kurtulmak için yapılabileceklerle ilgili Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Doç.Dr.Ahmet İnanır önemli bilgiler verdi.</p>
<p><strong>BEL AĞRILARI NEDEN OLUR ?</strong></p>
<p>Ağrı bir bulgudur. Hastalık değildir. Tedavi edilmesi gereken şey de ağrı değil; ağrının asıl nedeni olan hastalığın ortadan kaldırılması veya arızanın tamir edilmesidir.</p>
<p>6 haftadan kısa süreli var olan ağrılara Akut Bel Ağrısı denir. Belirli bir aktivite veya travma sonrası gelişebileceği gibi, travmasızda olabilir. Genellikle ağrı, kendiliğinden azalır veya tamamen geçebilir. Bir defa ciddi bel ağrısı yaşayan insanların yaklaşık yüzde 30’u tekrar bir atak geçirebilir. Ancak kontrol ve bakım altında olur ise bu tekrarlama riski en aza indirilebilir. Üç aydan uzun süreli varlığını devam ettiren bel ağrılarına ise Kronik Bel Ağrısı adı verilmektedir. Var olan doku bozukluğu, ortamdaki sinir uçlarını etkileyerek ağrı ortaya çıkarır. En çok gördüğümüz şey ise akut ağrı döneminde kolayca halledebileceğimiz hastalıkların ehil olmayan ellerdeoyalanarak kronik hale gelmesidir.</p>
<p><img decoding="async" src="https://www.muglayenigun.com/wp-content/uploads/2026/04/bel-sagligini-korumak-icin-yapilmasi-gerekenler-0-gnKJH8IC.jpeg" /></p>
<p><strong>BEL AĞRILARINI TETİKLEYEN SEBEPLER NELERDİR ?</strong></p>
<p>Gerçek bir tedavi yapabilmek için gerçek ağrı kaynakları ciddi bir uzman hekim muayenesi ve tetkiklerle araştırılmalıdır. Fazla kilolu olmak, fıtık yapacak kadar veya bel yapılarını zorlayacak kadar ağır kaldırma, eğilerek çalışıyor olmak, uzun süreli oturmak veya otururken öne eğilerek iş yapmak veya durmak veya aynı pozisyonda uzun süre kalmak, stresli dönemlerin uzun sürmesi, çok doğum yapmak, ev işlerini uygunsuz pozisyonda ve uzun süre yani ara vermeden yapmak, cinsel yaşamda beli korumamak bel sorunları yaşamaya neden olmaktadır.</p>
<p><strong>BEL AĞRILARINDAN KORUNMAK VE BEL SAĞLIĞINI KORUMAK İÇİN NELER YAPILMALIDIR?</strong></p>
<p>En önemli olan şeyi kaçırmaktayız. Asıl olan belde ağrı çıkmadan tedbir almaktır.</p>
<p>Bel ağrısı oluşumuna neden olacak şeyler belli olduğuna göre işe bunlara riayet etmekle başlamak mecburiyetindeyiz. Gerekli bakımları yapılmayan araba bizi yolda bırakcağı gibi gerekli bakımları ve korumaları yapılmayan bel de bir gün bize bu acıyı yaşatacaktır. Öncelikli olarak kesinlikle obezite yani fazla kilo fıtığın veya bel ağrılarının en önde gelen nedenlerindendir. Kilo almadan yaşamayı bir hayat tarzı haline getirmeye mecburuz.Bel ağrısı yaşadığımız zaman ne yapacağız sorusu akla gelmektedir.</p>
<p>Öncelikli olarak bu konuda gerçekten tecrübeli olan uzman bir doktora başvurmalı; geçiştirici işlemlerle arızayı kronik hale getirmekten kaçınmalıdır. Altta yatan neden bir tümör, çok ciddi bir fıtık, omur kırığı veya bel kayması da olabileceği için konuyu iyi bilmeyen insanların öneri veya tedavi adı altındaki uygulamaları ile zaman kaybedilmemelidir. Genellikle hastaların ağrılarının geçmesi altta yatan nedenin ortadan kalkmış olduğu şeklinde algılanıp rahat davranılmakta ve kolayca çözülebilecek bir hastalık daha zor çözülür veya çözümsüz hale gelebilmektedir.</p>
<p>Şu bir gerçektir ki, bel ağrısı yeteri kadar önemsenmemektedir. Başımıza çok ciddi sorunlar açabileceğinin bilincinde olunamamaktadır. İnsanlarımız ağrısız yaşatmak ve bel fıtığı gelişmesini önceden engellemek imkan dahilindedir.</p>
<p>Sorunun altında yatan nedenin kesin ortadan kaldırılmasına değil de ağrının ortadan kaldırılmasına yönelinmektedir. Bu ciddi bir hatadır ve hastalarımızı ileri de başına çok büyük sorunlar açabilecek hale getirmektedir.</p>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.muglayenigun.com/bel-sagligini-korumak-icin-yapilmasi-gerekenler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kadınlarda kalp krizinde ölüm riski daha yüksek</title>
		<link>https://www.muglayenigun.com/kadinlarda-kalp-krizinde-olum-riski-daha-yuksek/</link>
					<comments>https://www.muglayenigun.com/kadinlarda-kalp-krizinde-olum-riski-daha-yuksek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yenigün Gazetesi]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 12 Apr 2026 13:51:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[En Az]]></category>
		<category><![CDATA[Gram]]></category>
		<category><![CDATA[Hasta]]></category>
		<category><![CDATA[Kalp]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.muglayenigun.com/?p=408084</guid>

					<description><![CDATA[Kalp hastalıkları kadınlar ve erkeklerde aynı şekilde ilerlemiyor, özellikle ölüm açısından fark belirginleşiyor. Kardiyoloji Uzmanı Dr. Nermina Alagiç, erkeklerde daha sık görülse de kalp hastalıklarında ölüm oranı kadınlarda daha yüksek olduğunu belirterek, kadınlarda bu durumun menopoz sonrası arttığını söyledi.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>
<h3>Kalp hastalıkları hem dünyada hem de Türkiye’de en yaygın ölüm nedeni. Kalp ve damar hastalıkları; koroner kalp hastalığı, serebrovasküler hastalık ve romatizmal kalp hastalığı gibi kalp ve kan damarlarını etkileyen bir grup rahatsızlığı kapsıyor. Bu hastalıklara bağlı ölümlerin beşte dördünden fazlası kalp krizi ve inme nedeniyle oluyor, ölümlerin üçte biri ise 70 yaşın altındaki kişilerde gerçekleşiyor.</h3>
<p><strong>BELİRTİLER FARKLI ŞEKİLLERDE ORTAYA ÇIKABİLİYOR</strong></p>
<p>Kalbin verebileceği sinyalleri anlamak için ona kulak verilmesi gerektiğini dile getiren Kardiyoloji Uzmanı Dr. Nermina Alagiç, “Kalbi bir eve benzetiyorum. Nasıl ki bir evde su tesisatı, elektrik sistemi, duvarlar ve kapılar bir bütün halinde çalışıyorsa, kalp de benzer şekilde farklı yapılardan ve sistemlerden oluşuyor. Bu sistemlerde ortaya çıkan bir sorun, kendini farklı şikayetlerle gösterir. Bu nedenle hastanın şikayetlerinin türü ve sahip olduğu risk faktörleri, hangi ‘tesisata’ odaklanmamız gerektiğini anlatır. Muayene sırasında da bu doğrultuda değerlendirme yaparak sorunun kaynağını belirleriz. Bu nedenle kalbi etkileyebilecek pek çok neden olsa da en sık karşılaşılan belirtiler; kola, çeneye veya sırta yayılabilen baskı ya da yanma tarzında göğüs ağrısı, çarpıntı, nefes darlığı, halsizlik, mide bulantısı, kusma ve terleme şeklinde sıralanabilir. Burada önemli olan daralan damara zamanında müdahale edebilmek. Bunun için de stent takılabilir, balon işlemi veya bypass uygulanabilir. Bu operasyonlar zamanında yapıldığında kalp rahatsızlığının etkilerini büyük ölçüde azaltabiliriz. Ancak hasta belirtileri göz ardı edip sağlık merkezine geç başvurursa her türlü önleme rağmen hayatına kalp yetmezliği ile devam etmek zorunda kalabilir” diye konuştu.</p>
<p>Kalp sağlığı için tütün ürünlerinin kesinlikle bırakılması gerektiğinin altını çizen Alagiç, “Ayrıca özel durumu olan hastalar hariç haftanın en az 5 günü en az yarım saat egzersiz yapılmalı. Günlük tuz tüketimi Türk mutfağında bu miktar 18 grama kadar çıkabilse de 5 gramı geçmemeli. Balık tüketimi omega-3 açısından zengin somon, uskumru ve sardalya gibi türlerle haftada en az 1 olmalı, kırmızı et mümkün olduğunca azaltılmalı ve haftada en fazla 350-500 gram tüketilmeli. Günde 30 gram çiğ kuruyemiş, en az 200 gram meyve ve en az 200 gram sebze tüketimi gibi küçük değişikliklerle kalbi korumak mümkün” dedi.</p>
<p><strong>KALP KONTROLLERİNE BAŞLAMA YAŞI GİDEREK DÜŞÜYOR</strong></p>
<p>Kalp sağlığının takipçisi olmak için neler yapılması gerektiğine de değinen Alagiç, sağlık merkezine başvurulduğunda hastanın hikayesini dinleyerek skorlama yöntemiyle değerlendirme yapıldığını, gerekli görüldüğünde EKO, kontrastlı sanal anjiyo veya efor testi gibi görüntüleme tetkiklerine başvurulduğunu söyledi.</p>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.muglayenigun.com/kadinlarda-kalp-krizinde-olum-riski-daha-yuksek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Baharın habercisi&#8230; Alerjik Konjonktivit</title>
		<link>https://www.muglayenigun.com/baharin-habercisi-alerjik-konjonktivit/</link>
					<comments>https://www.muglayenigun.com/baharin-habercisi-alerjik-konjonktivit/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yenigün Gazetesi]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Apr 2026 10:43:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Altuğ]]></category>
		<category><![CDATA[Göz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.muglayenigun.com/?p=406731</guid>

					<description><![CDATA[Göz Vakfı Bayrampaşa Göz Hastanesi doktorlarından Op. Dr. Mitat Altuğ, bahar aylarının gelmesiyle birlikte artış gösteren göz alerjileri ve korunma yöntemleri hakkında kritik uyarılarda bulundu. Özellikle polenlerin yanı sıra güneş ışınları ve havuz klorunun da tetikleyici olduğunu belirten Altuğ, en sık rastlanan tablonun "Alerjik Konjonktivit" olduğunu vurgulayarak her 100 kişiden yaklaşık 30’u mevsimsel göz alerjisi problemi yaşıyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>
<h3><strong> </strong>Göz kapaklarının iç kısmını ve gözün beyazını örten zar tabakasının iltihaplanmasıyla ortaya çıkan bu hastalık; <b>kaşıntı, kızarıklık, sulanma ve ışık hassasiyeti</b> ile kendini gösteriyor.</h3>
<p>Dr. Altuğ, bahar aylarında özellikle iki tip konjonktivite dikkat çekiyor:</p>
<p><b>İşte Op. Dr. Mitat Altuğ’un açıklamaları ışığında bahar alerjisi ve göz sağlığına dair merak edilenler </b></p>
<p><b>MEVSİMSEL ALERJİK KONJONKTİVİT</b></p>
<p>Dr. Altuğ, temel nedenin havadaki polenler olduğunu belirterek; özellikle Türkiye’de Nisan ve Temmuz ayları arasında yoğunlaşan çayır otu polenlerinin ana tetikleyici rol oynadığını vurguladı. Belirtiler arasında göz kapaklarında şişlik, yanma ve sulanma görüldüğünü ifade eden Altuğ, bu durumun genellikle görme yetisini etkilemediğini ancak sıklıkla hapşırma ve burun akıntısı (saman nezlesi) gibi şikâyetlerin tabloya eşlik ettiğini kaydetti. Ayrıca; tüm vakaların yaklaşık yarısını oluşturan bu tür, genellikle çocuklarda görülüyor bilgisini ekledi.</p>
<p><b>VERNAL (BAHAR) KERATOKONJONKTİVİTİ ERKEK ÇOCUKLARINDA SIK RASTLANIYOR</b></p>
<p>Dr. Altuğ, özellikle daha ciddi bir tablo çizen Vernal (Bahar) Keratokonjonktiviti konusunda ise şu uyarılarda bulundu: &#8220;Çocukluk döneminde başlayıp 20’li yaşlara kadar devam edebilen bu tür, ergenlik öncesi dönemdeki erkek çocuklarda kızlara oranla 3 kat daha fazla görülmektedir. Sadece kaşıntı ve yanma ile sınırlı kalmayan bu rahatsızlık, ağır vakalarda kornea (saydam tabaka) tutulumuna yol açarak görme azlığına neden olabilmektedir. Ayrıca hastalarımızın gözlerini şiddetli şekilde ovuşturması, zamanla yapısal ve ilerleyici bir kornea hastalığı olan Keratokonus gelişme riskini de ciddi oranda artırmaktadır.&#8221;</p>
<p><img decoding="async" src="https://www.muglayenigun.com/wp-content/uploads/2026/04/baharin-habercisi-alerjik-konjonktivit-0-7WfIsCOa.jpeg" /></p>
<p><b>ALERJİDEN KORUNMAK İÇİN 10 ALTIN KURAL</b></p>
<p>Op. Dr. Mitat Altuğ, şikâyetleri minimalize etmek için şu önlemleri sıralıyor:</p>
<ul>
<li><b>Saat Aralığına Dikkat:</b> Güneşin en dik geldiği 10.00 &#8211; 17.00 saatleri arasında zorunlu olmadıkça dışarı çıkmayın.</li>
<li><b>Aksesuar Kullanın:</b> Dışarıda mutlaka güneş gözlüğü, şapka veya şemsiye kullanın.</li>
<li><b>Hava Filtresi:</b> Klimalardan uzak durun; kullanılacaksa polen filtreli olanları tercih edin.</li>
<li><b>İzolasyon:</b> Polen mevsiminde ev ve araba camlarını kapalı tutun.</li>
<li><b>Temiz Hava:</b> Sigara dumanından ve havasız ortamlardan kaçının.</li>
<li><b>Ev Dekorasyonu:</b> Toz tutan halı ve kilim gibi eşyaları evinizden uzaklaştırın.</li>
<li><b>Asla Ovuşturmayın:</b> Gözlerinizi kaşımaktan kaçının (kornea hasarı riski)</li>
<li><b>Soğuk Uygulama:</b> Gözlere soğuk kompres yapmak inflamasyonu azaltır.</li>
<li><b>Suni Gözyaşı:</b> Doktor önerisiyle suni gözyaşı damlalarını soğuk olarak damlatın.</li>
<li><b>Lens Molası:</b> Alerji dönemlerinde kontakt lens kullanımına ara verin.</li>
</ul>
<p><b>&#8220;KORTİZONLU DAMLALARA DİKKAT!&#8221;</b></p>
<p>Önlemlerin yetersiz kaldığı durumlarda mutlaka bir göz hekimine başvurulması gerektiğini belirten Dr. Altuğ, tedavi süreciyle ilgili önemli bir uyarıda bulundu:</p>
<p>&#8220;Hekim kontrolünde antihistaminik veya gerekli hallerde kortizonlu damlalar kullanılabilir. Ancak kontrolsüz ve uzun süreli kortizon kullanımı, geri dönüşü olmayan görme kayıplarına, göz tansiyonuna (glokom) ve katarakta yol açabilir.&#8221;</p>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.muglayenigun.com/baharin-habercisi-alerjik-konjonktivit/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dijital ekranlar &#8217;emzik&#8217; gibi kullanılmamalı!</title>
		<link>https://www.muglayenigun.com/dijital-ekranlar-emzik-gibi-kullanilmamali/</link>
					<comments>https://www.muglayenigun.com/dijital-ekranlar-emzik-gibi-kullanilmamali/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yenigün Gazetesi]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Apr 2026 10:42:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Baş]]></category>
		<category><![CDATA[Dijital]]></category>
		<category><![CDATA[Dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[Kitap]]></category>
		<category><![CDATA[Kitap Okuma]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.muglayenigun.com/?p=406726</guid>

					<description><![CDATA[İngiltere’de yapılan güncel bir araştırma, dijitalleşmenin çocuklar üzerindeki çarpıcı etkisini gözler önüne serdi. "Tablet nesli" olarak adlandırılan çocukların kitap sayfalarını çevirmek yerine "kaydırmaya" çalıştığı belirlendi.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>
<h3><strong> </strong>İngiltere’de Kindred Squared tarafından 2024 yılında gerçekleştirilen “School Readiness” (Okula Hazır Olma) araştırması, dijital yerlilerin fiziksel kitaplarla kurduğu ilişkinin zayıfladığını ortaya koydu.</h3>
<p>Araştırmaya göre, her üç çocuktan biri okula başladığında bir kitabı nasıl doğru kullanacağını bilmiyor.</p>
<p>Öğretmenler, çocukların kitap sayfalarını çevirmek yerine tablet ekranlarındaki gibi &#8220;kaydırma&#8221; (swipe) hareketi yapmaya çalıştığını rapor ediyor.</p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Çocuk Gelişimi Bölümü’nden Öğr. Gör. Elif Konar Özkan, 2 Nisan Dünya Çocuk Kitapları Günü kapsamında çocukların kitapla tanışmadan okula başlamasının bilişsel ve duygusal risklerine karşı aileleri uyardı.</p>
<p><strong>“TABLET NESLİ”NİN OKUMA ALIŞKANLIKLARINDA DEĞİŞİKLER DİKKAT ÇEKİCİ</strong></p>
<p>Yapılan akademik araştırmalar ve çalışmaların, bilişsel ve nörolojik dönüşümlerin sinyallerini verdiğine işaret eden Öğr. Gör. Elif Konar Özkan, “Artık zihnin, belleğin, hafızanın, sinir sisteminin kullanım şekli değişmeye başlamıştır. ‘Tablet nesli’ veya ‘dijital yerli’ diye isimlendirilen neslin dikkat sürelerinde ve okuma alışkanlıklarında değişiklikler dikkati çekmektedir. Özellikle hızlı tempolu dijital oyunlar ve Youtube Kids, TikTok gibi platformlar, bir yandan çocukların dikkat sürelerini ve derin odaklanma becerilerini kısaltır diğer yandan sürekli ve anlık dopamin salgısı ile ödül mekanizmasını aktifleştirir. Dijital uygulamalar, çocuğun dikkatini bir dakika hatta saniye bile bırakmamak üzere kurgulanmıştır ve her şey hazır sunulmaktadır. Kitapla vakit geçirmek ise sabır ve zihinsel faaliyet gerektirir çünkü kitap dinleyen/okuyan çocuk zihninde bir dünya kurar; analiz sentez anlama yorumlama melekeleri sürekli aktiftir. Bu da tembelleştiren dijital faaliyetlerin yanında oldukça yorucu gelebilir.” dedi.</p>
<p><strong>KİTAP OKUMA ALIŞKANLIĞI KAZANDIRMAK GÜÇLEŞTİ</strong></p>
<p>Dönem itibariyle okuma alışkanlığı kazandırmayı güçleştiren etkenlerin birden fazla olduğunu kaydeden Öğr. Gör. Elif Konar Özkan, “Kitap okumak için oturmak, uygun kitabı seçmek için ilgi ve ihtiyaçları keşfetmek, bireyin ilgilerini potansiyelini keşfetmek için zaman ayırmak, kitap sayfalarını çevirmek için ince motor becerilerini kullanmak, hikâyenin içine girmek için dinlemek ve/veya okuduğunu anlamak, okuduğunu anlamak için bilişsel çaba ve odaklanma becerisini kullanmak gerekmektedir. Bu eylemler ise dijital yerliler için durağan, yeknesak ve aşırı yavaş gelebilmektedir. Tablet kullanımıyla tıklama ve yüzeysel taramaya alışan çocuk ve genç için (maalesef ki yetişkin için de) metnin duygusal derinliğini kavrama, görünürdeki ve alt metindeki iletileri fark etme zorlaşır. Kitap okuma eylemi hem somut hem soyut bağ kurabilme becerisidir ve bu alışkanlık tüm gelişim alanlarının aktif kullanımını gerektirir.” diye konuştu.</p>
<p><img decoding="async" src="https://www.muglayenigun.com/wp-content/uploads/2026/04/dijital-ekranlar-emzik-gibi-kullanilmamali-0-P2MKu9XA.jpeg" /></p>
<p><strong>DİJİTAL EKRANLAR &#8216;EMZİK&#8217; GİBİ KULLANILIYOR</strong></p>
<p>Ailelere önemli sorumluluklar düştüğünü vurgulayan Öğr. Gör. Elif Konar Özkan, “Çocuklar çevrelerinde ellerinde somut kitap okuyan, kitap okuma alışkanlığı olan, kitaba para ve zaman ayıran yetişkinler görmeli. Kitap okumanın iyi bir şey olduğunu gözlemleyebilmeli ve yaşayabilmeli çocuklar. Özellikle ekranın hiçbir türü ‘dijital dadı/bakıcı’ gibi olmamalı çocuğun hayatında. Yani ebeveynlere zor gelen anlarda; yemek yerken, seyahatte, toplu taşımada, alışverişte vb. denize düştüklerinde sarıldıkları bir yılan kıvamına gelmemeli hiçbir ekran türü. Zorlayıcı anlarda ekranın bir emzik gibi kullanılması çocukların can sıkıntısıyla başa çıkma, gereğinde kendi iç dünyasına dönme, hayal kurma, kurgulama, düşleme ve baş etme yeteneklerinin kaybolmasına neden olur.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Çocukların henüz okula başlamadan önce ortak dikkat becerilerinin gelişebilmesinin önemine vurgu yapan Öğr. Gör. Elif Konar Özkan, bir çocuğun yetişkinle kitap okuması, bakması, incelemesi, sayfaları çevirmek, resimler üzerine konuşmak gibi basit eylemler, beyin ve sinir sistemini dijitalle parçalanmış dikkatten koruyacağını söyledi.</p>
<p>Bunun aynı zamanda çocuğun merakını diri tutacak, bağ kurma, iletişim, ilişki ve diyalog kurma, empati becerilerini güçlendireceğini söyleyen Özkan, &#8220;Banyo kitapları, oyuncak kitaplardan başlayarak çocuğun kitapla tanışması/tanıştırılması ve kitaba hayatında yer bulması bu alışkanlığı adım adım oluşturacak önemli davranışlardandır. Önemli günlerde kitabı bir hediye olarak almak yani kitap sevdiğine hediye edilebilecek kıymette bir nesne algısını oluşturmak tabii ki bıktırmadan… Ayrıca etkileşimli okuma etkinlikleriyle çocuğun bu bağını kuvvetlendirmek… Kitapla tanışmadan önce de sözlü kültür unsurlarıyla çocuğu adım adım edebiyat, sanat ve okuma dünyasına sokmak. Nasıl? Ninniler, bilmeceler, maniler, tekerlemeler, masallar gibi sözlü kültür unsurları, kitap okuma alışkanlığına giden yolun başlangıç aşamalarını oluşturur aslında.” diye konuştu.</p>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.muglayenigun.com/dijital-ekranlar-emzik-gibi-kullanilmamali/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Uzmanlardan sağlık uyarısı: &#8220;Sahra tozları sağlığı olumsuz etkiliyor&#8221;</title>
		<link>https://www.muglayenigun.com/uzmanlardan-saglik-uyarisi-sahra-tozlari-sagligi-olumsuz-etkiliyor/</link>
					<comments>https://www.muglayenigun.com/uzmanlardan-saglik-uyarisi-sahra-tozlari-sagligi-olumsuz-etkiliyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[İhlas Haber Ajansı]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 03 Apr 2026 09:31:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.muglayenigun.com/uzmanlardan-saglik-uyarisi-sahra-tozlari-sagligi-olumsuz-etkiliyor/</guid>

					<description><![CDATA[Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Mustafa Faysal Baysal, Sahra çöl tozlarının solunum yolları, kalp sağlığı ve alerjik hastalıklar üzerindeki tehlikeli etkilerine karşı kritik uyarılarda bulundu.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h2>Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Mustafa Faysal Baysal, sahra tozlarının yalnızca solunum yollarını değil, aynı zamanda alerjik bünyeye sahip bireyleri de olumsuz etkilediğini söyledi.</h2>
<p>Bölgeyi etkisi altına alan sahra çöl tozları, yüksek oranda ince partikül madde içerdiğinden başta solunum yolları olmak üzere sağlık açısından tehdit oluşturuyor. Medline Adana Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Mustafa Faysal Baysal, özellikle risk altında yer alan bireylerin çöl tozlarının etkili olduğu günlerde dikkatli olması gerektiğini belirterek uyarı ve önerilerinde bulundu.</p>
<p>Solunum yolları risk altında</p>
<p>Dr. Baysal, çöl tozlarının yüksek oranda ince partikül madde (PM10 ve PM2.5) içerdiğinden solunum yollarına doğrudan etki ettiğini ifade ederek, &#8220;Bu durum ise nefes darlığı, öksürük ve boğazda tahriş gibi şikâyetlere yol açabiliyor. Astım ve KOAH hastalarında ise atak sıklığında artış gözlemlenebiliyor. Bu nedenle özellikle kronik solunum hastalığı bulunan kişilerin dış ortamda uzun süre kalmaması gerekiyor. Sahra tozları yalnızca solunum yollarını değil, aynı zamanda alerjik bünyeye sahip bireyleri de olumsuz etkiliyor. Burun akıntısı, hapşırma, gözlerde kaşıntı ve sulanma gibi belirtiler bu dönemde daha sık görülüyor. Alerjik rinit ve göz alerjisi olan kişilerin maske kullanımı ve hijyen kurallarına dikkat etmesi önem taşıyor&#8221; dedi.</p>
<p>Kalp ve damar sağlığına dikkat!</p>
<p>Havadaki ince partiküllerin yalnızca akciğerleri değil, dolaşım sistemini de etkileyebildiğini kaydeden Baysal, &#8220;Bu partiküller, kana karışarak kalp ritim bozuklukları ve tansiyon yükselmesi gibi istenmeyen sorunlara neden olabiliyor. Özellikle yaşlı bireyler ve kalp hastalarının bu süreçte tedbirli davranmaları ve kendilerini korumaları gerekiyor&#8221; diye konuştu.</p>
<p>Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Baysal, bu dönemde korunmak için yapılabilecekleri ise şöyle sıraladı:</p>
<p>&#8220;Mümkün olduğunca kapalı alanlarda kalın. Dışarı çıkmanız gerekiyorsa maske kullanın. Bol su tüketerek metabolizmanızı destekleyin. Gözlerinizi korumak için temas ve ovuşturmadan kaçının. Eve geldikten sonra el, yüz ve burun temizliğine dikkat edin. Kronik hastalığınız varsa ve bununla ilgili belirtiler artarsa bir sağlık kuruluşuna başvurun.&#8221;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.muglayenigun.com/uzmanlardan-saglik-uyarisi-sahra-tozlari-sagligi-olumsuz-etkiliyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Varis’te yeni nesil dönem: &#8220;Ameliyatsız ve iz bırakmayan tedaviler&#8221;</title>
		<link>https://www.muglayenigun.com/variste-yeni-nesil-donem-ameliyatsiz-ve-iz-birakmayan-tedaviler/</link>
					<comments>https://www.muglayenigun.com/variste-yeni-nesil-donem-ameliyatsiz-ve-iz-birakmayan-tedaviler/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[İhlas Haber Ajansı]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 31 Mar 2026 07:39:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.muglayenigun.com/?p=405159</guid>

					<description><![CDATA[Memorial Bodrum Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi uzmanları Doç. Dr. İbrahim Uyar ve Op. Dr. Filiz Bakkal, varis tedavisinde güncel yöntemleri açıklayarak; ihmal edilen varislerin pıhtı oluşumu ve varis yarası gibi ciddi riskler taşıdığına dikkat çekti.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h2>Memorial Bodrum Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi uzmanları Doç. Dr. İbrahim Uyar ve Op. Dr. Filiz Bakkal, varis tedavisindeki güncel yaklaşımları ve hastaların en çok merak ettiği konular hakkında bilgi verdi.</h2>
<p>Uzman doktorlar Uyar ve Bakkal tarafından yapılan açıklamada, &#8220;Varis tedavisi artık yalnızca bir müdahale değil; kişinin kendini iyi hissetmesini sağlayan estetik bir iyileşme sürecidir. Varis yalnızca bir damar problemi değildir. Bacaklarda oluşan ağırlık, şişlik ve yorgunluk hissinin yanı sıra estetik açıdan da kişilerin kendilerini nasıl hissettiklerini etkileyen bir durumdur. Bu nedenle tedavi planı oluşturulurken hem sağlık hem de estetik beklentiler birlikte değerlendirilir. Günümüzde hastalar tedavi sonrası doğal ve izsiz bir görünüm beklemektedir. Bu nedenle her hasta için damar yapısı, hastalığın derecesi ve estetik beklentiler birlikte değerlendirilerek kişiye özel bir tedavi planı hazırlanır. Doğal görünen bacaklar, doğru planlanmış tedavilerin sonucudur. Estetik açıdan rahatsızlık oluşturan kılcal damarlar için lazer ve skleroterapi yöntemleri uygulanabilmektedir. Bu işlemler bacaklarda daha homojen ve pürüzsüz bir görünüm elde edilmesine yardımcı olur. Varis tedavisindeki en önemli gelişme, yöntemlerin ameliyatsız ve çok daha konforlu hale gelmesidir. Günümüzde; Endovenöz lazer, Radyofrekans, Köpük skleroterapisi, Biyolojik yapıştırıcı gibi yöntemlerle hastalar uzun iyileşme süreçleri yaşamadan etkili sonuçlar elde edebilmektedir. Ciltten kabarık diz altı veya diz üstü varisler mevcutsa ve Doppler ultrason incelemesinde toplardamarlarda reflü (kanın geriye kaçması) tespit ediliyorsa tedavi planlanması gerekir. Ancak birçok hasta bu belirtileri görmezden gelerek tedaviyi erteleyebilmektedir. Oysa erken teşhis ve erken tedavi, hastalığın ilerlemesini önlemede büyük önem taşır.</p>
<p>Aşağıdaki belirtiler görüldüğünde bir kalp ve damar cerrahına başvurulması önerilir&#8221; dedi.</p>
<p>Uzmanlar, doktora başvurulmasını gerektiren belirtileri şöyle sıraladı: Bacaklarda belirgin varis damarları, Akşama doğru artan bacak ağrısı, Akşam saatlerinde artan bilek ödemi, Kas krampları, Ciltte kalınlaşma, Ciltte koyu kahverengi renk değişiklikleri.</p>
<p>&#8220;Varis oluşumunda genetik yatkınlığın önemli bir rol oynadığını ifade eden uzman doktorlar Uyar ve Bakkal, &#8220;Ancak yaşam tarzı, meslek ve özellikle kadınlarda gebelik sayısı hastalığın ortaya çıkma zamanını ve şiddetini belirleyen faktörler arasındadır. Araştırmalar; anne veya babada varis varsa riskin 2-4 kat arttığını, her iki ebeveynde varsa riskin %70-80’e kadar çıkabildiğini göstermektedir. Bunun başlıca nedenleri damar duvarındaki yapısal zayıflık ve kapakçıkların doğuştan daha dayanıksız olmasıdır. Ailesinde varis bulunan bireylerin erken tanı ve korunma amacıyla düzenli kontrol yaptırmaları önerilir. Varis yalnızca estetik bir problem değildir; tedavi edilmediğinde ilerleyerek; Kronik venöz yetmezlik, Ciltte değişiklikler (kahverengi veya mor renk değişimleri, ciltte incelme, hassasiyet, sürekli kaşıntı, egzama benzeri lezyonlar), Venöz ülser (varis yarası), Pıhtı oluşumu (tromboflebit) gibi ciddi sağlık sorunlarına neden olabilir&#8221; açıklamasında bulundu.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.muglayenigun.com/variste-yeni-nesil-donem-ameliyatsiz-ve-iz-birakmayan-tedaviler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Uzm. Dr. Baver Demir: &#8220;Ateş, öksürük, döküntü çocuklarda her belirti neden ciddiye alınmalı&#8221;</title>
		<link>https://www.muglayenigun.com/uzm-dr-baver-demir-ates-oksuruk-dokuntu-cocuklarda-her-belirti-neden-ciddiye-alinmali/</link>
					<comments>https://www.muglayenigun.com/uzm-dr-baver-demir-ates-oksuruk-dokuntu-cocuklarda-her-belirti-neden-ciddiye-alinmali/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[İhlas Haber Ajansı]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Mar 2026 10:07:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.muglayenigun.com/uzm-dr-baver-demir-ates-oksuruk-dokuntu-cocuklarda-her-belirti-neden-ciddiye-alinmali/</guid>

					<description><![CDATA[Çocuk Sağlığı Uzmanı Dr. Baver Demir; çocuklarda görülen ateş, öksürük ve hızlı yayılan döküntülerin ciddi hastalıkların öncü belirtisi olabileceğini belirterek ebeveynleri erken teşhis konusunda uyardı.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h2>Medical Point Gaziantep Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzm. Dr. Baver Demir, çocukluk döneminde sık görülen belirtiler hakkında önemli açıklamalarda bulundu.</h2>
</p>
<p>Çocukluk döneminin, bağışıklık sisteminin henüz gelişim aşamasında olduğu hassas bir süreç olduğuna dikkat çeken Uzm. Dr. Baver Demir, bu dönemde ortaya çıkan ateş, öksürük ve döküntü gibi belirtilerin her zaman dikkatle değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.</p>
</p>
<p>&#8220;Ateş tek başına bir hastalık değil, vücudun bir tepkisidir&#8221; diyen Demir, özellikle uzun süren, düşmeyen ya da sık tekrarlayan ateşin mutlaka uzman kontrolünde değerlendirilmesi gerektiğini belirtti. Demir, bu durumun basit enfeksiyonlardan daha ciddi sağlık sorunlarına kadar farklı nedenlere bağlı olabileceğini ifade etti.</p>
</p>
<p>Öksürüğün çoğu zaman üst solunum yolu enfeksiyonlarına bağlı geliştiğini belirten Uzm. Dr. Baver Demir, &#8220;Ancak uzun süre geçmeyen, gece artan ya da nefes darlığı ile birlikte görülen öksürükler, alerjik hastalıkların veya alt solunum yolu enfeksiyonlarının habercisi olabilir. Bu nedenle ailelerin bu belirtileri yakından takip etmesi gerekir&#8221; dedi.</p>
</p>
<p>Deri döküntülerinin de ebeveynlerde sık endişe oluşturan belirtiler arasında yer aldığını söyleyen Demir, bazı döküntülerin basit viral enfeksiyonlarla ilişkili olabileceğini, ancak ateş, halsizlik, iştahsızlık ya da hızlı yayılım gibi görülen döküntülerin daha ciddi hastalıkların işareti olabileceğini kaydetti.</p>
</p>
<p>Erken teşhisin çocuk sağlığında hayati önem taşıdığına dikkat çeken Uzm. Dr. Baver Demir, &#8220;Çocuklarda görülen hiçbir belirti ‘nasıl olsa geçer’ düşüncesiyle göz ardı edilmemelidir. Özellikle küçük yaş grubunda hastalıklar hızlı ilerleyebilir. Şüpheli durumlarda vakit kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır&#8221; diye konuştu.</p>
</p>
<p>Medical Point Gaziantep Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Baver Demir ebeveynlerin bilinçli ve dikkatli yaklaşımının, çocuklarda ihtimal ciddi hastalıkların erken teşhis ve tedavisinde kritik rol oynadığını vurguladı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.muglayenigun.com/uzm-dr-baver-demir-ates-oksuruk-dokuntu-cocuklarda-her-belirti-neden-ciddiye-alinmali/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Baharın &#8220;Polen Kabusu&#8221; Başladı: Prof. Dr. Nacaroğlu’ndan Hayati Uyarılar!</title>
		<link>https://www.muglayenigun.com/baharin-polen-kabusu-basladi-prof-dr-nacaroglundan-hayati-uyarilar/</link>
					<comments>https://www.muglayenigun.com/baharin-polen-kabusu-basladi-prof-dr-nacaroglundan-hayati-uyarilar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[İhlas Haber Ajansı]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 27 Mar 2026 06:02:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.muglayenigun.com/baharin-polen-kabusu-basladi-prof-dr-nacaroglundan-hayati-uyarilar/</guid>

					<description><![CDATA[Prof. Dr. Hikmet Tekin Nacaroğlu, polen alerjisinin hafife alınmaması gerektiğini belirterek, immünoterapi yönteminin alerjinin astıma dönüşmesini engelleyen tek tedavi olduğunu vurguladı.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h2>Bahar aylarının gelmesiyle doğa canlanırken, milyonlarca kişi için &#8220;polen kabusu&#8221; da başlıyor. Sabah uyanır uyanmaz peş peşe gelen hapşırıklar, gözlerdeki kaşıntı ve bitmek bilmeyen burun akıntısı hayat kalitesini düşürüyor. Medipol Sağlık Grubu’ndan Çocuk İmmünoloji ve Alerji Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Hikmet Tekin Nacaroğlu polen alerjisinin hafife alınmaması gerektiğini, özellikle çocuklarda tedavi edilmeyen alerjinin astımı tetikleyebileceğini vurguladı.</h2>
</p>
<p>Sabah uyanır uyanmaz peş peşe hapşırıklar, burun akıntısı ve gözlerde kaşıntı bahar aylarında sıkça görülen bu şikâyetlerin nedeni çoğu zaman polen alerjisi oluyor. Medipol Mega Üniversite Hastanesi’nden Prof. Dr. Hikmet Tekin Nacaroğlu, polenlerin özellikle alerjik bünyeye sahip kişilerde ciddi rahatsızlıklara yol açabileceğini belirterek, doğru tanı ve korunma yöntemlerinin büyük önem taşıdığını söyledi.</p>
<p>Polenler astım ataklarını tetikleyebilir</p>
</p>
<p>Polenlerin çıplak gözle görülmeyen ancak alerjik reaksiyonlara neden olabilen antijenler olduğunu belirten Prof. Dr. Nacaroğlu, &#8220;Polenler solunum yoluyla vücuda girdiğinde burunda kaşıntı, peş peşe hapşırık, burun akıntısı, öksürük, gözlerde kızarıklık ve kaşıntı gibi şikâyetlere yol açabilir. Astım hastalarında ise bu durum astım ataklarını tetikleyebilir. Polen yoğunluğu özellikle sabah saatlerinde daha fazla oluyor. Evlerin havalandırılması konusunda dikkatli olunması gerekir. Polen mevsiminde evleri sabah erken saatlerde havalandırmamak önemli. Açık havada zaman geçirdikten sonra eve gelince kıyafetleri değiştirmek ve duş almak da polen temasını azaltmaya yardımcı olur&#8221; diye konuştu.</p>
<p>Dışarıda kurutulan kıyafetler polen taşıyabilir</p>
</p>
<p>Bahar aylarında çamaşırların dışarıda kurutulmasının polen maruziyetini artırabileceğine dikkat çeken Prof. Dr. Nacaroğlu, &#8220;Kıyafetler dışarıda kurutulduğunda üzerlerine polenler yapışabilir ve bu da alerji şikâyetlerini artırabilir. Ayrıca dışarı çıkarken gözlük ve şapka kullanmak da polenlerden korunmaya yardımcı olabilir. Alerji belirtileri yaşayan kişilerde öncelikle bunun gerçekten polen alerjisi olup olmadığının belirlenmesi gerekiyor. Bunu anlamak için deri üzerinden yapılan testler veya kanda yapılan alerji testleriyle polenlere karşı duyarlılığı tespit edebiliyoruz&#8221; dedi.</p>
<p>İmmonoterapi tedavisiyle kontrol altına alınabiliyor</p>
</p>
<p>Tanı konulduktan sonra ilk aşamada korunma önlemleri ve ilaç tedavisi uygulandığını belirten Prof. Dr. Nacaroğlu, şikâyetlerin kontrol altına alınamadığı durumlarda alerjen immünoterapisinin devreye girdiğini kaydederek, şunları ekledi:</p>
</p>
<p>&#8220;İmmünoterapi tedavisinde alerjen özütleri hastaya giderek artan dozlarda verilerek vücudun bu maddeye karşı duyarsızlaşması sağlanır. Bu uzun soluklu bir tedavi olsa da hastalığın kontrol altına alınmasını sağlar ve alerjinin astıma ilerlemesini önleyebilen tek tedavi yöntemidir.&#8221;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.muglayenigun.com/baharin-polen-kabusu-basladi-prof-dr-nacaroglundan-hayati-uyarilar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Demirçubuk’tan menenjit hakkında uyarılar</title>
		<link>https://www.muglayenigun.com/cocuk-sagligi-ve-hastaliklari-uzmani-dr-demircubuktan-menenjit-hakkinda-uyarilar/</link>
					<comments>https://www.muglayenigun.com/cocuk-sagligi-ve-hastaliklari-uzmani-dr-demircubuktan-menenjit-hakkinda-uyarilar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[İhlas Haber Ajansı]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 26 Mar 2026 08:43:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.muglayenigun.com/cocuk-sagligi-ve-hastaliklari-uzmani-dr-demircubuktan-menenjit-hakkinda-uyarilar/</guid>

					<description><![CDATA[Medical Point Gaziantep Hastanesi uzmanları, menenjitin ölümcül risklerine karşı uyararak, rutin takvimde olmayan ancak hayati önem taşıyan özel menenjit aşılarının mutlaka yapılması gerektiğini vurguladı.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h2>Medical Point Gaziantep Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Ayşe Gümüş Demirçubuk, menenjit hakkında uyarılarılarda bulunarak önlemler hakkında bilgilendirmede bulundu.</h2>
</p>
<p>Dr. Demirçubuk, &#8220;Menenjit, erken teşhis edilmediğinde ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir. Yüksek ateş, şiddetli baş ağrısı, ense sertliği, mide bulantısı ve ışığa hassasiyet gibi belirtiler görüldüğünde vakit kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır&#8221; dedi.</p>
</p>
<p>Dr. Öğr. Üyesi Ayşe Gümüş Demirçubuk, hastalığın bazı türlerinin bulaşıcı olabileceğine dikkat çekerek, hijyen kurallarına özen gösterilmesini, kalabalık ortamlardan mümkün olduğunca kaçınılmasını ve risk grubundaki bireylerin aşı durumlarını kontrol ettirmesini önerdi.</p>
</p>
<p>Dr. Demirçubuk, &#8220;Uygun antibiyotiklerle tedavi edilse bile çok yüksek hastalık ve ölüm riski ve kalıcı sakatlık bırakma riski büyük olan bir hastalıktır. O yüzden aşı ile korunma büyük öncelik taşımaktadır iki türlü aşısı bulunan meningokok menenjiti ülkemizde aşı takviminde bulunmamaktadır. özel aşı statüsünde uygulanan bu aşılar biz çocuk doktorları tarafından takip ettiğimiz hastalara uygulanmaktadır. İngiltere’nin kent bölgesinde men b suçuna bağlı bir menenjit salgını haber haberi yayınlandı ve buna bağlı olarak İngiltere bölgesinde insanlar menenjit aşısı için kuyruklar oluşturdu. Aşılanma büyük önceliğimiz ve biz hastalarımıza muhakkak öneriyoruz&#8221; dedi.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.muglayenigun.com/cocuk-sagligi-ve-hastaliklari-uzmani-dr-demircubuktan-menenjit-hakkinda-uyarilar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dijital çağ el ve bilek sağlığını tehdit ediyor</title>
		<link>https://www.muglayenigun.com/dijital-cag-el-ve-bilek-sagligini-tehdit-ediyor/</link>
					<comments>https://www.muglayenigun.com/dijital-cag-el-ve-bilek-sagligini-tehdit-ediyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yenigün Gazetesi]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 24 Mar 2026 12:56:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Sınır]]></category>
		<category><![CDATA[Sürekli]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.muglayenigun.com/?p=403800</guid>

					<description><![CDATA[Akıllı telefonların ağırlaşması, ekranların büyümesi ve bilgisayar mouselarının yoğun kullanımı, el ve bilek sağlığında kalıcı hasarlara yol açıyor. Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Selçuk Göçmen, özellikle telefonu serçe parmakla alttan destekleyerek tutmanın ve saatlerce ekran kaydırmanın karpal tünel ile ulnar sinir üzerinde ciddi baskılar oluşturduğunu belirterek, “Sinir hasarı başladığında geri dönüş çok daha zor bir sürece giriyoruz” uyarısında bulundu.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>
<h3><strong> </strong>Akıllı telefonların ağırlaşması ve ekranların büyümesiyle birlikte gelişen tutuş alışkanlıkları, yeni nesil bir deformasyonu da beraberinde getirdi.</h3>
<p>Telefonu alttan serçe parmakla desteklemek, bu küçük parmağın eklemlerine aşırı yük binmesine ve el ayasından geçen sinirlerin sıkışmasına neden oluyor.</p>
<p>Sadece tutuş değil, başparmakla yapılan sürekli kaydırma hareketinin de el bileğindeki karpal tünel bölgesinde enflamasyona yol açabildiğini hatırlatan Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Selçuk Göçmen, “Bu durum, geceleri artan uyuşukluk, el ayasında yanma ve ilerleyen dönemlerde nesneleri tutamama yani güç kaybı ile kendini gösteriyor” dedi.</p>
<p><b>MOUSE DOĞRU KULLANILMIYOR</b></p>
<p>Gençler ve oyunseverler arasında yaygınlaşan bir diğer sorunun ise hatalı mouse kullanımı olduğunun altını çizen Prof. Dr. Selçuk Göçmen, “Bileğin sürekli masa kenarına veya sert bir yüzeye baskı yapması sinir iletimini kesintiye uğratıyor. Bileğin masaya temas ettiği noktada oluşan sürekli basınç Karpal Tünel Sendromu&#8221;nun yanı sıra dirsek bölgesindeki sinirleri etkileyen &#8220;Kübital Tünel Sendromu&#8221;nu da tetikliyor” uyarısında bulundu.</p>
<p><b>EV HANIMLARI VE GASTRONOMİ ÇALIŞANLARI DA RİSK ALTINDA</b></p>
<p>Sinir sıkışmasının sadece teknolojiyle de sınırlı dolmadığını, mutfakta sürekli sebze doğramak, elde çamaşır sıkmak, bezle yer silmek veya saatlerce örgü örmek gibi tekrarlayan hareketlerin tendonların şişmesine neden olduğunu söyleyen Prof. Dr. Selçuk Göçmen, “Bu şişlik, dar bir kanaldan geçen sinirleri baskılayarak şiddetli ağrılara yol açıyor. Özellikle ev hanımları ve gastronomi çalışanları bu sinsi tehlikenin odak noktasında yer alıyor” dedi.</p>
<p><b>KARINCALANMA VE ELEKTRİK HİSSİ DİKKATE ALINMALI</b></p>
<p>Özellikle elin ilk üç parmağı olan baş, işaret ve orta parmakta yoğunlaşan karıncalanma ve uyuşma hissi, sinirler üzerindeki baskının sinir sıkışmasının habercisi olabileceğine dikkat çeken Prof. Dr. Selçuk Göçmen, “Buna ek olarak, sabahları uyandığınızda ellerde hissedilen sertlik ve parmakların tam kapatılamamasına neden olan yalancı şişlik hissi de dikkat edilmesi gereken bulgular arasında yer alıyor. Günlük rutin sırasında bardak veya kalem gibi hafif nesnelerin istemsizce elden düşürülmesi, sinir hasarının ince motor becerilerini etkilemeye başladığını gösterir. Bu tabloya zaman zaman bilekten başlayıp kola kadar yayılan ani elektrik çarpması hissi de eşlik edebilir. En karakteristik belirtilerden biri ise geceleri artan ağrılar nedeniyle uykudan uyanmak ve rahatlamak için elleri sallama ihtiyacı duyulmasıdır. Bu şikayetlerin süreklilik kazanması, el sağlığının korunması adına uzman bir görüşe başvurulması gerektiğini işaret eder” diye konuştu.</p>
<p>Erken evrede bileği nötr pozisyonda tutan ateller kullanmanın sinir üzerindeki baskıyı azaltabildiğini söyleyen Prof. Dr. Selçuk Göçmen, “İlaç tedavisiyle geçmeyen durumlarda sinir çevresindeki ödemi dağıtacak fizik tedavi uygulamaları ve lokal enjeksiyonlar devreye girer. Eğer sinir hasarı ilerlemişse ve kas erimesi başlamışsa, yaklaşık 15-20 dakika süren lokal anestezi altındaki küçük bir cerrahi müdahale ile sıkışan kanal açılır” dedi.</p>
<p><b>KALICI SİNİR HASARINI ÖNLEMENİN 3 YOLU</b></p>
<p><b> 1. Tutuş alışkanlığınızı değiştirin:</b> Telefonu serçe parmağınızla alttan desteklemek yerine, iki elinizle tutmaya veya bir telefon tutucu kullanmaya özen gösterin.</p>
<p><b>2. Ergonomik ekipman seçin:</b> Mouse kullanırken bilek desteği olan pedler tercih edilmeli, bilek ile masa kenarı arasındaki temas kesilmeli.</p>
<p><b>3. &#8220;Dijital Mola&#8221; verin:</b> Her 20 dakikada bir el ve bilek egzersizleri yapın. Parmakları geriye doğru esnetmek kan dolaşımını rahatlatır.</p>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.muglayenigun.com/dijital-cag-el-ve-bilek-sagligini-tehdit-ediyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Katarakt sadece yaşlıların kapısını çalmıyor!</title>
		<link>https://www.muglayenigun.com/katarakt-sadece-yaslilarin-kapisini-calmiyor/</link>
					<comments>https://www.muglayenigun.com/katarakt-sadece-yaslilarin-kapisini-calmiyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yenigün Gazetesi]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 24 Mar 2026 12:56:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Erken]]></category>
		<category><![CDATA[Göz]]></category>
		<category><![CDATA[Katarakt]]></category>
		<category><![CDATA[Tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.muglayenigun.com/?p=403797</guid>

					<description><![CDATA[Genel olarak yaşlanmanın doğal bir parçası olarak kabul edilen katarakt, son yıllarda tıp dünyasında şaşırtan bir değişimle gündemde. Doğal göz merceğinin saydamlığını yitirerek görmenin bulanıklaşmasıyla ortaya çıkan bu tablo, artık sadece yaşlıların kapısını çalmıyor; 30’lu ve 40’lı yaşlarda birçok kişi de göz hekimlerine başvuruyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>
<h3><strong> </strong>Genellikle 50 yaşından sonra görmeye alışkın olduğumuz katarakt, artık gençlerin de görme kalitesini tehdit ediyor.</h3>
<p>Prof. Dr. Kadriye Ufuk Elgin erken yaşta kataraktın en önemli nedeninin genetik miras olduğunu belirterek, “Eğer kişinin aile öyküsünde, özellikle birinci derece akrabalarında katarakt gelişimi varsa, bu durum bireyin mercek yapısının çok daha erken yaşlarda bozulmasına zemin hazırlıyor.” dedi. Genetik kadar modern dünyanın beraberinde getirdiği kronik sağlık sorunlarının da kataraktı yine erken yaşlarda tetikleyebileceğini ifade eden Prof. Dr. Elgin, “Kontrolsüz seyreden diyabet, yüksek tansiyon, obezite ve göz içi basıncı katarakt sürecini hızla öne çekiyor” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>ÇOCUKLUKTAKİ GÖZ KAZALARI KATARAKTI TETİKLİYOR</strong></p>
<p>Erken kataraktta bir diğer sebep ise göz travmaları.</p>
<p>Prof. Dr. Elgin, küçük yaşlarda yaşanan spor yaralanmaları veya kazalar sonucunda göze alınan sert darbelerin etkisinin yıllar sonra katarakt olarak ortaya çıkabileceğine işaret ediyor. Ayrıca ultraviyole ışınlarının etkisi ve sigara kullanımı genç yaştaki kataraktın &#8220;gizli suçluları” arasında yer aldığını söylüyor.</p>
<p><strong>GENÇ YAŞTA KATARAKT NASIL ÖNLENİR?</strong></p>
<p>Prof. Dr. Elgin, erken başlangıçlı katarakttan korunmak için UV ışınlarını engelleyen güneş gözlüğü takmak, sigara ve aşırı alkol tüketiminden kaçınmak, diyabeti kontrol altında tutmak ve antioksidanlar açısından zengin bir beslenmenin faydalı olacağını söylüyor. Hem katarakt hem de diğer teşhis edilmemiş göz hastalıkları için düzenli göz muayenesinin öneminin altını çizdi.. Kataraktın ilaçla tedavisinin mümkün olmadığını söyleyen Prof. Dr. Elgin, “Kataraktın tek tedavisi ameliyattır. Ameliyat genellikle damla anestezisi ile yapılır. Gerekli durumlarda sedasyon veya genel anestezi uygulanabilir. Hasta, ameliyattan sonra aynı gün taburcu edilebilir ve ertesi gün sosyal yaşantısına dönebilir. Kataraktın tedavisinde uzun yıllardır fakoemülsifikasyon yöntemi kullanılmaktadır. Bu yöntemde ses dalgaları (Ultrasound) ile kataraktlı lens göz içinde parçalanıp dışarı alınır ve yerine yeni bir mercek yerleştirilir” diye konuştu.</p>
<p>Son yıllarda klasik tek odaklı merceklerin yerini çok odaklı premium (akıllı) göz içi lenslerin de tedavide öne çıktığını aktaran Prof. Dr. Elgin, bu mercekler sayesinde hastalar hem katarakttan kurtuluyor hem de diğer kırma kusurlarının tedavi edilmesiyle net bir görüşe kavuşabildiğini söyledi.</p>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.muglayenigun.com/katarakt-sadece-yaslilarin-kapisini-calmiyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Uzmanı uyardı: &#8220;Miyop dediğimiz tablo sadece bir göz numarası değildir, kontrol altına alınması gerekir&#8221;</title>
		<link>https://www.muglayenigun.com/uzmani-uyardi-miyop-dedigimiz-tablo-sadece-bir-goz-numarasi-degildir-kontrol-altina-alinmasi-gerekir/</link>
					<comments>https://www.muglayenigun.com/uzmani-uyardi-miyop-dedigimiz-tablo-sadece-bir-goz-numarasi-degildir-kontrol-altina-alinmasi-gerekir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[İhlas Haber Ajansı]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 23 Mar 2026 11:30:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.muglayenigun.com/uzmani-uyardi-miyop-dedigimiz-tablo-sadece-bir-goz-numarasi-degildir-kontrol-altina-alinmasi-gerekir/</guid>

					<description><![CDATA[Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Alpaslan Koç, miyobun sadece bir göz numarası olmadığını belirterek, 7 numara üzerindeki hastalarda göz arkası yırtılma riskinin 44 kat arttığı uyarısında bulundu.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h2>Acıbadem Kayseri Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Alpaslan Koç; &#8220;Miyop dediğimiz tablo, sadece bir göz numarası değildir. Bu çok önemli bir durumdur ve kontrol altına alınması gerekir. Eğer sizde 1 numara bile miyop varsa çocuklarınızı yılda bir kez kontrole getirmelisiniz&#8221; dedi.</h2>
</p>
<p>Miyobun basite indirgenebilecek bir hastalık olmadığının altını çizen Acıbadem Kayseri Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Alpaslan Koç; &#8220;Miyop, gözün ön-arka çapının normalden daha büyük olması ve kırma gücünün fazla olması nedeniyle çocukların görüntüleri net bir şekilde görememesi anlamına gelir. Bu, kontakt lens ve gözlüklerle netleştirebildiğimiz bir durumdur. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) bir miyop pandemisinden bahsediyor. Öyle ki, 2050 yılına geldiğimizde her iki kişiden birinin miyop olacağını söyleniyor. DSÖ, toplumsal olarak miyoba karşı önlem alınması gerektiği konusunda göz hekimlerini uyarıyor. Dolayısıyla, miyoba basit bir gözlük numarası olarak bakmamamız gerekiyor. Önemli bir hastalıktır&#8221; dedi.</p>
<p>&#8220;Çocukta göz numarası 1 ile 3 derece arasındaysa göz arkasında yırtılma riski 3 kat artıyor&#8221;</p>
</p>
<p>Miyobun; basit miyop ve dejeneratif miyop olarak ikiye ayrıldığı bilgisini veren Dr. Koç, dejeneratif miyop hakkında şu bilgileri verdi;</p>
</p>
<p>&#8220;Dejeneratif miyop dediğimiz tablo; 6 numaranın üzerinde olduğu, göz arkasında ciddi değişikliklerin bulunduğu ve hastanın görmesinin yüzde 100’e çıkmadığı durumları ifade eder. Toplumda miyop çocukların sayısı arttıkça dejeneratif miyop sayısı da giderek artabilmektedir. Çocuğun göz numarasının 5 olması ile 10 olması arasında çok büyük farklar vardır. Eğer çocukta göz numarası 1 ile 3 derece arasındaysa göz arkasında yırtılma riski 3 kat artarken, 3-5 derece miyop olan çocuklarda bu risk 9 kat artmaktadır. 5-7 derece miyop olan çocuklarda bu durum 22 katına çıkarken, 7 numaranın üzerine geldiğimizde risk 44 katına kadar çıkabilmektedir. Miyop dediğimiz tablo sadece bir göz numarası değildir. Bu çok önemli bir durumdur ve kontrol altına alınması gerekir. Eğer sizde 1 numara bile miyop varsa çocuklarınızı yılda bir kez kontrole getirmelisiniz. Çocuklar bize geldiğinde bu çocukların dejeneratif miyopa gidip gitmeyeceğini anlamamız için gözün ön-arka çapının kaç olduğu bizim için çok önemlidir. Çocuğun normal büyüme döneminde bu ön-arka çap ortalama yılda 0.1 ile 0.2 milimetre arasında büyüme gösterir. Ancak bu durum 0.3 milimetreden fazla büyüme gösterirse bunu bir an önce tespit edip o çocuk üzerinde miyop kontrolünü başlatmamız gerekir&#8221;</p>
<p>&#8220;Çocukların göz derecesi büyümeden ilerlemesini durdurmak bizim için çok önemlidir&#8221;</p>
</p>
<p>Çocuklarda göz derecesinin büyümeden ilerlemesinin durdurulmasının önemine dikkat çeken Dr. Koç; &#8220;18 yaşından sonra hastanın korneası uygunsa gözü lazerle çizerek 10 numaraya kadar göz numarasını sıfırlayabiliyoruz. Çizdirmeye uygun değilse, 15-20 numara olsa bile göz içi mercekler ile göz numarasını sıfırlayabiliyoruz. Ancak göz numarasını sıfırladığımız bir çocuk ile normalde sıfır numara olan bir çocuk göz sağlığı açısından birebir aynı değildir. Aileler ameliyatla numara sıfırlanınca miyoptan tamamen kurtulduklarını sanıyorlar. Biz ameliyatla göz numarasını sıfırlasak bile göz arkası hâlâ büyük olduğu için yırtılma ve patlama riski devam etmektedir. Bu nedenle çocukların göz derecesi büyümeden ilerlemesini durdurmak bizim için çok önemlidir. Aileler genellikle çocukları 6-7 derece miyop olduktan sonra araştırma yapıyor ve ‘Nereye kadar ilerleyecek?’ sorusunu soruyorlar. Oysa çocuk 7 yaşındayken 1 numara miyopsa miyop kontrol programını başlatıp 6-7 numara olmadan kontrol altına almak çok daha önemlidir. Çocuklar saatlerce yakına bakmamalı, uzun süre kesintisiz okumamalıdır. Eğer 1 saat yakına bakıyorsanız mutlaka ara verip 10 dakika uzağa bakın. Sürekli yakına bakıp göz uyumunu artırmak miyop ilerlemesini hızlandırır. Bu nedenle 1 saat yakına bakıldığında gözleri 5-10 dakika dinlendirmek gerekir. Çocukların oda aydınlatmaları çok iyi olmalıdır. Oda ortamı loşsa miyop artışı görülebilir. Çocukların günde 1-2 saat açık havada vakit geçirmesi göz numarasının ilerlemesini yaklaşık yüzde 30 oranında durdurmaktadır. Dışarıda çocuk sürekli uzağa baktığı için yakına bakarken çalışan mekanizmalar devre dışı kalır ve miyop ilerlemesi yavaşlar. Çocukların karanlık ortamda tablet veya telefonla film izlemesi ya da oyun oynaması göz numarasını en çok artıran durumlardan biridir&#8221; ifadelerini kullandı.</p>
<p>&#8220;Miyop gözlüklerini çocukların 12 saat takması gerekiyor&#8221;</p>
</p>
<p>Miyop tedavisi hakkında bilgi veren Dr. Koç; &#8220;Ülkemizde yaklaşık 2 buçuk yıldır miyop kontrol camları bulunmaktadır. Göz numarasının ilerlemesini durdurmada faydasını gördük. Bu miyop gözlük camlarını mutlaka öneriyorum. Çocukların bu gözlükleri günde yaklaşık 12 saat takması gerekiyor. Ayrıca atropin sülfat damla ile gözün ön-arka çapındaki büyümeyi durdurabiliyoruz. Eskiden yüzde 1’lik dozda kullanıyorduk ve yan etki olarak çocuklar yakını göremiyor, gözlerde kızarıklık oluşuyordu; ancak göz numarasını durduruyordu. Şu anda yapılan çalışmalarla çok daha düşük dozlarda bu yan etkilerin neredeyse hiç olmadığı ve miyop ilerlemesini durdurabildiği gösterildi. Benim miyopa karşı elimdeki en büyük silahlardan biri atropin damladır. Gözlük camlarına rağmen göz numarası ilerleyen çocuklara atropin damla veriyoruz. Ortokeratoloji lensleri ise ‘gece lensi’ olarak bilinmektedir ve hastalardan oldukça iyi geri dönüşler almaktayız. Çocuk gece yatarken lenslerini takıyor, sabah kalktığında lensleri çıkarıyor ve göz numarası sıfır oluyor. Gün içinde başka lens kullanmadan ortokeratoloji lensleri sayesinde göz derecesi sıfır olabiliyor. Ayrıca bu lensler göz numarasının büyümesini yavaşlatıyor. Miyopun basit bir gözlük numarası olmadığını, bir toplum ve halk sağlığı sorunu olduğunu bilmemiz ve bu konuda bilinçli olmamız gerekiyor&#8221; şeklinde konuştu.</p>
<p><img decoding="async" width="1600" height="1066" src="https://www.muglayenigun.com/wp-content/uploads/2026/03/uzmani-uyardi-miyop-dedigimiz-tablo-sadece-bir-goz-numarasi-degildir-kontrol-altina-alinmasi-gerekir_a56afdae28fc.webp" class="attachment-full size-full" alt="" loading="lazy" /></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.muglayenigun.com/uzmani-uyardi-miyop-dedigimiz-tablo-sadece-bir-goz-numarasi-degildir-kontrol-altina-alinmasi-gerekir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bayramı keyifli geçirmek için beslenmeye dikkat!</title>
		<link>https://www.muglayenigun.com/bayrami-keyifli-gecirmek-icin-beslenmeye-dikkat/</link>
					<comments>https://www.muglayenigun.com/bayrami-keyifli-gecirmek-icin-beslenmeye-dikkat/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yenigün Gazetesi]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 19 Mar 2026 08:46:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Bayram]]></category>
		<category><![CDATA[Beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[Gün]]></category>
		<category><![CDATA[Hülya]]></category>
		<category><![CDATA[Öğün]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.muglayenigun.com/?p=402983</guid>

					<description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit İspiroğlu, Ramazan sonrası bayram döneminde beslenme ve öğün düzeninin değişmesi ile porsiyon kontrolü ve tatlı tüketimi hakkında bilgi verdi.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit İspiroğlu, Ramazan sonrası bayram döneminde beslenme ve öğün düzeninin değişmesi ile porsiyon kontrolü ve tatlı tüketimi hakkında bilgi verdi.</h3>
<p><strong>Bayramda eski yeme düzenine geçiş bilinçli olmalı!</strong></p>
<p>Ramazan ayı boyunca değişen öğün saatleri ve azalan gündüz beslenmesiyle birlikte vücudun farklı bir ritme adapte olduğunu aktaran Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit İspiroğlu, “Bayramla birlikte eski düzene dönerken ani ve kontrolsüz bir geçiş yapmak yerine, süreci bilinçli yönetmek sindirim sistemi, kilo kontrolü ve genel iyilik hali açısından önemlidir.” dedi.</p>
<p>Bayramda yeni düzene alışmak için önerilerde bulunan Hülya Yiğit İspiroğlu, “İlk olarak güne dengeli bir kahvaltıyla başlayın. Uzun açlık döneminin ardından bayram sabahına şerbetli tatlılar ve hamur işleriyle başlamak kan şekeri dalgalanmalarına neden olabilir. Yumurta, az tuzlu peynir, zeytin, bol yeşillik, söğüş sebzeler ve tam tahıllı ekmek içeren bir kahvaltı daha dengeli bir başlangıç sağlar. Reçel ve bal gibi basit şeker kaynaklarını küçük porsiyonlarla sınırlandırmak faydalıdır.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Vücudu bir anda sık ve ağır öğünlere zorlamak sindirim sorunlarına yol açabilir! </strong></p>
<p>Tatlının yasaklanmaması ancak porsiyon yönetimine dikkat edilmesi gerektiğini vurgulayan Hülya Yiğit İspiroğlu, “Bayramda şerbetli ve hamur işi tatlıların aşırı tüketimi; kan şekeri dengesizliği, mide-bağırsak sorunları ve kilo artışı riskini artırabilir. Özellikle karın çevresi yağlanması kalp-damar hastalıkları açısından risk faktörüdür. Tatlı tüketilecekse ana öğün sonrasında ve tadım porsiyonunda tercih edilmeli; mümkünse sütlü veya meyve bazlı seçenekler seçilmelidir.” dedi.</p>
<p>Öğün düzeninin adım adım artırılması ve su tüketiminin ihmal edilmemesi konularına değinen<strong> </strong>Hülya Yiğit İspiroğlu, şöyle devam etti:</p>
<p>“Ramazan boyunca iki öğüne alışan vücudu bir anda sık ve ağır öğünlere zorlamak sindirim şikâyetlerine yol açabilir. Bayramla birlikte ara öğünleri yoğurt, taze meyve veya çiğ kuruyemiş gibi dengeli seçeneklerle eklemek; gece oluşan şeker isteğini azaltmaya yardımcı olur.</p>
<p>Bayramda artan şeker tüketimi iştah kontrolünü zorlaştırabilir. Günlük sıvı ihtiyacını (yaklaşık kilo başına 30–35 ml) karşılamak hem ödem kontrolüne hem de tokluk hissine katkı sağlar. Ana öğünleri yatmadan en az 4–5 saat önce tamamlamak da sindirim açısından önemlidir.”</p>
<p><strong>Amaç mükemmel olmak değil, dengeyi kaybetmeden keyifli ve sağlıklı bir geçiş süreci yaşamak! </strong></p>
<p>Günlerin uzaması ve gün ışığının artmasının, sirkadiyen ritmin yeniden düzenlenmesi için önemli bir fırsat olduğunun da altını çizen Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit İspiroğlu, “Sabah saatlerinde yapılacak hafif tempolu yürüyüşler hem sindirimi destekler hem de metabolik dengeyi güçlendirir.” dedi.</p>
<p>Ramazan boyunca azalan gündüz hareketliliğini artırmanın, kilo kontrolü açısından destekleyici olduğunu yineleyen Hülya Yiğit İspiroğlu, “Bayram birkaç gün sürer; ancak beslenme alışkanlıkları uzun vadeli sonuçlar doğurur. Amaç mükemmel olmak değil, dengeyi kaybetmeden keyifli ve sağlıklı bir geçiş süreci yaşamaktır.” diyerek sözlerini tamamladı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.muglayenigun.com/bayrami-keyifli-gecirmek-icin-beslenmeye-dikkat/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Uykusuzluk tedavi edilebilir bir hastalık</title>
		<link>https://www.muglayenigun.com/uykusuzluk-tedavi-edilebilir-bir-hastalik/</link>
					<comments>https://www.muglayenigun.com/uykusuzluk-tedavi-edilebilir-bir-hastalik/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yenigün Gazetesi]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 16 Mar 2026 11:59:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Gün]]></category>
		<category><![CDATA[Sorun]]></category>
		<category><![CDATA[Uyku]]></category>
		<category><![CDATA[Uykusuzluğun]]></category>
		<category><![CDATA[Uykusuzluk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.muglayenigun.com/?p=402242</guid>

					<description><![CDATA[Uykusuzluğun tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Ana Bilim Dalı Dr. Öğretim Üyesi ve Nöroloji Uzmanı Meltem Can İke, uykusuzlukta ilaç tedavilerinin yanı sıra Bilişsel Davranışçı Terapilerle de kalıcı çözümler üretmenin mümkün olduğunu söyledi.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3><b>Uykusuzluğun tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Ana Bilim Dalı Dr. Öğretim Üyesi ve Nöroloji Uzmanı Meltem Can İke, uykusuzlukta ilaç tedavilerinin yanı sıra Bilişsel Davranışçı Terapilerle de kalıcı çözümler üretmenin mümkün olduğunu söyledi. </b></h3>
<p><b>Her az uyunan gecenin insomni olmadığını vurgulayan Meltem Can İke, bir kişide uykusuzluk hastalığından söz edilmesi için haftada en az 3 gece bu sorunun yaşanması, sorunun en az 3 aydır devam ediyor olması ve kişinin uyumak için uygun ortam ve zamana sahip olmasına rağmen uyuyamaması gerektiğini ifade etti.</b></p>
<p>İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi, Nöroloji Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Meltem Can İke, Dünya Uyku Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada uykusuzluk, uykusuzluk tedavisi ve uyku hijyeni ile ilgili değerlendirmede bulundu.</p>
<p>Dr. Öğretim Üyesi Meltem Can İke, “Dünya Uyku Cemiyeti tarafından her yıl düzenlenen Dünya Uyku Günü vesilesiyle, toplumumuzun büyük bir kesimini etkileyen ancak çoğu zaman &#8220;yapısal bir özellik&#8221; sanılarak ihmal edilen uykusuzluk yani insomni konusuna dikkat çekmek istiyorum” dedi.</p>
<p><b>Uykusuzluk bir hastalıktır</b></p>
<p>Uykusuzluğun sadece bir belirti değil, başlı başına bir hastalık olduğunu belirten Dr. Öğretim Üyesi Meltem Can İke, “Tıbbi literatürde &#8220;İnsomni&#8221; olarak adlandırılan bu durum; uykuya dalma güçlüğü, uykuyu sürdürme zorluğu veya sabah çok erken uyanıp tekrar uyuyamama şeklinde kendini gösterir. Bu durum kişinin gün içindeki konsantrasyonunu, duygu durumunu ve genel sağlık kalitesini bozuyorsa klinik bir tablo olarak değerlendirilmelidir” dedi.</p>
<p><b>Aşırı derecede odaklanma görülüyor </b></p>
<p>Dr. Öğretim Üyesi Meltem Can İke, şöyle devam etti:</p>
<p>“Yakınması olan kişilerde (özellikle geceleri) uyku sorunlarına aşırı derecede odaklanma ve uykusuzluğun olumsuz sonuçları hakkında kaygı duyma vardır.  Yetersiz uyku süresi ve kalitesi, ileri derecede sıkıntıya veya günlük aktivitelerde eksilmeye neden olur.”</p>
<p><b>Kadınlarda daha fazla görülüyor </b></p>
<p>Kadınlarda bir miktar daha fazla görülen bu durumun yaşla arttığını belirten Dr. Öğretim Üyesi Meltem Can İke, “Yaş ilerledikçe derin (yavaş) uyku miktarında azalma, dolayısıyla uykunun çok yüzeysel ve kırılgan hale gelmesine neden olur. Ayrıca sirkadiyen ritimdeki değişikliklere (uyku fazının erkene kayması), yaşlı bireylerde özellikle gecenin ikinci yarısında uykunun çok sık bölünmesine ve sabah çok erken saatlerde uyanma ile sonuçlanır” diye konuştu.</p>
<p><b>Haftada en az 3 gece uykusuzluk yaşanıyorsa dikkat!</b></p>
<p>Uykusuzluk tanı kriterlerine değinen Dr. Öğretim Üyesi Meltem Can İke, şu bilgileri verdi:</p>
<p>“Her az uyunan gece, insomni değildir. Bir kişide uykusuzluk hastalığından söz edebilmemiz için:</p>
<p>* Haftada en az 3 gece bu sorunun yaşanması,</p>
<p>* Sorunun en az 3 aydır devam ediyor olması,</p>
<p>* Kişinin uyumak için uygun ortam ve zamana sahip olmasına rağmen uyuyamaması gerekir.”</p>
<p><b>Uykusuzluğun üç temel nedeni var </b></p>
<p>Uykusuzluğun çok faktörlü bir sorun olduğunu söyleyen Dr. Öğretim Üyesi Meltem Can İke, başlıca nedenleri şöyle sıraladı:</p>
<p>1. Psikolojik Faktörler: Kaygı bozuklukları, stres ve depresyon.</p>
<p>2. Tıbbi Durumlar: Kronik ağrılar, nefes darlığı, huzursuz bacaklar sendromu ve uyku apnesi.</p>
<p>3. Yaşam Tarzı: Düzensiz çalışma saatleri (vardiyalı sistem), aşırı kafein tüketimi ve hareketsizlik.</p>
<p><b>Uykusuzluk genetik bir miras mıdır?</b></p>
<p>Uykusuzluğun genetik bir boyutu olduğunu kaydeden Dr. Öğretim Üyesi Meltem Can İke. “Araştırmalar, ailesinde uykusuzluk öyküsü olan bireylerin bu soruna daha yatkın olduğunu göstermektedir. Ancak bu durum sadece genlerle açıklanamaz; aile içindeki uyku alışkanlıkları ve çevresel faktörler de bu mirası tetikler” uyarısında bulundu.</p>
<p><b>Modern çağın kabusu: Mavi ışık ve sosyal medya</b></p>
<p>“Günümüzde uyku düzenini bozan en büyük düşman yatağa bizimle birlikte giren akıllı telefonlardır” diyen Dr. Öğretim Üyesi Meltem Can İke teknoloji kullanımının olumsuz etkilerini şöyle sıraladı:</p>
<p>* Melatonin Baskılanması: Ekranlardan yayılan mavi ışık, beynimize &#8220;hala gündüz&#8221; sinyali göndererek uyku hormonu olan melatoninin salgılanmasını engeller.</p>
<p>* Duygusal Uyarılma: Sosyal medyada karşılaşılan içerikler beyni tetkikte tutar ve uykuya geçiş için gereken gevşemeyi imkansız kılar.</p>
<p><b>Uyku hijyeni için altın kurallar</b></p>
<p>Uykusuzlukla mücadelede ilk adımın uyku hijyeninin sağlanması olduğunu ifade eden Dr. Öğretim Üyesi Meltem Can İke, şu önerilerde bulundu:</p>
<p>* Rutin Oluşturun: Her gün (hafta sonu dahil) aynı saatte yatıp aynı saatte kalkın.</p>
<p>* Yatağı Sadece Uyku İçin Kullanın: Yatakta yemek yemeyin, çalışmayın veya sosyal medyada vakit geçirmeyin.</p>
<p>* Işık ve Isı Kontrolü: Yatak odanız zifiri karanlık, sessiz ve serin olmalıdır.</p>
<p>* Kafeine Sınır Koyun: Öğleden sonra saat 14:00’ten sonra çay ve kahve tüketimini kesin.</p>
<p><b>Uykusuzluğun sağlık açısından riskleri nelerdir? </b></p>
<p>Uykusuzluğun önemli sağlık sorunlarına yol açabileceği uyarısında bulunan Dr. Öğretim Üyesi Meltem Can İke, bu sorunları kardiyovasküler hastalıklar (HT, MI, kronik kalp yetmezliği), Tip 2 diyabet, obezite, nörolojik hastalıklar (kortikal atrofi, demans) ve psikiyatrik hastalıklar (depresyon, suicidal düşünceler) olarak sıraladı.</p>
<p><b>Yaşam kalitesini etkiliyorsa uzmana danışılmalı</b></p>
<p>Uykusuzluğun kişinin yaşam kalitesini önemli derecede etkilemesi halinde mutlaka bir uzmana danışılması gerektiğini belirten Dr. Öğretim Üyesi Meltem Can İke, “Eğer uykusuzluk probleminiz;</p>
<p>* Gün içinde iş performansınızı düşürüyorsa,</p>
<p>* Unutkanlık ve konsantrasyon güçlüğüne neden oluyorsa,</p>
<p>* Araç kullanırken veya çalışırken uyuklamalara yol açıyorsa,</p>
<p>* İlişkilerinizde tahammülsüzlük ve gerginlik yaratıyorsa vakit kaybetmeden bir Nöroloji Uzmanına başvurmalısınız” tavsiyesinde bulundu.</p>
<p><b>İyi bir uyku, iyi bir hayatın anahtarı </b></p>
<p>Dr. Öğretim Üyesi Meltem Can İke, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Unutmayın: Uykusuzluk tedavi edilebilir bir hastalıktır. İlaç tedavilerinin yanı sıra Bilişsel Davranışçı Terapilerle de kalıcı çözümler üretmek mümkündür. İyi bir uyku, iyi bir hayatın anahtarıdır.”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.muglayenigun.com/uykusuzluk-tedavi-edilebilir-bir-hastalik/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bayram ziyaretleri ruh sağlığını güçlendiriyor!</title>
		<link>https://www.muglayenigun.com/bayram-ziyaretleri-ruh-sagligini-guclendiriyor/</link>
					<comments>https://www.muglayenigun.com/bayram-ziyaretleri-ruh-sagligini-guclendiriyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yenigün Gazetesi]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 16 Mar 2026 11:59:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Aile]]></category>
		<category><![CDATA[Bağ]]></category>
		<category><![CDATA[Değerli]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşlı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.muglayenigun.com/?p=402239</guid>

					<description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Tuğçe Tunçel, bayram ziyaretlerinin çocuk, genç ve yaşlılar üzerindeki psikolojik ve duygusal etkileri ile aile bağlarını güçlendirmedeki rolü hakkında açıklamalarda bulundu.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Tuğçe Tunçel, bayram ziyaretlerinin çocuk, genç ve yaşlılar üzerindeki psikolojik ve duygusal etkileri ile aile bağlarını güçlendirmedeki rolü hakkında açıklamalarda bulundu.</h3>
<p><strong>Bayram ziyaretleri, aidiyet ve bağlılığı güçlendiriyor!</strong></p>
<p>Bayram ziyaretlerinin bireylerin aidiyet ve bağlılık duygularını güçlendiren önemli sosyal ritüellerden biri olduğunu dile getiren Klinik Psikolog Tuğçe Tunçel, “Özellikle Ramazan Bayramı gibi kültürel ve dini bayramlarda yapılan ziyaretler, bireylerin sosyal destek ağlarını canlı tutmasına yardımcı olur.” dedi.</p>
<p>Aile büyüklerini ziyaret etmenin bireylerde bazı duyguları tetikleyebileceğini aktaran Tunçel, “Kişi kendisini bir ailenin ve geçmişin parçası olarak hisseder bu da Aidiyet ve köklenme duygusunu açığa çıkarır. Büyüklerin yaşam deneyimlerini görmek bireyde takdir, minnettarlık ve saygı duygularını artırır. Tanıdık aile ortamı stresin azalmasına katkı sağlar, güven ve duygusal rahatlama hissedilir. Çocukluk anıları ve ortak ritüeller olumlu duyguları güçlendirir, mutluluk artar. Bu tür sosyal temaslar, psikolojide ‘koruyucu faktör’ olarak adlandırdığımız unsurlar arasında yer alır ve kişinin stresle başa çıkma kapasitesini artırabilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Bayram ziyaretleri, yaşlılara hâlâ değerli olduklarını hissettirir!</strong></p>
<p>Yaşlı bireyler için bayram ziyaretlerinin çoğu zaman yalnızlık hissini azaltan ve sosyal görünürlüklerini artıran güçlü bir deneyim olduğuna değinen Klinik Psikolog Tuğçe Tunçel, “Yaş ilerledikçe sosyal çevre daralabilir ve birey kendini toplumdan kopmuş hissedebilir. Bayram ziyaretleri ise yaşlı bireylere ‘sen hâlâ ailenin merkezindesin ve değerlisin’ mesajı verir.” dedi.</p>
<p>Bu ziyaretlerin yaşlı bireyler için önemli olduğuna vurgu yapan Tunçel, “Değerli ve hatırlanmış hissetmelerini sağlar, yaşam deneyimlerini aktarma fırsatı sunar, yalnızlık ve izolasyon duygularını azaltır, yaşam doyumlarını artırabilir. Klinik gözlemler, düzenli sosyal temasın yaşlı bireylerde depresif duygulanımı azaltabildiğini ve genel psikolojik dayanıklılığı desteklediğini gösteriyor.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Aile büyükleriyle vakit geçirmek, çocukların duygusal gelişimi için çok değerli</strong></p>
<p>Çocuklar ve gençler için de aile büyükleriyle vakit geçirmenin, duygusal gelişim ve kimlik oluşumu açısından oldukça değerli olduğuna işaret eden Klinik Psikolog Tuğçe Tunçel şunları söyledi:</p>
<p>“Bu süreçte çocuklar; kuşaklar arası bağ kurmayı öğrenirler, empati ve saygı gibi sosyal beceriler geliştirirler, aile hikâyeleri aracılığıyla kimlik ve aidiyet duygusu kazanırlar, sabır, hoşgörü ve farklı yaşam deneyimlerini anlamayı öğrenirler. Ayrıca büyükanne ve büyükbabalar genellikle çocuklara koşulsuz kabul ve sıcaklık sunan figürler olabilir. Bu da çocukların duygusal güvenlik hissini güçlendirebilir.”</p>
<p><strong>Dijital iletişim, yüz yüze etkileşimin yerine geçen değil, onu tamamlayan bir araç!</strong></p>
<p>Görüntülü konuşma, mesajlaşma gibi dijital iletişim araçlarının özellikle mesafe nedeniyle ziyaretlerin mümkün olmadığı durumlarda çok değerli bir alternatif olabileceğini kaydeden Klinik Psikolog Tuğçe Tunçel, “Ancak psikolojik açıdan yüz yüze etkileşimin bazı benzersiz yönleri vardır.” dedi.</p>
<p>Yüz yüze iletişimde beden dili, sarılma, el öpme gibi dokunsal temas, ortak fiziksel ortam<strong> </strong>gibi unsurlar bulunduğunu ve bunların duygusal bağın güçlenmesinde önemli rol oynadığını ifade eden Tuncel, bu nedenle dijital iletişimin tam bir ‘yerine geçme’ değil, daha çok ‘tamamlayıcı bir araç’ olarak değerlendirilebileceğini söyledi.</p>
<p><strong>Anlamlı ilişkiler ruh sağlığını koruyan en güçlü faktörlerden biri!</strong></p>
<p>Aile bağlarını güçlendiren bayram ritüellerinin, bazı terapi yaklaşımlarının günlük hayatta uygulanmasını destekleyebileceğini de dikkat çeken Klinik Psikolog Tuğçe Tunçel, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Minnettarlık ve takdir duygularını ifade etmek pozitif psikoloji yaklaşımı, kuşaklar arası iletişimi güçlendirmek aile terapisi perspektifi, güvenli ilişkiler kurmayı pekiştirmek bağlanma temelli yaklaşımlar ve aileyle geçirilen anın değerini fark etmek mindfulness (farkındalık) yaklaşımlarını destekleyebilir.</p>
<p>Kişinin anlamlı ilişkiler kurması ve sürdürmesi, ruh sağlığını koruyan en güçlü faktörlerden biridir. Bayram ziyaretleri de bu ilişkileri canlı tutan önemli sosyal ve kültürel pratikler arasında yer alır.”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.muglayenigun.com/bayram-ziyaretleri-ruh-sagligini-guclendiriyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kolon kanserinde yaş sınırı düşüyor!</title>
		<link>https://www.muglayenigun.com/kolon-kanserinde-yas-siniri-dusuyor/</link>
					<comments>https://www.muglayenigun.com/kolon-kanserinde-yas-siniri-dusuyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yenigün Gazetesi]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 16 Mar 2026 11:57:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Atalay]]></category>
		<category><![CDATA[Erken]]></category>
		<category><![CDATA[Kolon Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[Önemli]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.muglayenigun.com/?p=402230</guid>

					<description><![CDATA[Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Vafi Atalay, 1-31 Mart Ulusal Kolorektal Kanser Farkındalık Ayı kapsamında, kolon kanserinde yaş sınırının giderek düştüğünü, erken tanı ve düzenli taramaların hayati önem taşıdığını söyledi.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>
<h3>Stresin kolon sağlığı üzerinde önemli etkileri olabildiğini belirten Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Vafi Atalay, yoğun stresin bağışıklık sistemini zayıflatarak vücudu hastalıklara karşı daha savunmasız hale getirebildiği gibi aynı zamanda bağırsak düzenini etkileyerek bağırsak florasında değişikliklere yol açabilediğini söyledi.</h3>
<p>Özellikle konserve ve tütsülenmiş gıdalar, aşırı yağlı beslenme ve fazla kırmızı et tüketimi de bağırsak sağlığını olumsuz etkileyebildiğini ifade eden Prof. Dr. Atalay, bu nedenle dengeli beslenmenin yanı sıra sigara ve alkolden uzak durmak, düzenli hareket etmek ve stresi mümkün olduğunca azaltmak kolon kanserine karşı alınabilecek önemli önlemler arasında yer aldığını kaydetti.</p>
<p>Günümüzde kolon kanseri taramaları için önerilen yaşın 50’den 40’a düştüğünün altını çizen Atalay, “Kolon kanserlerinin yaklaşık yüzde 90’ı poliplerden gelişiyor. Polipten kansere giden süreç genellikle 5 ila 10 yıl sürebiliyor. Bu bizim için çok önemli bir bilgi. Çünkü birçok kanserde hastalığın nasıl geliştiği net olarak bilinmezken kolon kanserinde süreç daha öngörülebilir. Kolonoskopi ile erken dönemde yapılan taramalar ve poliplerin temizlenmesi, kanser gelişimini önlemede önemli bir fırsat sunuyor” dedi.</p>
<p><strong>ERKEN TANI İLE KEMOTERAPİYE BİLE GEREK KALMAYABİLİR</strong></p>
<p>Kolon kanserinde erken dönemde genellikle belirti görülmediğini vurgulayan Atalay, “Hastalar çoğunlukla karın ağrısı, şişkinlik, makattan kanama, kilo kaybı ve kansızlık gibi şikâyetlerle bize başvuruyor. Ancak bu belirtiler ortaya çıktığında hastalık çoğu zaman ilerlemiş oluyor. Oysa kolon kanseri erken evrede yakalandığında tedavi başarısı oldukça yüksek. Erken dönemde yapılan cerrahi çoğu zaman yeterli oluyor hatta kemoterapi ya da radyoterapi gibi ek tedavilere ihtiyaç duyulmayabiliyor. Ayrıca hastalıktan tamamen kurtulma ihtimali yüksek, tekrarlama riski de daha düşük seyrediyor” dedi.</p>
<p>Kolon kanserinde ameliyatın tedavide önemli bir rolü olduğunu dile getiren Prof. Dr. Vafi Atalay, geç evrede bile cerrahi ile tamamen iyileşme sağlanabileceğini ve bu yüzden hastaların tedaviyi reddetmemesi çok kıymetli olduğunu söyledi.</p>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.muglayenigun.com/kolon-kanserinde-yas-siniri-dusuyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kanser tedavisinde hayat kurtaran yöntem: Radyoterapi</title>
		<link>https://www.muglayenigun.com/kanser-tedavisinde-hayat-kurtaran-yontem-radyoterapi/</link>
					<comments>https://www.muglayenigun.com/kanser-tedavisinde-hayat-kurtaran-yontem-radyoterapi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[İhlas Haber Ajansı]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 12 Mar 2026 07:07:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.muglayenigun.com/kanser-tedavisinde-hayat-kurtaran-yontem-radyoterapi/</guid>

					<description><![CDATA[Radyasyon Onkolojisi Uzmanı Dr. Ali İhsan Şeran, modern radyoterapi cihazlarının tümörlü hücreleri doğrudan hedefleyerek sağlıklı dokuları koruduğunu ve erken teşhisle birleştiğinde tedavi başarısının maksimize edildiğini vurguladı.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h2>Medical Point Gaziantep Hastanesi Radyasyon Onkolojisi Uzmanı Dr. Ali İhsan Şeran, radyoterapinin kanserli hücreleri hedef alarak yok etmeyi amaçlayan bir tedavi yöntemi olduğunu ifade etti. Radyoterapinin tek başına uygulanabildiği gibi cerrahi ve kemoterapi ile birlikte de kullanılabildiğini belirten Dr. Şeran, bu sayede tedavinin başarı oranının artırılabildiğini söyledi.</h2>
</p>
<p>Radyoterapinin özellikle meme, akciğer, prostat ve beyin tümörleri başta olmak üzere birçok kanser türünde etkili sonuçlar verdiğini belirten Medical Point Gaziantep Hastanesi Radyasyon Onkolojisi Uzmanı Dr. Ali İhsan Şera, &#8220;Günümüzde kullanılan modern radyoterapi cihazları sayesinde ışınlar doğrudan tümörlü bölgeye yönlendirilebiliyor. Bu da hem tedavinin etkinliğini artırıyor hem de sağlıklı dokuların korunmasına yardımcı oluyor&#8221; dedi.</p>
</p>
<p>Tedavi sürecinin hastaya özel olarak planlandığını vurgulayan Medical Point Gaziantep Hastanesi Radyasyon Onkolojisi Uzmanı Dr. Ali İhsan Şera, hastaların tedavi öncesinde detaylı bir değerlendirmeden geçirildiğini belirterek, her hastanın ihtiyacına göre kişiselleştirilmiş bir tedavi programı oluşturulduğunu ifade etti.</p>
</p>
<p>Kanserle mücadelede erken teşhisin büyük önem taşıdığına dikkat çeken Medical Point Gaziantep Hastanesi Radyasyon Onkolojisi Uzmanı Dr. Ali İhsan Şera, vatandaşların düzenli sağlık kontrollerini ihmal etmemesi gerektiğini belirterek, &#8220;Erken teşhis edilen kanser vakalarında tedavi başarısı çok daha yüksek oluyor. Bu nedenle düzenli kontroller hayat kurtarıyor&#8221; diye konuştu.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.muglayenigun.com/kanser-tedavisinde-hayat-kurtaran-yontem-radyoterapi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ortopedide eksozom uygulaması umut veriyor</title>
		<link>https://www.muglayenigun.com/ortopedide-eksozom-uygulamasi-umut-veriyor/</link>
					<comments>https://www.muglayenigun.com/ortopedide-eksozom-uygulamasi-umut-veriyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[İhlas Haber Ajansı]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 11 Mar 2026 09:18:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.muglayenigun.com/ortopedide-eksozom-uygulamasi-umut-veriyor/</guid>

					<description><![CDATA[Prof. Dr. M. Nazım Karalezli, ortopedi ve göz hastalıklarında umut vaat eden eksozom tedavisinin hücre yenilenmesini desteklediğini ancak henüz her hasta için mucizevi bir çözüm olmadığını vurguladı.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h2>Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. M. Nazım Karalezli, son yıllarda gündeme gelen eksozom tedavisi hakkında bilgi verdi. Karalezli, yöntemin hücrelerin iyileştirici sinyallerini kullanarak doku onarımını desteklediğini ancak henüz birçok hastalık için standart tedavi haline gelmediğini söyledi.</h2>
<p>Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. M. Nazım Karalezli, tıpta son yıllarda dikkat çeken eksozom tedavisi hakkında açıklamalarda bulundu. Eksozomların, hücrelerin birbirleriyle iletişim kurmasını sağlayan çok küçük biyolojik paketler olduğunu belirten Karalezli, bu yapıların iyileşme sürecinde önemli rol oynadığını ifade etti.</p>
<p>Prof. Dr. Karalezli, eksozomların hücreler tarafından salgılanan ve iyileşme sinyalleri taşıyan yapılar olduğunu belirterek, &#8220;Eksozomlar hücre yenilenmesini destekleyebilir ve iltihabı azaltmaya yardımcı olabilir. Bu tedavide doğrudan hücre değil, hücrelerin iyileştirici sinyalleri kullanılır&#8221; dedi.</p>
<p>Ortopedide ve göz hastalıklarında kullanılıyor</p>
</p>
<p>Eksozom tedavisinin özellikle ortopedik rahatsızlıklarda kullanılabildiğini belirten Karalezli, &#8220;Diz kireçlenmesi (osteoartrit), omuz ve dizde görülen tendon problemleri ile kas ve bağ yaralanmalarında destekleyici tedavi olarak uygulanabiliyor&#8221; diye konuştu.</p>
<p>Tedavinin bazı göz hastalıklarında da araştırıldığını ifade eden Karalezli, kuru göz, kornea yüzey hasarı ve bazı retina hastalıklarında bilimsel çalışmaların sürdüğünü söyledi.</p>
<p>Uygulama kısa sürede yapılıyor</p>
</p>
<p>Tedavinin uygulanışına da değinen Prof. Dr. Karalezli, ortopedik rahatsızlıklarda eksozomların genellikle eklem içine veya problemli tendon bölgesine enjeksiyon şeklinde verildiğini belirtti. Göz hastalıklarında ise damla şeklinde ya da bazı durumlarda göz çevresine enjeksiyon şeklinde uygulanabildiğini söyledi.</p>
<p>Karalezli, işlemin genellikle kısa sürdüğünü, çoğu zaman lokal anestezi ile gerçekleştirildiğini ve hastanede yatış gerektirmediğini vurguladı.</p>
<p>Eksozomların vücutta çeşitli etkiler oluşturabileceğini belirten Karalezli, &#8220;Eksozomlar iltihabı azaltmaya yardımcı olabilir, hasarlı dokunun onarımını destekleyebilir ve hücre yenilenmesini teşvik edebilir. Bu sayede ağrının azalmasına katkı sağlayabilir&#8221; dedi.</p>
<p>Ancak Karalezli, özellikle ileri derecede kireçlenmelerde tamamen iyileştirici bir sonuç beklenmemesi gerektiğini ifade etti.</p>
<p>Etkisi haftalar içinde görülebiliyor</p>
</p>
<p>Tedavinin etkisinin kişiden kişiye değişebileceğini belirten Karalezli, &#8220;Genellikle birkaç hafta içinde etkiler başlar. Bazı hastalarda 2-3 ay içinde belirgin rahatlama görülebilir. Etki süresi ise hastanın durumuna göre farklılık gösterebilir&#8221; dedi.</p>
<p>Her hasta için uygun olmayabilir</p>
</p>
<p>Eksozom tedavisinin genel olarak güvenli kabul edildiğini belirten Karalezli, enjeksiyon bölgesinde geçici ağrı, şişlik ve hassasiyet gibi hafif yan etkiler görülebileceğini söyledi.</p>
<p>Prof. Dr. Karalezli, sözlerini şöyle tamamladı:&#8221;Eksozom tedavisi rejeneratif tıp alanında umut verici bir yöntemdir. Ancak henüz birçok hastalık için standart tedavi değildir ve bazı uygulamalar hâlâ araştırma aşamasındadır. Bu nedenle tedavi öncesinde mutlaka uzman değerlendirmesi yapılması gerekir.&#8221;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.muglayenigun.com/ortopedide-eksozom-uygulamasi-umut-veriyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Süper Kadın&#8221; sendromu kadını tüketiyor!</title>
		<link>https://www.muglayenigun.com/super-kadin-sendromu-kadini-tuketiyor/</link>
					<comments>https://www.muglayenigun.com/super-kadin-sendromu-kadini-tuketiyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yenigün Gazetesi]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 Mar 2026 12:45:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Kadınların]]></category>
		<category><![CDATA[Zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.muglayenigun.com/?p=401097</guid>

					<description><![CDATA[Çift Terapisti Sevilay Abudaram, kadınların çocuklukta yüklenen roller nedeniyle yetişkinlikte “her şeye yetişen mükemmel kadın” beklentisi altında ezildiğini belirterek, bu durumun hem kadınların benlik algısını hem de aile içi ilişkileri zayıflattığını söyledi.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>
<h3><strong> </strong>Günümüzde kadınların hayatındaki sorumlulukların giderek artması, yalnızca modern yaşamın getirdiği bir durum değil; aynı zamanda yıllar boyunca nesilden nesile aktarılan toplumsal rollerin bir sonucu olarak görülüyor. Uzmanlara göre, kız çocuklarının aile içinde üstlendikleri roller, ilerleyen yıllarda kadınların ev ve iş yaşamındaki sorumluluklarını şekillendiriyor.</h3>
<p>Çift Terapisti Sevilay Abudaram, kadınların daha talep etmeden üzerlerine yüklenen bu sorumlulukların zamanla görünmez bir baskıya dönüştüğünü ifade etti.</p>
<p>Kariyer hedefleri, aile beklentileri ve toplumsal normların birleştiği noktada kadınların kendilerini sürekli bir yetişme çabası içinde bulduğunu belirten Abudaram, özellikle evlilik sonrası bu yükün daha da arttığına dikkat çekti. Abudaram’a göre evdeki birçok sorumluluk, çoğu zaman doğal olarak kadının göreviymiş gibi görülüyor. Yemek, temizlik, alışveriş, eşin günlük düzeni ve çocukların eğitim süreçleri gibi pek çok detayın yönetimi kadınların omuzlarına yüklenirken, sosyal ilişkileri canlı tutma çabası da bu sorumluluklara ekleniyor.</p>
<p><strong>“KADINLAR BU SÜREÇTE KENDİLERİNDEN UZAKLAŞABİLİYOR”</strong></p>
<p>Kadınların tüm bu yoğunluk içinde hem yorgunluk hem de her şeye yetişebilmenin gizli tatminini aynı anda yaşayabildiğini söyleyen Abudaram, bunun uzun vadede psikolojik bir bedeli olduğuna dikkat çekti.</p>
<p>Uzmanlara göre bu görünmeyen yük, zamanla aile içindeki duygusal bağları da zedeleyebiliyor. Kadınların en önemli duygusal ihtiyaçları olan sevgi, anlayış ve saygı ilişkide karşılık bulmadığında, “süper kadın” rolünü sürdürmenin hem isteği hem de enerjisi azalıyor.</p>
<p><img decoding="async" src="https://www.muglayenigun.com/wp-content/uploads/2026/03/super-kadin-sendromu-kadini-tuketiyor-0-zcZd6Ae7.jpeg" /></p>
<p><strong>“SÜPER KADIN” SENDROMUYLA BAŞ ETME VE İLİŞKİYİ KURTARMA REHBERİ</strong></p>
<p>Çift Terapisti Dr. Psk. Sevilay Abudaram, verilen sessiz emeklerin karşılığını alabilmek ve bu duygusal yükü hafifletmek için şu adımların atılması gerektiğini belirtti:</p>
<p><strong>1. Görünmez Emeğin Takdir Edilmesi: </strong>Kadınların olağanüstü şekilde verdiği bu görünmez emeklerin önce eşleri tarafından takdir edilmeye ihtiyacı var. Çiçekten önce gelen en büyük hediye, harcanan emeğin fark edildiğinin hissettirilmesidir.</p>
<p><strong>2. Gücü Paylaşıma Çevirmek: </strong>Kadınlar güçlü yanlarını sadece her şeyi tek başına yüklenmek için kullanmak yerine, ilişkilerinde görev paylaşımı yaparak ortak bir paylaşım alanı açmalılar.</p>
<p><strong>3. Öz Bakım Lüks Değil İhtiyaçtır: </strong>Kadınların sahip oldukları becerileri kendilerine zaman ayırarak kullanabilmeleri gerekiyor. Bu sayede nefes alıp kendi ihtiyaçlarını karşılamak için alan açmış olacaklar.</p>
<p><strong>4. Ebeveynliği Görevden Keyfe Taşımak: </strong>Çocuklarla olan ilişkilerini sadece sorumluluklar üzerinden yürütmek yerine, keyif ve oyun üzerinden de yeniden yapılandırmaları gerekiyor.</p>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.muglayenigun.com/super-kadin-sendromu-kadini-tuketiyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Glokomda erken tanı görme kaybını önleyebilir</title>
		<link>https://www.muglayenigun.com/glokomda-erken-tani-gorme-kaybini-onleyebilir/</link>
					<comments>https://www.muglayenigun.com/glokomda-erken-tani-gorme-kaybini-onleyebilir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yenigün Gazetesi]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 Mar 2026 12:44:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Glokom]]></category>
		<category><![CDATA[Görme]]></category>
		<category><![CDATA[Göz]]></category>
		<category><![CDATA[Tanı]]></category>
		<category><![CDATA[Tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.muglayenigun.com/?p=401090</guid>

					<description><![CDATA[Türkiye’de yaklaşık 2 milyon glokom hastası olduğu tahmin ediliyor. Halk arasında “göz tansiyonu” veya “karasu hastalığı” olarak bilinen glokom, sinsi ilerleyerek kalıcı görme kaybına yol açabiliyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>
<h3><b> </b>DoktorTakvimi uzmanlarından Op. Dr. Onur Polat, glokomun ne olduğunu ve nasıl oluştuğunu şöyle anlatıyor: “Glokom, göz içi basıncının yükselmesi sonucu görmemizi sağlayan görme sinirinin zarar görmesi ve zamanla görme alanı kaybına neden olan sinsi bir hastalıktır.</h3>
<p>Halk arasında ‘göz tansiyonu&#8217; veya ‘karasu hastalığı&#8217; olarak da bilinen glokom, tanıda geç kalındığında veya yeterli şekilde tedavi edilmediğinde ciddi görme kaybı ve körlükle sonuçlanabilir.</p>
<p>Sağlıklı bir bireyde göz içindeki sıvının üretimi ve boşaltılması arasında belli bir denge mevcuttur. Bu denge, göz sağlığı ve göz içi basıncı için oldukça önemlidir. Göz içindeki sıvının boşaltılmasındaki engel ve bozukluklar, göz içi basıncının artmasına ve görme sinirlerinin zarar görmesine yol açar. Bu süreç çoğunlukla yavaş ve sinsi ilerlediğinden, erken dönemde belirti vermez.</p>
<p>Ancak hastalık ilerledikçe ve görme siniri hasarı arttıkça ciddi görme alanı kaybı meydana gelir ve ileri evrede kalıcı körlüğe neden olabilir.”</p>
<p><strong>GLOKOM TANISI NASIL KONUYOR?</strong></p>
<p>Op. Dr. Onur Polat, tanı sürecini şöyle açıklıyor: “Hastaların göz muayenesinde göz tansiyonu ölçümü ve göz dibi muayenesi rutin olarak yapılmaktadır. Göz tansiyonu ölçümü ve göz dibi muayenesinde glokomdan şüphelenilen hastalara, teşhis için ek bazı tetkikler uygulanır. Glokom hastalığında temel bulgu görme siniri hasarı olduğundan, retina sinir lifi ölçümü, görme alanı testi ve kornea kalınlığı ölçümleri yapılır. Bu ölçümler sonucunda hastalığın tanısı konur, tedavisi düzenlenir ve belirli aralıklarla takibi yapılır.”</p>
<p><img decoding="async" src="https://www.muglayenigun.com/wp-content/uploads/2026/03/glokomda-erken-tani-gorme-kaybini-onleyebilir-0-GArDRJ8j.jpeg" /></p>
<p><strong>ERKEN TEŞHİS GÖRME KAYBINI ÖNLEYEBİLİR</strong></p>
<p>Görme sinirlerinde ve görme alanında oluşan hasarda geri dönüş olmadığından erken tanının oldukça önemli olduğunu söyleyen Op. Dr. Onur Polat, “Erken teşhis edildiğinde kolaylıkla ve başarıyla tedavi edilebilen glokomda düzenli aralıklarla yapılan muayeneler, glokomun erken tanı ve tedavisi için en iyi yöntemdir. Özellikle ailesinde göz tansiyonu olan ve risk grubunda olan bireylerin kontrollerini ihmal etmeden yapmaları tedavinin başarısı için oldukça önemlidir” şeklinde konuşuyor.</p>
<p><strong>TÜRKİYE&#8217;DE YAKLAŞIK 2 MİLYON GLOKOM HASTASI BULUNUYOR</strong></p>
<p>İleri evrelerde kalıcı görme kaybına yol açan glokomun, dünyada körlük nedenleri arasında ikinci sırada yer aldığını belirten DoktorTakvimi uzmanlarından Op. Dr. Onur Polat, “Ülkemizde glokomun görülme sıklığı yüzde 2-2,5. Bu oran, 40 yaş üzeri her 40 bireyden birinde glokom olduğunu göstermektedir. Tanısı konulmuş glokom hastası sayısı yaklaşık 550 bin, ancak henüz tanı konmamış yaklaşık 1,5 milyon glokom hastası olduğu tahmin edilmektedir. Yani ülkemizde yaklaşık 2 milyon glokom hastası bulunuyor ve önemli bir kısmı henüz tanı almamış ve tedaviye ulaşamamıştır. Erken teşhis ve tedavi ile kontrol altına alınabilen ve körlüğün engellenebildiği bu hastalıkta farkındalık düzeyini artırmak ve hastalıklarından habersiz olanlara ulaşmak amacıyla 12 Mart Dünya Glokom Günü ve 8-14 Mart Dünya Glokom Haftası kapsamında bilgilendirmeler yapılmaktadır” diyor.</p>
<p><strong>40 YAŞ ÜSTÜ OLANLAR RİSK ALTINDA</strong></p>
<p>Glokom açısından risk altında olan kişiler hakkında bilgilendirme yapan DoktorTakvimi uzmanlarından Prof. Dr. Deniz Turgut Çoban, “40 yaş üstü olanlar, ailesinde glokom bulunanlar daha yüksek risk altındadır. Diyabet, yüksek tansiyon hastaları, göz ameliyatları, göz yaralanmaları, romatizmal göz ve sistemik hastalığı olanlar ve uzun süre kortizon kullanan kişilerde de risk artar” şeklinde konuşuyor.</p>
<p><strong>GLOKOMDA KAYBEDİLEN GÖRME GERİ GELMİYOR</strong></p>
<p>“Glokom tedavi edilmezse görme alanı giderek daralır ve kalıcı görme kaybı oluşabilir” diyen Prof. Dr. Deniz Turgut Çoban, “Glokomda kaybedilen görme ve görme alanı kaybı geri gelmez. Tedavi, hastalığın ilerlemesini durdurmayı amaçlar” diyor.</p>
<p><img decoding="async" src="https://www.muglayenigun.com/wp-content/uploads/2026/03/glokomda-erken-tani-gorme-kaybini-onleyebilir-1-rBZ5VH9t.jpeg" /></p>
<p><strong>GLOKOM TEDAVİSİNDE KULLANILAN YÖNTEMLER</strong></p>
<p>Prof. Dr. Deniz Turgut Çoban, glokom tedavisinde uygulanan yöntemleri şöyle anlatıyor: “En sık göz damlaları kullanılır. Gerekirse lazer tedavisi veya ameliyat yapılabilir. Amaç göz içi basıncını düşürmektir. Göz sinirlerini desteklemek için vitamin ve aminoasit içeren damla ve ağızdan alınan ürünler de vardır.”</p>
<p><strong>GLOKOM HASTALARININ DİKKAT ETMESİ GEREKENLER</strong></p>
<p>Glokom hastalarının günlük yaşamda dikkat etmesi gerekenler hakkında uyarılarda bulunan DoktorTakvimi uzmanlarından Prof. Dr. Deniz Turgut Çoban, “Tüm ilaçlar ve takviyeler her zaman uzman hekime danışılarak kullanılırsa glokom yapabilecek ürünlerden uzak durulmuş olur. Glokom ilaçlarının da düzenli kullanılması ve kontrollerin aksatılmaması gerekir. Doktora sormadan tedavi bırakılmamalıdır. Genel sağlığa dikkat edilmesi de hastalığın ilerlemesini yavaşlatmaya yardımcı olur” diyor.</p>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.muglayenigun.com/glokomda-erken-tani-gorme-kaybini-onleyebilir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ofis çalışanlarına uyarı! Hareketsiz yaşam omurga sağlığını tehdit ediyor</title>
		<link>https://www.muglayenigun.com/ofis-calisanlarina-uyari-hareketsiz-yasam-omurga-sagligini-tehdit-ediyor/</link>
					<comments>https://www.muglayenigun.com/ofis-calisanlarina-uyari-hareketsiz-yasam-omurga-sagligini-tehdit-ediyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yenigün Gazetesi]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 Mar 2026 12:43:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Bel]]></category>
		<category><![CDATA[Göçmen]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.muglayenigun.com/?p=401086</guid>

					<description><![CDATA[Uzmanlar, masa başında uzun süre hareketsiz çalışmanın bel, boyun ve sırt ağrılarına yol açtığını belirterek ergonomik çalışma düzeni ve düzenli hareketin omurga sağlığı için hayati önem taşıdığına dikkat çekiyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>
<h3><strong> </strong>Uzun süre masa başında ve hareketsiz şekilde çalışmak, günümüzde birçok ofis çalışanının karşı karşıya kaldığı ciddi sağlık sorunlarını beraberinde getiriyor.</h3>
<p>Uzmanlara göre bu durum yalnızca duruş bozukluklarına değil, kalp hastalıklarından diyabete, kronik ağrılardan metabolik yavaşlamaya kadar pek çok sağlık problemine zemin hazırlayabiliyor.</p>
<p>Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Selçuk Göçmen, özellikle bel, boyun ve sırt ağrılarının ofis çalışanlarında en sık görülen şikayetler arasında yer aldığını belirterek, bu ağrıların aslında vücudun “hareket et” mesajı olduğunu söyledi.</p>
<p><img decoding="async" src="https://www.muglayenigun.com/wp-content/uploads/2026/03/ofis-calisanlarina-uyari-hareketsiz-yasam-omurga-sagligini-tehdit-ediyor-0-95PepsUS.jpeg" /></p>
<p>Çalışma ortamının ergonomik düzenlenmesinin omurga sağlığı açısından büyük önem taşıdığını vurgulayan Göçmen, masa ve sandalyenin doğru şekilde ayarlanması gerektiğini ifade etti. Sandalyenin bel desteğine sahip olması ve yüksekliğinin ayarlanabilir olmasının önemli olduğunu belirten Göçmen, dirseklerin masaya paralel şekilde yaklaşık 90 derece açıyla durması ve monitörün göz hizasında, 50-70 santimetre mesafede konumlandırılması gerektiğini kaydetti.</p>
<p>Görme bozuklukları ve yetersiz aydınlatmanın da boyun sağlığını olumsuz etkileyebileceğine dikkat çeken Göçmen, ekrandaki yazıları net görebilmek için farkında olmadan boynun öne doğru eğilmesinin “kaplumbağa duruşu” olarak adlandırıldığını ve bunun boyun omurlarına binen yükü artırdığını söyledi.</p>
<p>Telefonun boyun ile omuz arasına sıkıştırılarak kullanılmasının da ciddi sinir hasarlarına yol açabileceğini belirten Göçmen, telefon görüşmelerinde kulaklık kullanılmasını önerdi. Ayrıca klimanın doğrudan vücuda temas etmesinin kas spazmlarını ve fıtık ağrılarını tetikleyebileceğini ifade etti.</p>
<p>Uzun süre hareketsiz kalmanın omurlar arasındaki disklerin sıvı dolaşımını olumsuz etkilediğini belirten Göçmen, gün içinde hareket etmenin önemine dikkat çekti.</p>
<p>Yarım saatte bir kısa yürüyüşler yapılmasını ve iki saatte bir germe egzersizleri uygulanmasını tavsiye eden Göçmen, merdiven kullanmak veya kısa mesafelerde yürümek gibi küçük alışkanlıkların da büyük fayda sağlayabileceğini söyledi. Stresin de kas gerginliğini artırarak omurga sağlığını olumsuz etkilediğini belirten Göçmen, düzenli nefes egzersizleri, meditasyon ve yoga gibi aktivitelerin kas gerginliğini azaltabileceğini ifade etti.</p>
<p>Omurga sağlığını korumak için ideal kilonun korunması ve sigaradan uzak durulmasının da önemli olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Selçuk Göçmen, dengeli beslenme ve doktor kontrolünde alınacak vitamin desteklerinin kemik sağlığını güçlendirebileceğini sözlerine ekledi.</p>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.muglayenigun.com/ofis-calisanlarina-uyari-hareketsiz-yasam-omurga-sagligini-tehdit-ediyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kolonoskopi için belirtileri beklemeyin: Kolon kanseri artık gençleri de tehdit ediyor</title>
		<link>https://www.muglayenigun.com/kolonoskopi-icin-belirtileri-beklemeyin-kolon-kanseri-artik-gencleri-de-tehdit-ediyor/</link>
					<comments>https://www.muglayenigun.com/kolonoskopi-icin-belirtileri-beklemeyin-kolon-kanseri-artik-gencleri-de-tehdit-ediyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[İhlas Haber Ajansı]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 06 Mar 2026 12:51:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.muglayenigun.com/kolonoskopi-icin-belirtileri-beklemeyin-kolon-kanseri-artik-gencleri-de-tehdit-ediyor/</guid>

					<description><![CDATA[Türkiye'de en sık görülen 3. kanser türü olan kolon kanserine karşı uyaran Dr. Bülent Şengül, 45 yaşından itibaren düzenli kolonoskopi yaptırmanın hastalığı henüz başlamadan bitirebileceğini vurguladı.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h2>Türkiye’de en sık görülen üçüncü kanser türü olan ve görülme yaşı giderek düşen kolon kanserinde erken tanı hayati önem taşıyor. Gastroenteroloji Uzmanı Dr. Bülent Şengül, kolonoskopinin önleyici bir tedbir olabileceğini belirterek, &#8220;Kolonoskopi kontrolleri sizlere kolon kansersiz bir yaşam sunabilir&#8221; dedi.</h2>
</p>
<p>Mart ayı kolon kanserine dikkat çekmek ve toplumda erken tanı bilincini artırmak amacıyla ’Kolon Kanseri Farkındalık Ayı’ olarak anılıyor. Türkiye’de en sık görülen kanser türleri arasında üçüncü sırada yer alan ve görülme yaşı giderek düşen kolon kanseri, çoğu zaman erken evrede belirti vermeden ilerliyor. Bu nedenle düzenli tarama ve kolonoskopi kontrollerinin kanserleşme potansiyeli taşıyan poliplerin erken dönemde tespit edilmesinde ve hastalık başlamadan önlenmesinde büyük fayda sağladığını vurgulayan Medicana International İzmir Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Uzm. Dr. Bülent Şengül, kolon kanserine karşı dikkat edilmesi gerekenler hakkında bilgi verdi.</p>
<p>&#8220;Genç yaş grubu da tanı almaya başladı&#8221;</p>
</p>
<p>Kolon kanserinin kadın ve erkekte görülme sıklığının aynı olduğunu dile getiren Dr. Şengül, &#8220;Eskiden ileri yaş hastalığı olarak bilinen bu kanser türünde görülme yaşı son yıllarda giderek düşmekte ve genç yaş grubunda tanı konulan olgu sayısı giderek artmaktadır&#8221; dedi.</p>
</p>
<p>Kolon kanserine karşı dikkat edilmesi gerekenleri aktaran Dr. Şengül, &#8220;Akdeniz tipi beslenme riski azaltır. Hayvansal yağ ve kırmızı etten zengin beslenmek, işlenmiş ve katkılı et ürünlerini fazlaca tüketmek riski artırır. Sigara ve alkol kullanımı riski artırır. Fazla kilolarınızdan kurtulmak riski azaltır. Düzenli egzersiz ve spor riski azaltır, hareketsiz yaşam tarzı riski artırır. Kolonoskopi ve gaitada gizli kan testi gibi tarama testleri hayati öneme sahiptir&#8221; açıklamasını yaptı.</p>
<p>&#8220;Şikayet oluşmasını beklemeyin&#8221;</p>
</p>
<p>Kolon kanserine karşı en güçlü yöntemin düzenli kontrol olduğunu belirten Uzm. Dr. Bülent Şengül, şu ifadeleri kullandı:</p>
</p>
<p>&#8220;45 yaş ve üzerindeki kişiler herhangi bir şikâyet ya da bulgu olmasını beklemeden kolonoskopi kontrolü yaptırmalıdırlar. Ailesinde kolon kanseri, meme kanseri, yumurtalık ve rahim kanseri öyküsü olan kişiler ise daha erken yaşlarda kolonoskopi kontrollerine başlamalıdırlar. Bu kanser gruplarında genetik yatkınlık önemli rol oynamaktadır. Kolon kanserlerinin çoğu, polip denilen bağırsak içerisindeki et beni şeklindeki iyi huylu küçük lezyonların zamanla büyümesi ve ilerlemesi sonucu oluşmaktadır. Erken yaşlarda başlanan ve birkaç yıl aralarla düzenli olarak yaptırılan kolonoskopi kontrollerinde polip tespit edilirse, bu yapılar özel bir yöntemle kesilerek bağırsaktan uzaklaştırılmakta ve bu polipten yola çıkarak gelişebilecek bir kolon kanseri süreci daha başlamadan sona erdirilmektedir. Öte yandan bu hastalık genelde ilk zamanlarda sinsi seyredip, geç evrelerde belirti vermeye başladığı için herhangi bir şikayet olmaksızın yaptırılan kolonoskopi kontrolü hastalığın erken evrede bulunmasına imkan sağlayacağı için hayat kurtarıcı bir öneme sahiptir.&#8221;</p>
<p>Makattan kanamalara dikkat</p>
</p>
<p>Kolonoskopi yapılması gereken durumlara ilişkin de bilgi veren Dr. Şengül, 45 yaş ve üzerindeki kadın-erkek ayrımı olmaksızın herkesin düzenli tarama yaptırması gerektiğini belirtti. Şengül, &#8220;Ailesinde birinci derece yakınlarında kolon kanseri ya da kolon polip öyküsü bulunanlar, daha önce kendisinde kolon kanseri veya polip belirlenenler, 10 yıldan uzun süredir iltihabi bağırsak hastalığı olanlar risk grubunda yer alıyor. Ayrıca karın ağrısı, kilo kaybı, bağırsak alışkanlığında değişiklik (normal seyrederken kabızlık ya da ishal gelişmesi), demir eksikliği anemisi, gaitada gizli kan testi pozitifliği, dışkıda taze kan görülmesi veya makattan kanama gibi belirtiler varlığında gecikmeden kolonoskopi yapılması öneriliyor. Kişinin kendisinde ya da yakınlarında meme, yumurtalık veya rahim kanseri öyküsü bulunması da dikkate alınması gereken önemli risk faktörleri arasında yer alıyor&#8221; dedi.</p>
</p>
<p>Dr. Şengül, makattan kanamanın çoğu zaman hemoroid kaynaklı sanılarak önemsenmediğini söyleyerek, &#8220;Bu yaklaşım, kolorektal kanser tanısında gecikmeye yol açabiliyor. Tanıdaki her gecikme, hastalığın ilerlemesine ve tedavi seçeneklerinin azalmasına neden olabilir. Daha önce hemoroid tanısı almış olsanız bile makattan kanama durumunda mutlaka bir uzmana başvurarak kolonoskopi kontrolü talep edin. Unutmayın kolonoskopi yapılmadan geçen zaman aleyhinize işleyebilir ve tedavi şansınızı azaltabilir&#8221; diye konuştu.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.muglayenigun.com/kolonoskopi-icin-belirtileri-beklemeyin-kolon-kanseri-artik-gencleri-de-tehdit-ediyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
