Prof. Dr. Seher Akça: “ Atatürk’ün kurduğu cumhuriyet; milli egemenlik, hürriyet, demokrasi, bilimsellik, akılcılık, demokratik laik hukuk devleti temellerine dayanmaktadır. “
Prof. Dr. Hüseyin Gazi Topdemir: “Cumhuriyet bir aydınlanma, ilerleme projesidir. Atatürk, Türk halkına sadece savaş meydanlarında değil uygarlık seviyesine nasıl çıkılacağını bilimin ışığında göstermiştir. “
Prof. Dr. Ali Akar: “ Atatürk, Türkçe’nin bütün alanlarda hakim bir ulus dili olması gerektiğini savunmuştur. Türkçe’nin bilim, kültür, sanat dili olması gerektiğini düşünen Atatürk, tarihi metinlerimizin çevirilmesine büyük önem vermiştir. “
Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesie (MSKÜ) Edebiyat Fakültesi Dekanlığı tarafından düzenlenen “Atatürk ve Cumhuriyet” konulu panel Şehit Polis Yaşar Özlem Amfisinde gerçekliştirildi. Panele Rektör Yardımcısı Edebiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mustafa Gökçe, Dekan Yardımcıları Prof. Dr. Negehan Uçan Eke, Doç. Dr. Yunus İnce, akademisyenler ve öğrenciler katılırken, panelin yöneticiliğini Edebiyat Fakültesi Tarih Bölüm Başkanı Prof. Dr. Bayram Akça yürüttü.
Panelin ilk konuşmacısı Prof. Dr. Seher Akça, Atatürk’ün düşünce dünyası, eğitim hayatı, milli mücadele ve cumhuriyet dönemini, cumhuriyetin ilanının bayram olarak kutlanmaya başlanması sürecini anlattı.
Milletleri mille yapan önemli sembollerin olduğunu belirterek sözlerine başlayan Akça; “ Milletleri millet yapan, devletleri devlet yapan önemli semboller vardır. Bunlardan birisi de milli bayramlardır. Milli bayramların kutlanması 2. Meşrutiyet döneminde Hürriyet Bayramı olarak kutlanması ile başlar. Daha sonra cumhuriyetin ilanı ile birlikte resmiyet kazanmıştır.” Dedi.
Cumhuriyetin siyasi ve rejim olarak tanımını da yapan, ulus devletin doğuşu, insan haklarının yayılması gibi konularda özet bilgiler veren Akça; “ Cumhuriyetimizin kuruluş felsefesi ve dayandığı temellere baktığımız zaman ne kadar sağlam olduğunu görürüz. Cumhuriyetimizin 2. Yüzyılına ulaşmasının haklı gururunu yaşıyoruz. “ diye konuştu.
“Cumhuriyet; milli egemenlik, hürriyet, demokrasi, bilimsellik, akılcılık, demokratik laik hukuk devleti temellerine dayanmaktadır “
Atatürk’ün düşünce dünyası ile ilgili olarak bilgiler aktaran Akça; “ Atatürk’ün daha öğrencilik yıllarında düşünce dünyasında mutlak olarak cumhuriyet fikri şekillenmiştir. O, meşrutiyeti yarım kalan bir inkılap olarak nitelendirmiştir. Atatürk’ün ilk eğitimini aldığı Selanik, Manastır coğrafyası dönemin imparatorluğunun batıya açılan pencereleridir. Atatürk’ün düşünce dünyasını, aldığı eğitim, aydınlanma felsefesi, felsefi akımlar, düşünürler, okuduğu kitaplar şekillendirmiştir. Okuduğu kitapların ağırlığını ise sosyal bilimler, tarih, edebiyat eserlerinden oluştuğunu görürüz. Aldığı eğitimlerle birlikte kendini geliştirmesi sonucu kendisinde lider kimliği oluşmuştur.
Milli mücadeleyi başlatmasıyla; İstanbul’dan başlayan sonra Samsun-Havza, Amasya, Sivas, Erzurum ve Ankara, cumhuriyetin kilometre taşlarıdır. Atatürk’ün kurduğu cumhuriyet; milli egemenlik, hürriyet, demokrasi, bilimsellik, akılcılık, demokratik laik hukuk devleti temellerine dayanmaktadır. “dedi.
“Cumhuriyet bir ilerleme projesi olarak kuruldu”
Bir felsefeci gözü ile milli mücadelenin, cumhuriyetin kuruluşu ve devrimlerin Atatürk’ün zihin dünyasında nasıl oluştuğunu anlatan Prof. Dr. Hüseyin Gazi Topdemir, Atatürk’ün bilim ve eğitime verdiği önemi, bilim felsefesinin cumhuriyetin kuruluşu ve gelişmesindeki etkilerini vurguladı.
Devrimlerin belirli kişilerin zihinlerinden fikir olarak doğduğunu ve sonra geniş kitlelere yayıldığına dikkat çeken Topdemir; “ Atatürk, Türk Milletine geri kalmışlığın bir kader olmadığını göstermek için tam bağımsızlığı, kurtuluşu gerçekleştirdi ve daha sonra aydınlanmayı gerçekleştirdi. Eğitim öncelikli olmak üzere çağdaş uygarlık seviyesine ulaşmak için devrimler yaptı. Acil eylem planlarının başında eğitim vardı. Bilim ve eğitim kurumlarının çağın gereklerine uygun hale getirmek için projeler geliştirdi. Anadolu halkının aydınlanması için bütün gerekleri yerine getirdi. “ dedi.
Cumhuriyetin bir aydınlanma hareketi olarak doğduğunun altını çizen Topdemir; “ Cumhuriyeti kuran kadrolar her şeyden önce dünyada olup bitenleri yakından takip ederken, yüzyılın bilgi çağı olduğunu öngörmüşlerdir. Bilimin ışığında bir eğitim sistemi kurmak istemişlerdir. Bilimsel ilerleme ile toplumsal gelişimin koşutluk taşıdığını anlamışlardar ve doğrultuda kurum ve kuruluşları hayata geçirmişlerdir.
Cumhuriyetin kuruluş sürecinde hiçbir şey tesedüfi değildir. Atatürk, Türk halkına sadece savaş meydanlarında değil uygarlık seviyesine nasıl çıkılacağını bilimin ışığında göstermiştir. “ diye konuştu.
Sunumunda Cumhuriyet Dönemi Dil Politikaları’nı özetleyen Prof. Dr. Ali Akar ise, cumhuriyetin önemine vurgu yaparak sözlerine başladı. Cumhuriyetin koşusunun temelinde 1839’da Tanzimat’ın ilanı ile başladığını belirten Akar; “ Dönemin aydın kuşağı yüzünü batıya çeviriyor. O kuşak; meşruti, halka dayalı bir yönetim biçimi istiyor. O dönemin Osmanlı Türkçesi ağır ve ağdalı bir dil idi. Halka ulaşmanın en öncelikli yolunun dilde sadeleştirme olduğunu savundular. Namık Kemaller, Şinasiler kendi dönemlerinde sade sayılabilecek ve halkın anlayabileceği dilde gazeteler yayımlamaya başladılar. Bunun ardından dilin sadeleştirilmesi, alfebenin değiştirilmesi konusunda çok tartışmalar yaşandı. Ömer Seyfettin, Ziya Gökalp bu tartışmaları yumuşattılar. Halkın kullanmadağı kelimelerin dilimizden atılması ağır bastı. Ardından da İttihat Terakki ve Türkçülük akımı geldi. “ dedi.
“Türkçe’nin fonetiğine en uygun alfabe Latin alfabesidir”
Cumhuriyetin ilanında sonra bir çok yenilik ve modernleşme projeleri ile birlikte dil politikalarının da geliştirildiğine dikkat çeken Akar; “ Atatürk, cumhuriyeti kurduktan sonra dil konusundaki çalışmaların ilk ayağı alfebe değişikliği. Alfabe değişikliğine karşı “eski kültürümüzle bağımız koptu” şeklinde tartışmalar yaşandı. Tam tersi eski kültürümüzle bağ kurulmuştur. Alfabe değişmetden önce okur yazar oranı yüzde 3-4 civarındaydı. Değişiklikle birlikte ve sonrasında bu rakam yüzde 90’lara çıktı. Türkçe’nin fonetiğine en uygun alfabe şimdiki kullandığımız alfabedir. “ diye konuştu.
Cumhuriyet dönemi dil politikaları alanında yapılan önemli gelişmelerin birinin de Türk Dil Kurumu’nun kurulması olduğunun altını çizen Akar; “ Atatürk, Türkçe’nin bütün alanlarda hakim olan bir ulus dili olması düşüncesindedir. Bu yüzden 1932 yılında Türk Dil Kurumu’nun kurulması çok önemli bir gelişmeledir. Türkçe’nin bilim, kültür, sanat dili olması gerektiğini düşünen Atatürk, tarihi metinlerimizin çevirilmesine büyük önem vermiştir.
Atatürk’ün ölümünden sonra ve 1950’lerden itibaren dil meselesi siyasete alet ediliyor. Bunlar cumhuriyet dönemi dil politikalarına zarar vermiştir.
60-70’li yıllar ise bir kargaşa ile geçmiştir. Bu yılların ardından ve medyanın yaygınlaşmasından sonra ise Türk Dili kontrol edilemez hale gelmiştir.
Fakat sün 15-20 yıl içindeki gelişmeler de sevindiricidir. Yunus Emre Enstitüsü, TÖMER, TİKA, Türk Devletleri Teşkilatı gibi kurumların, Türkçe’nin küresel ölçekte hakim olması için önemli çalışmalar gerçekleştirmektedir.” Diye konuştu.

Bu haber 33 kez okundu.
