Ormanlarımız ve keçiler

Bilindiği gibi yüzde 68’i ormanlarla kaplı Muğla ili orman varlığı açısından ülkemizin en önemli şehri. Doğal güzellik ve endüstriyel materyal olmasının yanından orman bir “Yaşam” kaynağı. Orman yoksa “oksijen” yok, orman yoksa sel baskınları, heyelanlar var.

Ülke genelinde baktığımızda ise birkaç bölgemizin dışında ne yazık ki orman varlığımız neredeyse yok denecek kadar az. Bu açıdan ormanlarımızı korumanın yanında orman varlığımızı daha da artırmalıyız. Bu doğrultuda ilgili bakanlıkların ve bu bakanlıkları bağla müdürlüklerin elbette önemli çalışmaları var. Lakin ben bu çalışmaların daha da artırılması gerektiği düşüncesini taşıyorum. İşlenen orman ürünlerinin en azından aynı oranda yerine fidan dikmeli ve ağaç varlığımızı geliştirmeliyiz ki ileriki yıllarda boşluğa düşmeyelim.

Malumunuz olduğu üzere yangın mevsimindeyiz ve Muğla ili orman yangınlarına birinci derece hassas bir bölge. Dolayısıyla sadece orman varlığımızı artırmak yetmiyor orman yangınları ile mücadele konusunda da bütün kurum ve kuruluşlar ve toplumun bütün kesimlerine önemli görev ve sorumluluklar düşüyor.

Son yıllarda Muğla Orman Bölge Müdürlüğü’nün özellikle de yangın söndürme işçilerinin insan üstü gayretleri ile yanan sahalar açısından gözle görünür düşüşler kaydediliyor. Ama ne yazık ki çıkan orman yangınlarının çok büyük bir oranı insan kaynaklı. Bunların başında da söndürülmeden atılmış sigara izmariti, mangal ateşi, anıt yakmak için yakılan ateş, mercek görev yapan ormana atılan cam şişeler v.s.

Geçtiğimiz yıllarda ormanları koruma çalışmaları ve bu doğrultuda getirilen yasaklar içinde ormanlık alanlarda keçi otlatma yasağı da  vardı. Geçtiğimiz günlerde internet sitelerini dolaşırken bir yazı gözüme ilişti tam ta konu ile alakalı. Şimdi bu yazıyı  paylaşarak ve yangınsız yaz mevsimi dileyerek yazımı sonlandırıyorum.

“Şimdi sorsam keçi ormana zarar verir mi diye, sanırım herkes evet der. Peki kaçınız şu anda pahalı et yememizin sebebinin bu yalan olduğunu biliyor. Tüm yıl boyunca aynı bölgede, doğal çevrenin kaldıramayacağı kadar çok keçi yapılırsa tabi ki zararı olur. Bu tüm çiftlik hayvanları için geçerlidir. Keçiler aslında ormanlar için kilit öneme sahiptir. Keçiler ormanların bahçıvanlarıdır. Orman tabanındaki dalları budarlar ve ormanın aşırı sık olmasını engellerler. Bu sayede orman altının hava ve ışık almasını sağlarlar. Bu nedenle orman tabanında diğer pek çok bitki için yer açılır ve doğal çevre zenginleşir. Orman içlerinde sürekli geçtikleri yerlerde kuru otları ve yaprakları parçalayarak orman yangınlarının yayılmasına engel olmakta fayda sağlarlar. Yine eğimli yerlerde patikalar açıp, yamaçları teraslarlar. Buda erozyona karşı fayda sağlar. Bu gün Orman bakanlığı yangın yolları, ormanın budanması ve seyreltilmesi için önemli bir masraf yapmaktadır. Oysa keçiler bunları bedava yaptığı gibi insanlara da geçim kaynağı olmaktaydı. Sadece insanlara değil. Dağda bayırda kalıp giden hayvanlar yırtıcıların, gübreleri böceklerin, böceklerde kertenkele ve kuşların geçim kaynağı idi. Üstelik orman bakanlığının yaptığı budamalarda ağaç dalları orman tabanında bırakılmakta ve buda yangına davetiye çıkarmaktadır.

Yine keçiler en çok doğaya dayalı beslenen hayvandır. Buda üretim maliyetlerini en aşağı çeker. Üstelik GDOlu ve zararlı katkı maddeleri içeren fabrikasyon yemleri az yada hiç yemedikleri için etleri ve sütleri insanlar için besinden öte şifadır. Hiç Torosların zirvelerindeki yaylalarda dolaşma imkanı olmayan şehirliler, Keçi yetiştiren Yörüklerden alacakları keçi peyniri ile o yaylalarda yetişen onlarca çeşit bitkinin şifasına ulaşabilirler. Tabii bulabilirlerse !

Eskiden keçi üretimi yüksekti. Özellikle sucuk üretiminin büyük kısmı damızlık vasfını yitirmiş keçilerden yapılırdı. Sucuğun iyisi keçiden olur. İşte bizi sömürmek isteyen Firavunlar küçükbaş üretimini yok etmeye karar verdi. İlk olarak keçiyi hedef aldılar. Emirleri altındaki tüm STK ve medya ile keçiye bir saldırı başlattılar. Keçiyi Orman ve ağaç düşmanı ilan ettiler. Siyasetçiler meclisten gerekli kanunları çıkardılar. Keçi yasaklandı. Direnen üreticilere büyük cezalar verildi. Piyasa şartları üretici aleyhine düzenlendi. İthalat baskısı ve yaşam pahalılığına yeni zorluklar eklendi. Üretici, üretimden çekilmeye mecbur bırakıldı. Keçi yem maliyeti Düşük olduğu için et para etmese de üretilebiliyordu ama koyun öyle değildi. Koyunculuğu bitirmek için fazla uğraşmalarına gerek kalmadı. Üreticiyi ithalata ve yüksek maliyet fiyatlarına ezdirdiler. Sürekli yerli ırklar kötülendi. Yabancı ırklar son kalan üreticilere dayatıldı. Artık mevcut hayvan varlığı GDOlu yemleri yemeden olmayan yüksek maliyetli hayvanlardı.

Operasyon tamamlanmış, Tarihin başından beri çoban olan Türkler artık kendi etini üretemez, sağlıklı beslenemez hale gelmişti. Sağlıkları daha da bozulmalıydı. Özellikle Avrupa’nın çöp etleri için pazar haline geldik. Bir zamanlar Dünyanın en kaliteli etini  üreten Türkler artık dünyanın en kalitesiz etlerini yiyor. GDOlu yemlerle beslenen hayvanların zararlı ürünlerini tüketiyor. Önümüzdeki yıllarda şehir hastaneleri kronik rahatsızlıkları olan hastalar ile dolacak.  Paramızın büyük kısmı ilaca gidecek. Herkesin dikkatini çekmiştir, toplumda kısırlık çok arttı. Önümüzdeki on yıl içinde kısırlık çok önemli bir sorunumuz olacak. GDOLu yem yiyen ineklerin bile kısırlığı artıyor !!!” (ALINTI)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.