MÂNÂ

Bazı sözlerin muhatabı kulaklar değil kalplerdir, diye boşuna denmemiştir. Bazı sözler, kulak sahiplerince duyulmaz, duyulamaz. Kulak sahiplerince duyulamayan sözleri gönül erbabı duyar, anlar. Gönülden duymak ayrı şeydir. Erbabı bilir gönülden duymanın önemini.

Şâir, şiir, şairlik tabiatı deyince mânâ ve lafız akla gelir. Şair Nâbî, “Mânâsız sözden, horoz sesi daha güzel gelir; hiç olmazsa o mânâsını bilmese de öteceği zamanı bilir” der. Mânâsız söz, boşa sarf edilmiştir. Bayağıdır, tatsızdır.

Mânâ örgüsü şair ve yazarlar elinde kuyumcu titizliği ile işlenirken değer kazanır. Ahmed Haşim “Mânâsız anlaşılan bir şiir, bütün güzelliğini kaybetmiştir”, der. Mânâ her şeydir. Mânâyı tesis eden edebiyat erbabı, anlam kalesini fethetmiştir. Mânâ üzerine Kaygusuz Abdal şu mısraları söyler;

Bu Âdem dedikleri

El ayakla baş değil

Âdem mânâya derler

Suret ile kaş değil.

İnsan ve mânâ… Kaygusuz Abdal asırlar önce insanın el, ayak ve baştan ibaret olmadığını söyler. İnsan demenin mânâ demek olduğuna dikkat çeker, insanın suret ile kaştan ibaret olmadığını söyler. İnsandaki mânâ konusu, derinliğine düşünülmelidir.

İnsan mânâyı neye, nasıl, ne kadar yükler. Mânâ üzerine düşünme herkeste aynı mıdır? İnsanın insan olarak mânâsı, canlıların can olarak mânâsı, bunların farkında olunması ayrı bir farkındalık gerektiriyor.

19 Mayıs 1925 – 21 Şubat 1965 tarihleri arasında yaşamış insan hakları savunucusu, Malcolm X adını alan Malcolm Little; “Mânâdan sevgi, maddeden ise bunalımlar fışkırır” der, örneğin. Bu cümleyi insandaki mânâ çerçevesinden ele alırsak ne kadar doğru olduğunu anlarız. Gerçekten mânâdan sevgi doğar. Anlam kalesine sevgiyi koyarsınız. Maddeden bunalımların fışkırması ise mânânın sevgide olmasındandır. Mânânın derinliği, sözün gücünü arttırır. Sözün gücü deyince Orhan Demirtaş’ın aşağıdaki mısraları dikkat çekici;

Yol benim,

………….yolcu benim,

……………………..zahirim sen,

………………………………….mânâm sen

Gizliydim yedi iklim,

……….derdimi aleme aşikar eden sen

Mânâ yüklü mısralar. Yol benim, yolcu benim diyor şair, zahirim sen, manam sen diyor ve yedi iklimde gizli olduğunu söylüyor. Derdimi dünyaya açık eden sensin diyor, şair. Mânâyı, “mânâm sensin” diyerek karşısındakine yükleyen şair, mânâ yolunda mânâ yolcusudur ve gizlidir.

Gizli olan mânâyı araştırmak için şiiri deşmek, terennümü yaz gecelerinin yıldızlarını raşe içinde bırakan hakir kuşu, eti için öldürmekten farklı olmasa gerek, der Ahmet Haşim. Bu sebeple Ahmet Haşim’e kulak verip şiiri daha fazla deşmeyip mânâ aramayı okuyucuya bırakalım.

“Bir kimsenin sesindeki, gözlerindeki ve davranışlarındaki mânâ, kullandığı sözlerindekinden az değildir” der La Rochefoucauld. Biraz mânânın bu yönüne kafa yormak gerekir. Bazen sözlerin kifayetsiz geldiği durumlar söz konusu olur işte bu nokta da önemlidir. Bazen bir kuşun göklerde süzülmesindedir mânâ, bazen bir ağacın meyve vermesinde, bazen de bir hayvanın bakışında… Mühim olan mânâyı görebilmektir. Mânâyı görebileceğimiz nice günlere temennileri ile eyvallah.

Bu Habere Yorum Yapın