Köşe YazılarıOsman Taylan ÖZTÜRK

TAXİDERMİA

24 Kasım’ı ardımızda bıraktık. Her günümüz özel bir gün olduğu için ellerimiz hep havada, alkışa hazır. Ağzımız hep açık, takdire hazır. Övüyoruz, bir kaç güzel cümle kuruyor ve sosyal medya üzerinden en güzel fotoğrafı paylaşıp, günün anlam ve önemine layık hareket ediyor-muş gibi yapıyoruz. Bu durum o kadar kanıksanmış ki, fark etmiyoruz bile. Her günümüz özel, her günümüz önemli. Sırayla geliyor, alkışla gidiyor günler.

İnandığımız ve değerli olarak kabul ettiğimiz düşüncelerimize uygun bir özel gün bulmak çok kolay. İki cümle fazla kurarsın, bir fazla kişiyle konuşursun ve vicdanın hemen aklına yenik düşer.

Kadınlar gününde karanfil satışlarının zirve yaptığını bilmiyor muyuz? Önüne gelen kadına karanfil veren takım elbiseli insanlar hiç mi yok? 24 Kasım da velilerin öğretmenleri, yani bizleri aradığını, kendini hatırlattığını ve sanki bu sebep olmuşçasına sınav sonuçlarını sorup “ya hocam bizim çocukta çalışıyor ama işte…” deyip konuyu istediği noktaya çekerek, işimizin zor olduğunu söylediğini bilmiyor muyuz? Biliyoruz. Çünkü hepimiz bunları yapıyoruz. Mış gibi yapmaya kendimizi o kadar alıştırmışız ki bağlamdan farklı düşünemiyoruz bile.

Haydi, gelin düşünelim… Bir eviniz olsun, kiraya verdiğiniz kişi de öğretmen olsun. Kira tahsil günü ayın 22 si ve öğretmenin maaşı geç yattığı için otomatik ödemede olan kiranız 22 sinde hesabınıza yatmamış olsun. Ertesi gün beklersiniz. Zaten sonraki gün öğretmenler günü, bu bahane ile arar kirayı sorarım demez misiniz? Dersiniz.

Çok zengin bir öğretmen olduğunuzu varsayalım. Öğrenciler günü var mı bilmiyorum ama gelin biz bunu kurban bayramı yapalım. Öğrencinin evine et girerse kurban bayramı sayesinde girer. Bence öğrencinin en mutlu anı da budur. 6 daireli bir apartınız olsun, apartın önüne mangal kurup o kiracı öğrencilere mangal yapıp ellerinizle et yedirir misiniz? Yedirmezsiniz.

Dilimizde ütopya, hayatımızda gerçekler var. Şimdi söyleyin bana, hangisine inanalım ve bu mesele nihayete ersin. Bu çelişkiyi yaşayıp rahatsızlık duymamayı nasıl başarıyorsunuz? Öğretmen olduğum için konuyu kişiselleştirme gayretinde değilim fakat kendi yaşantımdan hareketle sizlere bir sürü örnek verebilirim. Elimde o kadar argüman var ki… Bu sadece 24 Kasım’a bırakılacak bir olgu değil. Eminim sizlerde düşünseniz, sizlerde bir sürü çelişki bulabilirsiniz mesleğinize verilen değerle ilgili. Günlerce konuşuruz. En son kurulacak cümle muhtemel “eee dünya böyle artık.” olacaktır. Hayır dünya böyle değil. Biz onu bu hale getirdik. Geride bıraktığımız değerlerimizin içini samanla doldurup vicdanımızın vitrininde sergiliyoruz. O değerler oradaymış gibi. Ama değiller. Camdan gözlerle bize bakıyorlar yaşıyormuşçasına. Bizde arada sırada tozlarını alıyoruz. Bir şeyler yanlış gittiğinde huzursuzluk duymuyorsanız, yanlış giden şeyler sizin işinize yarıyordur. Herkes için güzel, herkes için kabul görecek, onaylanacak temel insanlık yasalarını içimizde barındırıyorken buna mukavemet göstermek bizi hangi noktaya taşıdı, taşıyor? Hepimiz birer taxidermist edasıyla bir şeylerin içini boşaltıyor, başka bir şeylerle dolduruyoruz. Hadi beni arayın da geçmiş öğretmenler günümü kutlayın…

Söz çok sevinmiş gibi yapacağım.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı