TÜRK SOLCULUĞU

Türkiye kurulduğu günden beri ideolojiler konusunda tezatlıklar görülen bir ülkedir. Özellikle Atatürk’ü dahi anlayamamış bu kadrolar nereye savrulduysa, Kemalizm’den özgün bir ideoloji ortaya koyamamıştır. Öyle ki ele alıp, savunduğu her ideolojiyi kalıplar içine hapsetmiş, ilerlemenin önünü kesmiştir. Bunlardan en göze çarpan örneği ise yine bize özgü olan “solculuktur”.

Özellikle 1960’dan sonra Atatürkçülüğü, solculukla harmanlanmaya çalışmış yeni nesil sosyalistler türemiştir. Bu dönemin ideolojisi, her ne kadar kendini devrimci ve ilerlemeci olarak isimlendirse de pratik böyle olmamıştır. Devrimcilik ve modernlik gibi iki benzemezi bir araya getirmeye çalışan bu anlayış, zamanla evrilerek sonunda 12 eylülün de itmesiyle, yaşanmış kötü anılardan intikamcı ve kendine anti-militarist bir kimlik kazanmıştır. Öyle ki etkisi bugün de süren bu sosyalist anlayış, varlığını Türk Silahlı kuvvetlerinin karşısında, Türkçülüğü hor gören, elitist bir kimlik üzerine kurmuştur.

Özellikle 2010 yılındaki referandum sürecinde, “yetmez ama evetçi” anlayış, Akp’nin arkasına sıralanmış, devlet ve kadroları ile hesaplaşma kindarlığı içinde, liberaller ile birlikte köşe kapma yarışı içine girmişlerdir. Bu silik ve kimliksiz sol liberal anlayışın kullanma süresi dolunca da Akp tarafından, sistemin dışına atılarak pragmatik siyasete geri dönülmüştür.

Şimdi bu sol-liberal savunucuları Erdoğan’ın ne kadar otoriter bir kimliğe büründüğünü, devletin yine 90’lara dönüş yaptığını ağlamaklı şekilde dile getirmektedirler. Ancak bu defa, toplumun hiçbir sınıf ile organik bağ kuramayan bu kimseler, haliyle taraftar bulamamakta ve kendi söylediklerini kendileri dinlemektedirler.

Türk solunun ne olduğu hala meçhul ve hala karanlıktır. Tutunacak tek dalları HDP ve Kürtçülük kalmıştır ve ne hikmetse Pkk gibi bir örgütü karşılarına alma cesareti de gösterememektedirler. Ancak, Türkçülüğü ve Kemalizm’ i yerden yere vurarak söylem üretebilen bu anlayış, ortaya ne özgün bir ideoloji ne de yeni kavramlar koyabilmiştir. Sözüm ona entelektüel görünen bu cenah, tarihi okumayı da öğrenememiştir.

Şimdi soracak olursanız kim bunlar isim vererek bahsetmek yerinde olacaktır. Kaldı ki toplumu yönlendirmeye çalışan bu kimseleri tanımak oldukça yerinde olacaktır. Bu kesimin en başında bugün T-24 adı ile kurulan medya kuruluşudur. Eski yetmez ama evetçilerin karargahı olan bu aydın görünümlü simsarların başında Hasan Cemal ve Cengiz ÇANDAR gelmektedir. Her iki isimde yıllardır Kürtçülüğü hortlatmaya uğraşan, sivil siyaseti savunur gibi gözüküp Türk Silahlı Kuvvetleri’ni yıpratmaya çalışan bir yol tutmuşlardır. Özellikle Ergenekon davası süreçlerinde toplumu yönlendiren bu iki isim iktidara koltuk değnekliği yapmıştır. Yani bu adamların yazdıklarını okurken bir değil, bin defa düşünmek evladır.

Bunun yanında Ali BAYRAMOĞLU ve Ethem MAHÇUPYAN’ ı da dikkatle okumanızı tavsiye ederim. Kulağa hoş gelen liberal ve demokratik söylemlerinin arkasında Türkçülüğe yönelik kindar hezeyanları sırıtmaktadır. Özellikle 90’larda ki devletin hukuk tanımaz işlerini sermaye edinen bu isimler, bu haklı eleştirilerinin altına farklı hesaplar gizleyebilmeyi başarmıştır. Evet 90’larda ki kaba milliyetçi anlayış toplumda derin yaralar açmış ve bunun getirdiği ortamın sömürücüleri de bu isimler olmuştur.

Yine bir başka isim Medyascope isimli sosyal medya kanalı ile haberler yapan Ruşen ÇAKIR. Özellikle çok eleştirdiği merkez medya sayesinde var olabilmiş bu isim, yetmez ama evetçilerin belki de en göze batmayan savunucusu idi. Şimdiler de ne dediğini kendisinin bile anladığını düşünmüyorum. Özellikle batı düşünce kuruluşları ile mesai yapan Çakır, sol görünüm altında Kürtçülüğü ve HDP’ yi ayak tutmak için uğraşmaktadır.

Bunlar dışında da birçok isim sayılabilir lakin en göze batan ve yine de bazı kesimlerce dikkate alınıp, sivrilenleri bu isimlerdir. Öte yandan bu isimlerin ortak özellikleri, bir zamanlar merkez medya kuruluşlarının en aranır isimler oluşudur. Bunun yanında yine hepsi merkez medyadan kovulmalarının nefreti ve ezikliğini aynı anada hissederek, bir zamanlar “olsun ama Akp, ehveni şerdir” derken, şimdiler de Akp’nin en yılmaz düşmanları konumuna yükselmişlerdir.

Velhasıl bu sol liberal savunucular, kendi önlerini bile aydınlatamazken Türkiye’de ki bireyleri aydınlatıp, önünü açacak bir yol göstermekten uzaktır. Akıllarınca barışçı ve özgürlükçü söylemler ile toplumun kanayan yaralarını sarmak yerine daha kaşımaktadırlar.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı