MİRAS

Şimdi mevcut Akp iktidarı her ne kadar 2001’ de kurulduğunda “efendim, biz milli görüş gömleğini çıkardık” deseler de, kökleri olan ve önce Milli Nizam, Milli Selamet, Refah Partisi ve son olarak da Fazilet Partisinden Akp’ye miras kalan bir huy hala sürmektedir. Öyle ki zaten bu huylarından vazgeçmeleri demek kanımca toplumsal iktidarlarından da vazgeçmeleri demektir.
Peki nedir bu vazgeçilemeyen “huy”?
“Allah rızası için bağış toplama” huyu. Bunu önceleri en ilkel şekilde yapan bu anlayış, giderek iktidarı ele geçirmesi ile birlikte devlet gücünü de kullanarak, “yardımsever-hayır” kuruluşu çatısı altında tarifi imkansız derece bağışlar toplandığı veridir.
Peki, bu nerde ve ne zaman ilk olarak su yüzüne çıktı, bu “hayırseverliğin” tarihine bakalım?
MERCÜMEK DAVASI
İstanbul Fatih Savcılığı 21 Mayıs 1994’te Süleyman Mercümek’in hesaplarına el koyarak tüm bankalardan hesap kayıtlarını istedi. Kayıtlar incelendiğinde, Mercümek’in çeşitli bankalarda 14 ayrı döviz hesabı bulunduğu ve o zamanki değerle 16 trilyon 548 milyar 500 milyon lirayı kontrol ettiği ortaya çıktı. Bu meblağın Bosna için toplanan için ancak yerine hiç ulaştırılmayan paralar olduğu ortaya çıktı. Bir mağdur o günlerde olayı şöyle anlatmış; “1995 genel seçimi öncesindeyiz. Bosna’da savaş devam ediyor. O zaman Avrupa’daki İHH adlı yardım kuruluşu aracılığıyla yardımlar toplanıyor. Refah Partisi olarak topladığımız paraları Erbakan Hoca’ın muteber kabul ettiği kişilere veriyoruz. Yardımların bir kısmı da elden gidiyor. Süleyman Mercümek hakkında Fatih Asliye Ceza Mahkemesi’nde yardım toplamadaki usulsüzlüklerle ilgili yüksek para cezası ve hapis cezası verilmiştir.
KAYIP TRİLYON DAVASI
Anayasa Mahkemesi “Milli Görüş”ün SP ve FP’den önceki partisi Refah Partisi’ni 1998’de kapatınca, yöneticilerden elde bulunan Hazine yardımını devlete iade etmeleri istedi ancak parti paranın harcandığını ileri sürdü ve parayı vermedi. Müfettişlerin yaptığı incelemelerde ise Hazine’ye iade edilmesi beklenen, o günün parasıyla 1 trilyon liranın “sahte belgelerle harcanmış gibi gösterildiği” ortaya çıkarıldı.
“Kayıp Trilyon Davası”nda RP Genel Başkanı Necmettin Erbakan, “özel belgede sahtecilik” suçundan 2 yıl 4 ay hapse mahkum oldu. Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesi, 68 RP yöneticisini de 1 yıl ile 1 yıl 2 ay arası hapisle cezalandırdı. Yargıtay kararı onayınca hukuki çark tamamlandı. Ancak eski RP Genel Başkan yardımcıları İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül hakkında, devamlı dokunulmazlık altında oldukları için ceza davası açılmadı. Necmettin Erbakan hakkında verilen ceza yüz kızartıcı bir suç nedeniyle alındığı için Erbakan’ın siyasi yaşamının bittiği varsayıldı. Erbakan ev hapsi ve af sürecinden sonra siyasi haklarına yeniden kavuştu. Diğer sanıklar ise ne hikmetse bir türlü YARGILANAMADI ve dosyanın üstü kapatıldı.
DENİZ FENERİ DERNEĞİ YOLSUZLUĞU
Unutturulmuştur, ancak bu günlerde tekrar hatırlatılması gereken davadır.
Türkiye’ nin bugüne geliş aşamalarını göstermesi açısından, kitaplarda yer alması gerekendir. Sadece dernek değil, öncesinde onunla paralel kanal7 nin kuruluşu ile bugün “yandaş medya” denilen sistemin ve süregelen düzenin temelleri atılmıştır. Birileri, yapılmak istenen karşı devrimin en önemli adımının hükümeti, yargıyı değil, medyayı ele geçirmek olduğunu on yıllar önce görmüştür.
2007 yılında Almanya’nın başlattığı Deniz Feneri soruşturması, mahkemelerin dernek hakkındaki suçlamalarının kanıtlanmasıyla son bulmuştu. Türkiye’de açılan dava ise, AKP hükümetinin ve yargının çeşitli yavaşlatma girişimleri ile sürekli sekteye uğradı. Öyle ki en sonunda davanın seyri zülfi yâre dokunacağı anlaşılınca soruşturmayı yürüten 3 savcı da görevden alındı.
Her şey, 2007 yılında Frankfurt savcılığının, Frankfurt’ta merkezi bulunan Deniz Feneri e.V derneğini, “kara para aklama ve dolandırıcılık” soruşturması kapsamında basmasıyla başlamıştı. Savcılığın hazırladığı iddianamede, dernekle birlikte Euro 7 televizyonunun, reklamlar, internet ve gazete gibi yollarla derneğe bağış çağrısında bulunduğu, bu çağrı yapılırken, Türkiye’de, Pakistan’da ve diğer ülkelerdeki yardıma muhtaç insanlar kısmen gösteriliyor ve onlara nasıl ve nelerle, hangi yollarla yardım edilebileceği söyleniyordu. Bağışların banka havalesi ile veya nakit verilerek yapılacağı açıklanıyordu. Dernek tarafından verilen hesap numaralarına yekün olarak 41 milyon 400 bin avro bağış havale edilmişti. İddiaya göre, toplanan bu paraların yalnızca yüzde 40’ı bağış için kullanılmış, geri kalan paralar ise dernekle ilişkideki şirketlere aktarılmıştı. Etiyopya için toplanan paralar, aslında yerine hiç ulaşmamıştı…
Daha birçok vaka… Gördüğünüz gibi hep aynı hikaye, ve bu hikaye bugünde Türk KIZILAY’ ı paravan olarak kullanılmaktadır. Utanıp, sıkılmayan Kızılay Başkanı açıkça derneğin vergiden kaçmak isteyenler için adres olduğu söylemektedir. Hesap vermeyen, hesap sorulamayan bu kuruluş artık zan altındadır ve benim tavsiyem kesinlikle “nakdi” yardım yapılmamasıdır…

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı
%d blogcu bunu beğendi: