CERVANTES SAAVEDRA

1547 doğumlu İspanyol yazar Cervantes, yoksul bir hekim olan babasının oradan oraya süren gezginci yaşamına ayak uydurmak zorunda kaldı. Bundan dolayı da hiçbir zaman düzenli bir eğitim alamadı. Bir süre ise Salamanca üniversitesine devam ettiği sanılmaktadır. Filhakika en büyük tutkusu okuma merakı idi. Gençlik dönemlerinde yazdıkları birkaç ürkek denemeden ibarettir.

Cervantes askerlik mesleğine girdikten sonra Papa’nın İspanya Elçisinin çömezi olarak 1569’da Roma’da gittiği bilinmektedir. 1570’de yeniden askerliğe döndü. Bu arada tüm İtalya’yı ve Rönesans’ı tanımış oldu. Eski klasikleri ve İtalyan yazarları okuyarak edebiyata ilişkin ilk düzenli adımını atmış oldu.

Kutsal Katolik İttifakının, Osmanlı İmparatorluğu’na düzenlediği deniz seferlerine katıldı. Cervantes, II. Selim zamanında fethedilen Kıbrıs’ın düşüşünü gözleri ile gördü. 7 Ekim 1571’de İNEBAHTI Savaşına bizzat katıldı ve yaralanarak sol elini kullanamaz hale geldi. Daha sonra 1572’de Navarin, 1573’de Tunus, 1574’de de Halk El-uvet’ de Osmanlılara karşı yapılan savaşlara iştirak etti. 1575’de izin alıp İspanya’ya geri döneceği sırada Türkler tarafından esir düşürülen Cervantes, tutsak olarak Cezayir’e götürüldü. Beş yıl burada tutsak kalan Cervantes kaçmaya çalışsa da ancak 1580’de kefareti ödenince serbest kalabildi.

Madrid’e (Toledo) döndüğünde kendini edebiyat çalışmalarına verip geçimini bu yolla sağlamayı denedi ancak yazdıkları para etmiyordu. Yazarlıktan para kazanamayacağını anlayınca da 1584’de zengin bir toprak sahibinin kızı ile evlendi. Bu evlilik ona aynı zamanda devlet görevine girebilmesinin de önünü açmıştı. 1588 İngiltere-İspanya savaşı boyunca levazım müdürü olarak görev yaptı. “Yenilmez Armada” yenilince bu görevi de sonlandı. Görev yaptığı süre boyunca “ görevi kötüye kullanmadan “ suçlandı, tutuklandı ve aforoz edildi. Bu suçlardan bir süreliğine aklansa da 1605’de bu defa cinayet suçlaması ile yeniden hapse girdi. Tüm bu çalkantılı hayatı O’nu ileride usta bir roman yazarı olmasına yol açacaktı.

Cervantes adını ilk olarak 1585’de yayımlanan “La Galatea” eseri ile duyurduktan sonra zirveye 1605’de ilk baskısını yapan “DON QUİJOTE” romanı ile çıkacaktı. Bu eserleri sayesinde meşhur olan Cervantes artık soyluların da koruması altına girerek, tüm hayatını edebiyata verebildi.

Kendini her zaman aykırı gören ve daha farklı edebi türlerde başarı kazanmaya can atan Cervantes, yeni bir edebi türü, yani MODERN ROMANI yarattığının farkında bile değildi.

Dünya klasiği kabul edilen, 1605’de başlayıp 1615’de tamamlanan iki bölümlük baş yapıtı “ DON QUİJOTE”dan bahsetmeden geçmek olmaz. Kısaca özetlemek gerekirse;

Vaktini şövalye romanları okumakla geçiren yaşlı bir soylunun aklı, bu okuduğu romanlar ile öylesine karışır ki sonunda kendisi de mutlaka bu roman kahramanları gibi işler yapmaya heveslenir. Eziyet çeken prensesleri kurtarmak, hainleri cezalandırmak, yel değirmenleri ile savaşarak başarıları ile dünyaya ün salmak ister. Ünlü atı, “ROSSİNANTE” ye biner, başına paslı bir miğfer, sırtına tavan arasında köşeye atılmış duran bir zırh geçirir ve serüven aramaya çıkar. Bir hancı kendisine şövalye unvanı verince, o da çevredeki bir köylü kadına “ Dulcinea del Toboso” adını vererek, onu düşüncelerinin kadını olarak seçer. Yolda karşılaştığı katırcılara Dulcinea’nin yeryüzünün en güzel kadını olduğunu kabul ettirmek ister, bunun üzerine katırcılar öfkelenip onu fena halde döverler.

Don Quijote evine götürülür, onu delirttiği düşünülen şövalye romanlarının hepsi bir papaz ve bir berber tarafından törenle yakılır. Ne var ki Son Quijote’un deliliği geçecek gibi değildir, kısa süre sonra yaralarını sarıp yeniden yola düzülür ve bu kez yanına sağduyusu ile onu belalı serüvenlerden korumaya çalışacak olan seyisi SANCHO PANZA’ yı da yanına alır.

SANCHO, yüce gönüllü çılgınlığın karşıtı, gerçekçi ve pratik aklı temsil eder. Romanın bütün felsefesi bu karşıtlıkta yatar. Don Quijote ile Sancho Panza, o dönem İspanyol düşüncesinin iki belli başlı tipini canlandırır. Bunlardan biri sürekli olarak erişilemez hayaller peşinde koşan, kahramanlık dolu bir geçmişin ve şanlı bir geleceğin düşlerine kapılarak, maddi yaşamın gereklerini unutan Dön Quijote karakteri, diğeri ise pratik, gerçekçi ama aynı zamanda oldukça kaderci ve zengin olmak için çalışmaktan çok şansa bel bağlayan bir tip olan Sancho Panza.

Bu yapıtın üslubu o kadar doğal o kadar zengindir ki İspanyol edebiyatının gelmiş geçmiş en yetkin özelliklerine sahiptir diyebiliriz. 1614’de romanı yarım bırakan Cervantes’in eserini, takma ad kullanan biri tamamlamaya kalkışınca, bu yavanca ve acemice girişim, Cervantes’i yapıtını bir an önce bitirmeye iter ve 1615’de romanını artık tamamlamış olur.

Hayatın gerçeklerinden kopmamanız dileğiyle…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı
%d blogcu bunu beğendi: