Koronavirüs ve iç hesaplaşma

Son günlerde hayatımızın nerede iste tümünü avucunun içerisine alan Koronavirüs salgını dolayısı ile mecburen kendimizi eve hapsetmiş bir şekilde daha çok düşünme daha çok hesaplaşma adına daha çok mesai harcıyor, eskiye dair ne varsa hatırlamaya çalışıyor bir anda geçmişe dönüyor, belki de geçmişin güzel anlarına duyduğumuz özlem dolayısı ile o günlere doğru koşar adım yürüdüğümüzü fark ediyoruz.

Kurtulmaya çalıştığımız Koronavirüs belası sayesinde farkına vardık ki İster dünyanın en zengin insanı olsun, ister herkesin karşısında titrediği bir yönetici olsun isterse bütün gününü aç susuz geçirmek zorunda kalan bir yoksul vatandaş olsun tamamının çocukluk ile ilgili milyonlarca hatırası olduğu bir gerçek.

 Bir anneden dünyaya gelen çocuk bakıyorsunuz daha doğumda annesini kaybediyor, yıllar içerisinde meydana gelen talihsiz kazalar ve doğal felaketler dolayısı ile bırakın anne-baba ve kardeşlerini bütün akrabalarını kaybeden ve bütün hayatını yalnız başına geçirmek zorunda kalan çocuklar biliyoruz.

Birde bütün çocukluk ve gençlik dönemini annesi-babası-kardeşleri ve diğer aile fertleri ile geçirme şansını bulan aile olma şansını yakalayan ve bu şansı dolayısı ile hayata daha mutlu daha dirençli hazırlanan çocukları biliyoruz.

Bizim çocukluğumuzda bu kadar beton yoktu, aşağıdan baktığımızda yukarısı görünmeyen bu yüzden de kaç katlı olduğunu bilemediğimiz yüksek binalarda yoktu, Para şimdiki kadar değerli değildi, belki de yaşımız itibarı ile para ile işimizde yoktu.

Çocukluğumuzda yağmur sonrası burnumuza gelen o mis gibi toprak kokusunu bugün artık bulabilmek nerede  ise mümkün değil, Her tarafın beton ile kaplandığı bir dünyada yağmurda yağacak toprak bulamayınca o müthiş toprak kokusu da yıllar içerisinde kayboldu gitti.

Çok güzel arkadaşlarımız vardı, Annesinin verdiği bir lokma ekmeği arkadaşları ile bölüşen, kavganın, tartışmanın olmadığı zamanlarda yaşıyorduk, elektrik henüz yok,  aydınlatma çoğu kez gaz lambaları ile yapılıyor, Çeşmeler, tuvaletler evin dışında, Kimilerinin bahçe duvarı, kimilerinin çeper, kimilerinin de Hayat dediği muhafazalı, bahçeli evler halen daha dün gibi hatırımızda.

Bizim çocukluğumuza dair iyi anılarımız, kötü anılarımıza göre çok daha fazla olmuştur. Aslında kötü anımız yok bile denilebilir. Bu yüzden olsa gerek çocukluk yıllarımız ile ilgili anlatacağımız o kadar güzel yaşanmışlıklarımız var ki yazmaya çalışsak ciltler dolusu kitap olur.

Koronavirüs salgını dolayısı ile geçmiş hatıralarımıza doğru yol aşırken Bir gün baktık ki büyümüşüz, çocukluğumuz ise bir daha asla bulamayacağımız kadar uzaklara gitmiş.

Çocukluğumuzu aramanın beyhude bir çaba olduğunun farkına varmış olsak da araya ergenlik çağı, gençlik çağı, olgunluk çağı, şimdilerde ise yaşlılık çağı gibi bizim hiç istemediğimiz zaman dilimleri girince, hiç durmadan ‘Geçti günler bir su gibi/Neredeydik nerelere geldik’ mısralarını tekrarlayıp duruyoruz.

Bir daha çocukluğumuza dönme imkanımız elbette ki yok. Çocuk olmak gibi bir şansımız da yok. Zaman sudan daha çabuk geçip gitmiş zira.

Bu Habere Yorum Yapın